النمل
An-Naml
The Ants
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Tanrı'nın adıyla, Tümüyle Esirgeyen, Esirgeyen.
Ṭa. Sin.
طسٓ
Bunlar Okuma'nın ve açık bir Yazı'nın işaretleridir,
تِلْكَ ءَايَٰتُ ٱلْقُرْءَانِ وَكِتَابٍۢ مُّبِينٍ
inananlar için kılavuzluk ve müjde, Temas'ı sürdürenler ve katışıksız cömertliği verenler, ve son yaşam konusunda kesin emin olanlar.
هُدًۭى وَبُشْرَىٰ لِلْمُؤْمِنِينَ ٱلَّذِينَ يُقِيمُونَ ٱلصَّلَوٰةَ وَيُؤْتُونَ ٱلزَّكَوٰةَ وَهُم بِٱلْءَاخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ
Son yaşama inanmayanlar, Biz onlara işlerini süsledik, ve işte el yordamıyla yürüyorlar.
إِنَّ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْءَاخِرَةِ زَيَّنَّا لَهُمْ أَعْمَٰلَهُمْ فَهُمْ يَعْمَهُونَ
İşte onlar, kötü cezanın kendilerine düştüğü kişilerdir, ve son yaşamda en büyük kaybedenler onlardır.
أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ لَهُمْ سُوٓءُ ٱلْعَذَابِ وَهُمْ فِى ٱلْءَاخِرَةِ هُمُ ٱلْأَخْسَرُونَ
Ve sen elbette Okuma'yı bir Bilge'den, bir Her Şeyi Bilen'den alıyorsun.
وَإِنَّكَ لَتُلَقَّى ٱلْقُرْءَانَ مِن لَّدُنْ حَكِيمٍ عَلِيمٍ
Musa ailesine dediği zaman: “Bir ateş gördüm; size ondan bir haber getireceğim, ya da size yanan bir kor getireceğim, belki ısınabilirsiniz.”
إِذْ قَالَ مُوسَىٰ لِأَهْلِهِۦٓ إِنِّىٓ ءَانَسْتُ نَارًۭا سَـَٔاتِيكُم مِّنْهَا بِخَبَرٍ أَوْ ءَاتِيكُم بِشِهَابٍۢ قَبَسٍۢ لَّعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ
Oraya vardığında ona seslenildi: “Ateşin içinde olan ve çevresinde olan kutlu olsun!
فَلَمَّا جَآءَهَا نُودِىَ أَنۢ بُورِكَ مَن فِى ٱلنَّارِ وَمَنْ حَوْلَهَا
Ve Tanrı'ya şan olsun, bütün varlıkların Vasisine!
وَسُبْحَٰنَ ٱللَّهِ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Ey Musa, şüphesiz Benim, Tanrı, Mutlak Güçlü, Bilge. Ve asanı at.”
يَٰمُوسَىٰٓ إِنَّهُۥٓ أَنَا ٱللَّهُ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ وَأَلْقِ عَصَاكَ
Onu bir Gizli gibi titreşirken gördüğünde, kaçmak için arkasını döndü ve geri dönmedi.
فَلَمَّا رَءَاهَا تَهْتَزُّ كَأَنَّهَا جَآنٌّۭ وَلَّىٰ مُدْبِرًۭا وَلَمْ يُعَقِّبْ
“Ey Musa, korkma;
يَٰمُوسَىٰ لَا تَخَفْ
Ben, elçiler Benim katımda korkmazlar,
إِنِّى لَا يَخَافُ لَدَىَّ ٱلْمُرْسَلُونَ
zulmeden, sonra kötüyü iyiyle değiştiren hariç; o zaman Ben şüphesiz Çok Bağışlayanım, Esirgeyenim.
إِلَّا مَن ظَلَمَ ثُمَّ بَدَّلَ حُسْنًۢا بَعْدَ سُوٓءٍۢ فَإِنِّى غَفُورٌۭ رَّحِيمٌۭ
Ve elini yakanın içine sok: beyaz çıkacak, hiçbir kötülük olmaksızın,
وَأَدْخِلْ يَدَكَ فِى جَيْبِكَ تَخْرُجْ بَيْضَآءَ مِنْ غَيْرِ سُوٓءٍۢ
dokuz işaret arasında, Firavun'a ve halkına doğru;
فِى تِسْعِ ءَايَٰتٍ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ وَقَوْمِهِۦٓ
çünkü onlar sınırı aşanlardan oluşan bir halktı.”
إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَوْمًۭا فَٰسِقِينَ
Bizim işaretlerimiz onlara, açıkça görünür olarak geldiğinde, dediler ki: “Bu apaçık bir yanılsamadır.”
فَلَمَّا جَآءَتْهُمْ ءَايَٰتُنَا مُبْصِرَةًۭ قَالُوا۟ هَٰذَا سِحْرٌۭ مُّبِينٌۭ
Ve onları inatla yok saydılar, oysa kendi Özleri onlardan kesin emindi, zulüm ve yükseklikle.
وَجَحَدُوا۟ بِهَا وَٱسْتَيْقَنَتْهَآ أَنفُسُهُمْ ظُلْمًۭا وَعُلُوًّۭا
Bak öyleyse bozguncuların sonu nasıl oldu.
فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلْمُفْسِدِينَ
Biz şüphesiz Davut'a ve Süleyman'a bir bilgi verdik; ve ikisi de dediler ki: “Övgü Tanrı'ya, bizi O'nun buyruğuna uyan inananlarının çoğunun üzerinde üstün kılan.”
وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا دَاوُۥدَ وَسُلَيْمَٰنَ عِلْمًۭا وَقَالَا ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ ٱلَّذِى فَضَّلَنَا عَلَىٰ كَثِيرٍۢ مِّنْ عِبَادِهِ ٱلْمُؤْمِنِينَ
Ve Süleyman Davut'a mirasçı oldu, ve dedi ki: “Ey insanlar, bize kuşların dili öğretildi, ve bize her şeyden pay verildi;
وَوَرِثَ سُلَيْمَٰنُ دَاوُۥدَ وَقَالَ يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ عُلِّمْنَا مَنطِقَ ٱلطَّيْرِ وَأُوتِينَا مِن كُلِّ شَىْءٍ
bu elbette apaçık ikramın ta kendisidir.”
إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلْفَضْلُ ٱلْمُبِينُ
Ve Süleyman için orduları toplandı, Gizliler, insanlar ve kuşlar arasından, ve sütunlar halinde dağıtıldılar.
وَحُشِرَ لِسُلَيْمَٰنَ جُنُودُهُۥ مِنَ ٱلْجِنِّ وَٱلْإِنسِ وَٱلطَّيْرِ فَهُمْ يُوزَعُونَ
Ta ki karıncaların vadisine vardıkları zaman, bir karınca dedi ki: “Ey karıncalar, konutlarınıza girin, Süleyman ve orduları farkında olmadan sizi ezmesin.”
حَتَّىٰٓ إِذَآ أَتَوْا۟ عَلَىٰ وَادِ ٱلنَّمْلِ قَالَتْ نَمْلَةٌۭ يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّمْلُ ٱدْخُلُوا۟ مَسَٰكِنَكُمْ لَا يَحْطِمَنَّكُمْ سُلَيْمَٰنُ وَجُنُودُهُۥ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
Onun sözüne eğlenerek gülümsedi ve dedi ki: “Vasim, bana ve anne babama verdiğin lütuf için minnettar olmayı ve Seni hoşnut edecek sağlam bir iş yapmayı bana ilham et; ve beni esirgemenle, Senin buyruğuna uyan sağlam kişilerin arasına kat.”
فَتَبَسَّمَ ضَاحِكًۭا مِّن قَوْلِهَا وَقَالَ رَبِّ أَوْزِعْنِىٓ أَنْ أَشْكُرَ نِعْمَتَكَ ٱلَّتِىٓ أَنْعَمْتَ عَلَىَّ وَعَلَىٰ وَٰلِدَىَّ وَأَنْ أَعْمَلَ صَٰلِحًۭا تَرْضَىٰهُ وَأَدْخِلْنِى بِرَحْمَتِكَ فِى عِبَادِكَ ٱلصَّٰلِحِينَ
Kuşları gözden geçirdi ve dedi ki: “Bana ne oluyor da hüthüdü göremiyorum? Yoksa o, bulunmayanlardan mı?
وَتَفَقَّدَ ٱلطَّيْرَ فَقَالَ مَا لِىَ لَآ أَرَى ٱلْهُدْهُدَ أَمْ كَانَ مِنَ ٱلْغَآئِبِينَ
Onu elbette şiddetli bir cezayla cezalandıracağım ya da boğazlayacağım, bana açık bir yetki getirmedikçe.”
لَأُعَذِّبَنَّهُۥ عَذَابًۭا شَدِيدًا أَوْ لَأَا۟ذْبَحَنَّهُۥٓ أَوْ لَيَأْتِيَنِّى بِسُلْطَٰنٍۢ مُّبِينٍۢ
Yokluğu uzun sürmedi,
فَمَكَثَ غَيْرَ بَعِيدٍۢ
ve dedi ki: “Senin kuşatmadığını ben kuşattım ve sana Sebe'den kesin bir aktarım getirdim.
فَقَالَ أَحَطتُ بِمَا لَمْ تُحِطْ بِهِۦ وَجِئْتُكَ مِن سَبَإٍۭ بِنَبَإٍۢ يَقِينٍ
Onlara krallık eden ve kendisine her şey verilmiş bir kadın buldum.
إِنِّى وَجَدتُّ ٱمْرَأَةًۭ تَمْلِكُهُمْ وَأُوتِيَتْ مِن كُلِّ شَىْءٍۢ
Ve onun muazzam bir binası var.
وَلَهَا عَرْشٌ عَظِيمٌۭ
Ve onu da halkını da Tanrı'nın dışında, güneşe yere kapanırlarken buldum; ve Saptırıcı onlara işlerini süsledi ve böylece yolu onlara tıkadı, öyle ki yol bulmuyorlar, öyle ki göklerde ve yerde saklı olanı çıkaran, onların gizlediklerini ve açığa vurduklarını bilen Tanrı'ya yere kapanmıyorlar.
وَجَدتُّهَا وَقَوْمَهَا يَسْجُدُونَ لِلشَّمْسِ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَزَيَّنَ لَهُمُ ٱلشَّيْطَٰنُ أَعْمَٰلَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ ٱلسَّبِيلِ فَهُمْ لَا يَهْتَدُونَ أَلَّا يَسْجُدُوا۟ لِلَّهِ ٱلَّذِى يُخْرِجُ ٱلْخَبْءَ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَيَعْلَمُ مَا تُخْفُونَ وَمَا تُعْلِنُونَ
Tanrı, O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur, muazzam Bina'nın Vasisi.”
ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ رَبُّ ٱلْعَرْشِ ٱلْعَظِيمِ
Dedi ki: “Doğru mu söyledin, yoksa yalancılardan mısın, bakacağız.
قَالَ سَنَنظُرُ أَصَدَقْتَ أَمْ كُنتَ مِنَ ٱلْكَٰذِبِينَ
Şu mektubumla git, onu onlara at, sonra onlardan çekil ve neyi geri çevireceklerine bak.”
ٱذْهَب بِّكِتَٰبِى هَٰذَا فَأَلْقِهْ إِلَيْهِمْ ثُمَّ تَوَلَّ عَنْهُمْ فَٱنظُرْ مَاذَا يَرْجِعُونَ
Dedi ki: “Ey saray çevresi, bana soylu bir mektup atıldı. O, Süleyman'dandır ve şudur: ‘Tanrı'nın adıyla, Tümüyle Esirgeyen, Esirgeyen; bana karşı yükselmeyin ve Tanrı'ya karşı dürüst kişiler olarak bana gelin.’”
قَالَتْ يَٰٓأَيُّهَا ٱلْمَلَؤُا۟ إِنِّىٓ أُلْقِىَ إِلَىَّ كِتَٰبٌۭ كَرِيمٌ إِنَّهُۥ مِن سُلَيْمَٰنَ وَإِنَّهُۥ بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ أَلَّا تَعْلُوا۟ عَلَىَّ وَأْتُونِى مُسْلِمِينَ
Dedi ki: “Ey saray çevresi, işim hakkında bana görüş verin; siz tanık olmadıkça hiçbir karar vermem.”
قَالَتْ يَٰٓأَيُّهَا ٱلْمَلَؤُا۟ أَفْتُونِى فِىٓ أَمْرِى مَا كُنتُ قَاطِعَةً أَمْرًا حَتَّىٰ تَشْهَدُونِ
Dediler ki: “Biz güç sahipleriyiz ve şiddetli bir sertlik sahipleriyiz, ama iş sana düşer; öyleyse neyi emrettiğine bak.”
قَالُوا۟ نَحْنُ أُو۟لُوا۟ قُوَّةٍۢ وَأُو۟لُوا۟ بَأْسٍۢ شَدِيدٍۢ وَٱلْأَمْرُ إِلَيْكِ فَٱنظُرِى مَاذَا تَأْمُرِينَ
Dedi ki: “Şüphesiz krallar bir kente girdiklerinde onu bozarlar ve ehlinin güçlülerini aşağılanmaya düşürürler;
قَالَتْ إِنَّ ٱلْمُلُوكَ إِذَا دَخَلُوا۟ قَرْيَةً أَفْسَدُوهَا وَجَعَلُوٓا۟ أَعِزَّةَ أَهْلِهَآ أَذِلَّةًۭ
ve işte böyle yaparlar.
وَكَذَٰلِكَ يَفْعَلُونَ
Şimdi ben onlara bir hediye göndereceğim ve gönderilenlerin ne ile döneceğine bakacağım.”
وَإِنِّى مُرْسِلَةٌ إِلَيْهِم بِهَدِيَّةٍۢ فَنَاظِرَةٌۢ بِمَ يَرْجِعُ ٱلْمُرْسَلُونَ
Süleyman'ın yanına geldiğinde dedi ki: “Beni mallarla donatmak mı istiyorsunuz? Tanrı'nın bana verdiği, O'nun size verdiğinden daha iyidir; asıl siz hediyenizle sevinirsiniz.
فَلَمَّا جَآءَ سُلَيْمَٰنَ قَالَ أَتُمِدُّونَنِ بِمَالٍۢ فَمَآ ءَاتَىٰنِۦَ ٱللَّهُ خَيْرٌۭ مِّمَّآ ءَاتَىٰكُم بَلْ أَنتُم بِهَدِيَّتِكُمْ تَفْرَحُونَ
Onlara dön: elbette onlara, karşı koyamayacakları ordularla geleceğiz ve onları oradan elbette aşağılanmış ve küçük düşmüş olarak çıkaracağız.”
ٱرْجِعْ إِلَيْهِمْ فَلَنَأْتِيَنَّهُم بِجُنُودٍۢ لَّا قِبَلَ لَهُم بِهَا وَلَنُخْرِجَنَّهُم مِّنْهَآ أَذِلَّةًۭ وَهُمْ صَٰغِرُونَ
Dedi ki: “Ey saray çevresi, onlar dürüst kişiler olarak bana gelmeden önce, hanginiz bana onun binasını getirir?”
قَالَ يَٰٓأَيُّهَا ٱلْمَلَؤُا۟ أَيُّكُمْ يَأْتِينِى بِعَرْشِهَا قَبْلَ أَن يَأْتُونِى مُسْلِمِينَ
Gizliler'den bir ifrit dedi ki: “Ben onu sana, yerinden kalkmadan önce getiririm; ve bunun için elbette güçlüyüm ve güvenilirim.”
قَالَ عِفْرِيتٌۭ مِّنَ ٱلْجِنِّ أَنَا۠ ءَاتِيكَ بِهِۦ قَبْلَ أَن تَقُومَ مِن مَّقَامِكَ وَإِنِّى عَلَيْهِ لَقَوِىٌّ أَمِينٌۭ
Yanında Tüzük'ten bir bilgisi olan dedi ki: “Ben onu sana, bakışın sana dönmeden önce getiririm.”
قَالَ ٱلَّذِى عِندَهُۥ عِلْمٌۭ مِّنَ ٱلْكِتَٰبِ أَنَا۠ ءَاتِيكَ بِهِۦ قَبْلَ أَن يَرْتَدَّ إِلَيْكَ طَرْفُكَ
Onu yanında yerinde durmuş görünce dedi ki: “Bu, Vasimin ikramındandır, beni sınamak için: minnettar mı olacağım, yoksa yadsıyacak mıyım?
فَلَمَّا رَءَاهُ مُسْتَقِرًّا عِندَهُۥ قَالَ هَٰذَا مِن فَضْلِ رَبِّى لِيَبْلُوَنِىٓ ءَأَشْكُرُ أَمْ أَكْفُرُ
Ve kim minnettarsa, ancak kendisi için minnettardır,
وَمَن شَكَرَ فَإِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِهِۦ
ve kim yadsırsa, Vasim şüphesiz Zengindir, Cömerttir.”
وَمَن كَفَرَ فَإِنَّ رَبِّى غَنِىٌّۭ كَرِيمٌۭ
Dedi ki: “Binasını ona tanınmaz kılın; yol bulacak mı, yoksa yol bulmayanlardan mı olacak, bakacağız.”
قَالَ نَكِّرُوا۟ لَهَا عَرْشَهَا نَنظُرْ أَتَهْتَدِىٓ أَمْ تَكُونُ مِنَ ٱلَّذِينَ لَا يَهْتَدُونَ
Geldiğinde ona denildi ki: “Senin binan böyle mi?” Dedi ki: “O, sanki öyleymiş gibidir.
فَلَمَّا جَآءَتْ قِيلَ أَهَٰكَذَا عَرْشُكِ قَالَتْ كَأَنَّهُۥ هُوَ
Ve bilgi bize ondan önce verilmişti ve biz Tanrı'ya karşı dürüsttük.”
وَأُوتِينَا ٱلْعِلْمَ مِن قَبْلِهَا وَكُنَّا مُسْلِمِينَ
Ve Tanrı'nın dışında, buyruğuna uyduğu şey ona yolu tıkamıştı;
وَصَدَّهَا مَا كَانَت تَّعْبُدُ مِن دُونِ ٱللَّهِ
çünkü yadsıyan bir halktandı.
إِنَّهَا كَانَتْ مِن قَوْمٍۢ كَٰفِرِينَ
Ona denildi ki: “Köşke gir.”
قِيلَ لَهَا ٱدْخُلِى ٱلصَّرْحَ
Onu görünce bir su birikintisi sandı ve bacaklarını çıplak bıraktı.
فَلَمَّا رَأَتْهُ حَسِبَتْهُ لُجَّةًۭ وَكَشَفَتْ عَن سَاقَيْهَا
Dedi ki: “Bu, billurdan yapılmış, cilalı bir köşktür.”
قَالَ إِنَّهُۥ صَرْحٌۭ مُّمَرَّدٌۭ مِّن قَوَارِيرَ
Dedi ki: “Vasim, ben şüphesiz kendime karşı zalimdim ve Süleyman'la birlikte, bütün varlıkların Vasisi Tanrı'ya karşı dürüstüm.”
قَالَتْ رَبِّ إِنِّى ظَلَمْتُ نَفْسِى وَأَسْلَمْتُ مَعَ سُلَيْمَٰنَ لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Biz şüphesiz Semud'a kardeşleri Salih'i gönderdik: “Tanrı'nın buyruğuna uyun”; ve işte onlar, çekişen iki bölük.
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَآ إِلَىٰ ثَمُودَ أَخَاهُمْ صَٰلِحًا أَنِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ فَإِذَا هُمْ فَرِيقَانِ يَخْتَصِمُونَ
Dedi ki: “Ey halkım, iyiden önce kötüyü neden çabuklaştırmak istiyorsunuz? Tanrı'dan bağışlanma dilemez misiniz, O'nun sizi esirgemesi umuduyla?”
قَالَ يَٰقَوْمِ لِمَ تَسْتَعْجِلُونَ بِٱلسَّيِّئَةِ قَبْلَ ٱلْحَسَنَةِ لَوْلَا تَسْتَغْفِرُونَ ٱللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
Dediler ki: “Biz sende ve seninle olanlarda kötü bir fal görüyoruz.”
قَالُوا۟ ٱطَّيَّرْنَا بِكَ وَبِمَن مَّعَكَ
Dedi ki: “Sizin falınız Tanrı'nın yanındadır;
قَالَ طَٰٓئِرُكُمْ عِندَ ٱللَّهِ
aksine, siz sınanan bir halksınız.”
بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌۭ تُفْتَنُونَ
Ve Başkent'te yerde bozgunculuk saçan ve hiçbir şeyi sağlamlaştırmayan dokuz kişi vardı.
وَكَانَ فِى ٱلْمَدِينَةِ تِسْعَةُ رَهْطٍۢ يُفْسِدُونَ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ
Dediler ki: “Tanrı adına birbirinize yemin edin: elbette ona ve ailesine geceleyin baskın yapacağız, sonra onun kanuni sorumlusuna elbette şöyle diyeceğiz: ‘Ailesinin mahvoluşunda bulunmadık ve biz elbette doğru sözlüleriz.’”
قَالُوا۟ تَقَاسَمُوا۟ بِٱللَّهِ لَنُبَيِّتَنَّهُۥ وَأَهْلَهُۥ ثُمَّ لَنَقُولَنَّ لِوَلِيِّهِۦ مَا شَهِدْنَا مَهْلِكَ أَهْلِهِۦ وَإِنَّا لَصَٰدِقُونَ
Ve bir komplo kurdular, Biz de bir komplo kurduk, onlar sezmeden.
وَمَكَرُوا۟ مَكْرًۭا وَمَكَرْنَا مَكْرًۭا وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
Öyleyse komplolarının sonunun nasıl olduğuna bak:
فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ مَكْرِهِمْ
Biz onları ve halklarını hep birlikte yok ettik.
أَنَّا دَمَّرْنَٰهُمْ وَقَوْمَهُمْ أَجْمَعِينَ
İşte evleri, zulümleri yüzünden bomboş.
فَتِلْكَ بُيُوتُهُمْ خَاوِيَةًۢ بِمَا ظَلَمُوٓا۟
Elbette bunda bilen bir halk için bir işaret vardır.
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ لِّقَوْمٍۢ يَعْلَمُونَ
Ve Biz inanmış olanları ve sakınanları kurtardık.
وَأَنجَيْنَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَكَانُوا۟ يَتَّقُونَ
Ve Lut, halkına dediği zaman: “Gözünüz açıkken çirkinliği mi yapıyorsunuz?
وَلُوطًا إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِۦٓ أَتَأْتُونَ ٱلْفَٰحِشَةَ وَأَنتُمْ تُبْصِرُونَ
Gerçekten, arzuyla, kadınların dışında erkeklere mi geliyorsunuz?
أَئِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ ٱلرِّجَالَ شَهْوَةًۭ مِّن دُونِ ٱلنِّسَآءِ
Aksine, siz cahil bir halksınız.”
بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌۭ تَجْهَلُونَ
Halkının tek yanıtı şunu demek oldu: “Lut'un klanını kentinizden kovun;
فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِهِۦٓ إِلَّآ أَن قَالُوٓا۟ أَخْرِجُوٓا۟ ءَالَ لُوطٍۢ مِّن قَرْيَتِكُمْ
çünkü onlar arınmak isteyen adamlardır.”
إِنَّهُمْ أُنَاسٌۭ يَتَطَهَّرُونَ
Biz de onu ve ailesini kurtardık, karısı hariç; onun geride oyalananlardan olmasını Biz belirlemiştik.
فَأَنجَيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ إِلَّا ٱمْرَأَتَهُۥ قَدَّرْنَٰهَا مِنَ ٱلْغَٰبِرِينَ
Ve Biz onların üzerine bir yağmur yağdırdık;
وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِم مَّطَرًۭا
uyarılmış olanların yağmuru ne kötü bir yağmurdur!
فَسَآءَ مَطَرُ ٱلْمُنذَرِينَ
De ki: “Övgü Tanrı'ya ve esenlik, O'nun seçtiği, O'nun buyruğuna uyanların üzerine.
قُلِ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ وَسَلَٰمٌ عَلَىٰ عِبَادِهِ ٱلَّذِينَ ٱصْطَفَىٰٓ
Tanrı mı daha iyi, yoksa ortak koştuğunuz şeyler mi?”
ءَآللَّهُ خَيْرٌ أَمَّا يُشْرِكُونَ
Gökleri ve yeri yaratan, sizin için gökten, onunla Bizim hoşluk dolu çevrili bahçeler bitirdiğimiz bir su indiren O değil mi,
أَمَّنْ خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَأَنزَلَ لَكُم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءًۭ فَأَنۢبَتْنَا بِهِۦ حَدَآئِقَ ذَاتَ بَهْجَةٍۢ
ağaçlarını bitirmek size mümkün olmadan?
مَّا كَانَ لَكُمْ أَن تُنۢبِتُوا۟ شَجَرَهَآ
Tanrı'yla birlikte bir tanrı mı var?
أَءِلَٰهٌۭ مَّعَ ٱللَّهِ
Aksine onlar, O'na karşı ağırlık koyan bir halktır.
بَلْ هُمْ قَوْمٌۭ يَعْدِلُونَ
Yeri kararlı bir yer kılan, içinde ırmaklar koyan, onun için sağlam çapalar koyan ve iki denizin arasına bir perde yerleştiren O değil mi?
أَمَّن جَعَلَ ٱلْأَرْضَ قَرَارًۭا وَجَعَلَ خِلَٰلَهَآ أَنْهَٰرًۭا وَجَعَلَ لَهَا رَوَٰسِىَ وَجَعَلَ بَيْنَ ٱلْبَحْرَيْنِ حَاجِزًا
Tanrı'yla birlikte bir tanrı mı var?
أَءِلَٰهٌۭ مَّعَ ٱللَّهِ
Ama onların çoğu bilmez.
بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
Sıkışmış olana, O'na yakardığında karşılık veren, kötülüğü gideren ve sizi yerde ardıllar kılan O değil mi?
أَمَّن يُجِيبُ ٱلْمُضْطَرَّ إِذَا دَعَاهُ وَيَكْشِفُ ٱلسُّوٓءَ وَيَجْعَلُكُمْ خُلَفَآءَ ٱلْأَرْضِ
Tanrı'yla birlikte bir tanrı mı var?
أَءِلَٰهٌۭ مَّعَ ٱللَّهِ
Ne kadar az hatırlıyorsunuz!
قَلِيلًۭا مَّا تَذَكَّرُونَ
Size karanın ve denizin karanlıklarında kılavuzluk eden ve rüzgârları, O'nun esirgemesinin önünde müjdeciler olarak gönderen O değil mi?
أَمَّن يَهْدِيكُمْ فِى ظُلُمَٰتِ ٱلْبَرِّ وَٱلْبَحْرِ وَمَن يُرْسِلُ ٱلرِّيَٰحَ بُشْرًۢا بَيْنَ يَدَىْ رَحْمَتِهِۦٓ
Tanrı'yla birlikte bir tanrı mı var?
أَءِلَٰهٌۭ مَّعَ ٱللَّهِ
Tanrı, onların O'na ortak koştuğu şeyin çok üstündedir!
تَعَٰلَى ٱللَّهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ
Yaratmayı başlatan, sonra onu yeniden yapan ve geçiminizi gökten ve yerden sağlayan O değil mi?
أَمَّن يَبْدَؤُا۟ ٱلْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُۥ وَمَن يَرْزُقُكُم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ
Tanrı'yla birlikte bir tanrı mı var?
أَءِلَٰهٌۭ مَّعَ ٱللَّهِ
De ki: “Doğru sözlüyseniz ispatınızı getirin.”
قُلْ هَاتُوا۟ بُرْهَٰنَكُمْ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
De ki: “Göklerde ve yerde, Tanrı hariç, kimse algılardan kaçanı bilmez;
قُل لَّا يَعْلَمُ مَن فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ٱلْغَيْبَ إِلَّا ٱللَّهُ
ve onlar ne zaman uyandırılacaklarını sezmezler.”
وَمَا يَشْعُرُونَ أَيَّانَ يُبْعَثُونَ
Aksine, onların bilgisi son yaşam konusunda sınırına ulaştı;
بَلِ ٱدَّٰرَكَ عِلْمُهُمْ فِى ٱلْءَاخِرَةِ
onlar ondan aksine bir kararsızlık içindedirler, onlar ondan aksine körlerdir.
بَلْ هُمْ فِى شَكٍّۢ مِّنْهَا بَلْ هُم مِّنْهَا عَمُونَ
Ve yadsıyanlar dediler ki: “Biz ve atalarımız toprak olduğumuzda, gerçekten çıkarılacak mıyız?
وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ أَءِذَا كُنَّا تُرَٰبًۭا وَءَابَآؤُنَآ أَئِنَّا لَمُخْرَجُونَ
Bu bize ve atalarımıza daha önce de şüphesiz vaat edildi;
لَقَدْ وُعِدْنَا هَٰذَا نَحْنُ وَءَابَآؤُنَا مِن قَبْلُ
bunlar öncekilerin efsanelerinden başka bir şey değil.”
إِنْ هَٰذَآ إِلَّآ أَسَٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ
De ki: “Yerde gezin ve koparılmışların sonunun nasıl olduğuna bakın.”
قُلْ سِيرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ فَٱنظُرُوا۟ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلْمُجْرِمِينَ
Ve onlar için üzülme, ve kurdukları komplolar yüzünden daralma.
وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَلَا تَكُن فِى ضَيْقٍۢ مِّمَّا يَمْكُرُونَ
Ve diyorlar ki: “Bu vaat ne zaman, doğru sözlüyseniz?”
وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
De ki: “Çabuklaştırmak istediğiniz şeyin bir kısmının sizi çoktan izlemesi mümkündür.”
قُلْ عَسَىٰٓ أَن يَكُونَ رَدِفَ لَكُم بَعْضُ ٱلَّذِى تَسْتَعْجِلُونَ
Ve senin Vasin elbette insanlara karşı bir ikram sahibidir,
وَإِنَّ رَبَّكَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى ٱلنَّاسِ
ama onların çoğu minnettar değildir.
وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَشْكُرُونَ
Ve Vasin elbette göğüslerinin barındırdığını ve açığa vurduklarını bilir.
وَإِنَّ رَبَّكَ لَيَعْلَمُ مَا تُكِنُّ صُدُورُهُمْ وَمَا يُعْلِنُونَ
Ve gökte ve yerde, açık bir kayıtta olmaksızın algılardan kaçan hiçbir şey yoktur.
وَمَا مِنْ غَآئِبَةٍۢ فِى ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ إِلَّا فِى كِتَٰبٍۢ مُّبِينٍ
Bu Okuma, İsrailoğullarına, üzerinde ayrıştıkları şeylerin çoğunu anlatır.
إِنَّ هَٰذَا ٱلْقُرْءَانَ يَقُصُّ عَلَىٰ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ أَكْثَرَ ٱلَّذِى هُمْ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ
Ve o elbette inananlar için kılavuzluk ve esirgemedir.
وَإِنَّهُۥ لَهُدًۭى وَرَحْمَةٌۭ لِّلْمُؤْمِنِينَ
Senin Vasin şüphesiz aralarında O'nun hükmüyle karara bağlar,
إِنَّ رَبَّكَ يَقْضِى بَيْنَهُم بِحُكْمِهِۦ
ve Mutlak Güçlü, Her Şeyi Bilen O'dur.
وَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْعَلِيمُ
Öyleyse Tanrı'ya vekâlet ver,
فَتَوَكَّلْ عَلَى ٱللَّهِ
çünkü sen açık hak üzerindesin.
إِنَّكَ عَلَى ٱلْحَقِّ ٱلْمُبِينِ
Sen ölülere işittiremezsin ve sırtlarını dönüp çekilirlerken sağırlara çağrıyı işittiremezsin.
إِنَّكَ لَا تُسْمِعُ ٱلْمَوْتَىٰ وَلَا تُسْمِعُ ٱلصُّمَّ ٱلدُّعَآءَ إِذَا وَلَّوْا۟ مُدْبِرِينَ
Ve sen körleri yolunu şaşırmalarından çıkarıp kılavuzluk eden değilsin;
وَمَآ أَنتَ بِهَٰدِى ٱلْعُمْىِ عَن ضَلَٰلَتِهِمْ
sen ancak Bizim işaretlerimize inanana işittirirsin ve işte onlar Tanrı'ya karşı dürüsttür.
إِن تُسْمِعُ إِلَّا مَن يُؤْمِنُ بِـَٔايَٰتِنَا فَهُم مُّسْلِمُونَ
Ve söz onlara karşı gerçekleştiğinde, Biz onlar için yerden, idrak sahibi bir kımıldayan çıkaracağız; o onlara konuşacak,
وَإِذَا وَقَعَ ٱلْقَوْلُ عَلَيْهِمْ أَخْرَجْنَا لَهُمْ دَآبَّةًۭ مِّنَ ٱلْأَرْضِ تُكَلِّمُهُمْ
çünkü insanlar Bizim işaretlerimiz konusunda kesinliğe sahip değildi.
أَنَّ ٱلنَّاسَ كَانُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا لَا يُوقِنُونَ
Ve Bizim her topluluktan, işaretlerimizi yalanlayanlar arasından bir kalabalık topladığımız gün, sütunlar halinde dağıtılacaklar,
وَيَوْمَ نَحْشُرُ مِن كُلِّ أُمَّةٍۢ فَوْجًۭا مِّمَّن يُكَذِّبُ بِـَٔايَٰتِنَا فَهُمْ يُوزَعُونَ
geldikleri zamana dek, O diyecek ki: “Benim işaretlerimi, onları bilgiyle kuşatmadan mı yalanladınız?
حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءُو قَالَ أَكَذَّبْتُم بِـَٔايَٰتِى وَلَمْ تُحِيطُوا۟ بِهَا عِلْمًا
Yoksa ne yapıyordunuz?”
أَمَّاذَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Ve zulümleri yüzünden söz onlara karşı gerçekleşecek ve hiçbir şey dile getirmeyecekler.
وَوَقَعَ ٱلْقَوْلُ عَلَيْهِم بِمَا ظَلَمُوا۟ فَهُمْ لَا يَنطِقُونَ
Görmüyorlar mı ki Biz geceyi onda dinlensinler diye, gündüzü ise onda açık görsünler diye yaptık?
أَلَمْ يَرَوْا۟ أَنَّا جَعَلْنَا ٱلَّيْلَ لِيَسْكُنُوا۟ فِيهِ وَٱلنَّهَارَ مُبْصِرًا
Bunda inanan bir halk için elbette işaretler vardır.
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَٰتٍۢ لِّقَوْمٍۢ يُؤْمِنُونَ
Ve Boru'ya üfürüldüğü gün, göklerde olanlar ve yerde olanlar dehşete kapılacak, Tanrı'nın dilediği kimse hariç;
وَيَوْمَ يُنفَخُ فِى ٱلصُّورِ فَفَزِعَ مَن فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَن فِى ٱلْأَرْضِ إِلَّا مَن شَآءَ ٱللَّهُ
ve hepsi O'na gelecek, boyun eğmiş olarak.
وَكُلٌّ أَتَوْهُ دَٰخِرِينَ
Ve dağları görürsün, onları donmuş sanırsın, oysa onlar bulutların geçtiği gibi geçerler:
وَتَرَى ٱلْجِبَالَ تَحْسَبُهَا جَامِدَةًۭ وَهِىَ تَمُرُّ مَرَّ ٱلسَّحَابِ
her şeyi tamamlayan Tanrı'nın eseri,
صُنْعَ ٱللَّهِ ٱلَّذِىٓ أَتْقَنَ كُلَّ شَىْءٍ
çünkü O, yaptıklarınızdan Yakından Haberdardır.
إِنَّهُۥ خَبِيرٌۢ بِمَا تَفْعَلُونَ
Kim iyi ile gelirse ondan daha iyisine sahip olur ve işte onlar, o gün dehşetten korunmuş olacaklar.
مَن جَآءَ بِٱلْحَسَنَةِ فَلَهُۥ خَيْرٌۭ مِّنْهَا وَهُم مِّن فَزَعٍۢ يَوْمَئِذٍ ءَامِنُونَ
Ve kim kötü ile gelirse, işte onların yüzleri Ateş'e baş aşağı devrilecek.
وَمَن جَآءَ بِٱلسَّيِّئَةِ فَكُبَّتْ وُجُوهُهُمْ فِى ٱلنَّارِ
Yaptığınız şeyden başka türlü mü karşılık göreceksiniz?
هَلْ تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
“Bana yalnızca, onu dokunulmaz kılmış olan ve her şeyin kendisine ait olduğu bu yörenin Vasisinin buyruğuna uymam emredildi;
إِنَّمَآ أُمِرْتُ أَنْ أَعْبُدَ رَبَّ هَٰذِهِ ٱلْبَلْدَةِ ٱلَّذِى حَرَّمَهَا وَلَهُۥ كُلُّ شَىْءٍۢ
ve Tanrı'ya karşı dürüstlerden olmam ve Okuma'yı seslendirmem emredildi.”
وَأُمِرْتُ أَنْ أَكُونَ مِنَ ٱلْمُسْلِمِينَ وَأَنْ أَتْلُوَا۟ ٱلْقُرْءَانَ
Öyleyse kim yol bulursa ancak kendisi için yol bulur,
فَمَنِ ٱهْتَدَىٰ فَإِنَّمَا يَهْتَدِى لِنَفْسِهِۦ
ve kim yolunu şaşırırsa, o zaman de ki: “Ben yalnızca uyarıcılardan biriyim.”
وَمَن ضَلَّ فَقُلْ إِنَّمَآ أَنَا۠ مِنَ ٱلْمُنذِرِينَ
Ve de ki: “Övgü Tanrı'ya; O size Kendi işaretlerini gösterecek ve siz onları tanıyacaksınız.”
وَقُلِ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ سَيُرِيكُمْ ءَايَٰتِهِۦ فَتَعْرِفُونَهَا
Ve Vasin yaptıklarınıza karşı umursamaz değildir.
وَمَا رَبُّكَ بِغَٰفِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ