Metinde arama
212 sonuç
-
2:25 Sure 2 · Guidance for Those Who Guard Themselves Ayeti aç →
Orada kendilerine geçim olarak bir meyve verildikçe, “Bu, daha önce bize geçim olarak verilendir” derler;
كُلَّمَا رُزِقُوا۟ مِنْهَا مِن ثَمَرَةٍۢ رِّزْقًۭا قَالُوا۟ هَٰذَا ٱلَّذِى رُزِقْنَا مِن قَبْلُ -
2:26 Sure 2 · Guidance for Those Who Guard Themselves Ayeti aç →
yadsıyanlara gelince, “Tanrı bu örnekle neyi istedi?” derler.
وَأَمَّا ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ فَيَقُولُونَ مَاذَآ أَرَادَ ٱللَّهُ بِهَٰذَا مَثَلًۭا -
2:79 Sure 2 · Guidance for Those Who Guard Themselves Ayeti aç →
Elleriyle Yazı'yı yazan, sonra bununla değersiz bir bedel satın almak için “Bu Tanrı'dan gelir” diyenlerin vay hâline!
فَوَيْلٌۭ لِّلَّذِينَ يَكْتُبُونَ ٱلْكِتَٰبَ بِأَيْدِيهِمْ ثُمَّ يَقُولُونَ هَٰذَا مِنْ عِندِ ٱللَّهِ لِيَشْتَرُوا۟ بِهِۦ ثَمَنًۭا قَلِيلًۭا -
2:126 Sure 2 · Guidance for Those Who Guard Themselves Ayeti aç →
Ve İbrahim dediğinde: “Vasim, bunu güvenli bir diyar yap ve ehline, onlardan Tanrı'ya ve Son Gün'e inananlara, meyvelerden geçim ver.”
وَإِذْ قَالَ إِبْرَٰهِـۧمُ رَبِّ ٱجْعَلْ هَٰذَا بَلَدًا ءَامِنًۭا وَٱرْزُقْ أَهْلَهُۥ مِنَ ٱلثَّمَرَٰتِ مَنْ ءَامَنَ مِنْهُم بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْءَاخِرِ -
3:37 Sure 3 · The Rope of God Ayeti aç →
Dedi ki: “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?”
قَالَ يَٰمَرْيَمُ أَنَّىٰ لَكِ هَٰذَا -
3:51 Sure 3 · The Rope of God Ayeti aç →
İşte dosdoğru bir güzergâh.”
هَٰذَا صِرَٰطٌۭ مُّسْتَقِيمٌۭ -
3:62 Sure 3 · The Rope of God Ayeti aç →
Elbette hak anlatı budur,
إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلْقَصَصُ ٱلْحَقُّ -
3:68 Sure 3 · The Rope of God Ayeti aç →
İbrahim'e insanların en yakını, elbette onu izleyenler, ve bu aktarıcı ile inananlardır.
إِنَّ أَوْلَى ٱلنَّاسِ بِإِبْرَٰهِيمَ لَلَّذِينَ ٱتَّبَعُوهُ وَهَٰذَا ٱلنَّبِىُّ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ -
3:125 Sure 3 · The Rope of God Ayeti aç →
Bilakis: sabreder ve sakınırsanız, onlar da hemen o anda üzerinize gelirlerse, Vasiniz sizi belirgin biçimde damgalanmış beş bin Görevliyle takviye edecektir.
بَلَىٰٓ إِن تَصْبِرُوا۟ وَتَتَّقُوا۟ وَيَأْتُوكُم مِّن فَوْرِهِمْ هَٰذَا يُمْدِدْكُمْ رَبُّكُم بِخَمْسَةِ ءَالَٰفٍۢ مِّنَ ٱلْمَلَٰٓئِكَةِ مُسَوِّمِينَ -
3:138 Sure 3 · The Rope of God Ayeti aç →
Bu, insanlar için açık bir anlatım, sakınanlar için bir kılavuzluk ve bir öğüttür.
هَٰذَا بَيَانٌۭ لِّلنَّاسِ وَهُدًۭى وَمَوْعِظَةٌۭ لِّلْمُتَّقِينَ -
3:165 Sure 3 · The Rope of God Ayeti aç →
Nasıl olur da, size bir talihsizlik geldiğinde, oysa siz onun iki katını başkalarının başına getirmişken, “Bu nereden geliyor ki?” dersiniz?
أَوَلَمَّآ أَصَٰبَتْكُم مُّصِيبَةٌۭ قَدْ أَصَبْتُم مِّثْلَيْهَا قُلْتُمْ أَنَّىٰ هَٰذَا -
3:191 Sure 3 · The Rope of God Ayeti aç →
“Vasimiz, bunu boşuna yaratmadın. Sana şan olsun!
رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هَٰذَا بَٰطِلًۭا سُبْحَٰنَكَ -
5:32 Sure 5 · Faithful to Contracts Ayeti aç →
Dedi: “Vay bana! Şu karga gibi olup kardeşimin çıplaklığını saklamaktan aciz miyim?” Ve o zaman kendini pişman olanlar arasında buldu.
قَالَ يَٰوَيْلَتَىٰٓ أَعَجَزْتُ أَنْ أَكُونَ مِثْلَ هَٰذَا ٱلْغُرَابِ فَأُوَٰرِىَ سَوْءَةَ أَخِى فَأَصْبَحَ مِنَ ٱلنَّٰدِمِينَ مِنْ أَجْلِ ذَٰلِكَ -
5:41 Sure 5 · Faithful to Contracts Ayeti aç →
Sözleri yerlerine konduktan sonra çarpıtırlar ve derler ki: “Size şu verilirse, alın; ve verilmezse, tetikte olun.”
يُحَرِّفُونَ ٱلْكَلِمَ مِنۢ بَعْدِ مَوَاضِعِهِۦ يَقُولُونَ إِنْ أُوتِيتُمْ هَٰذَا فَخُذُوهُ وَإِن لَّمْ تُؤْتَوْهُ فَٱحْذَرُوا۟ -
5:110 Sure 5 · Faithful to Contracts Ayeti aç →
ve Ben İsrailoğulları'nı senden alıkoyduğumda, onlara açık kanıtlarla geldiğinde ve içlerinden yadsıyanlar: ‘Bu, açık bir yanılsamadan başka bir şey değildir’ dediğinde.”
وَإِذْ كَفَفْتُ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ عَنكَ إِذْ جِئْتَهُم بِٱلْبَيِّنَٰتِ فَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِنْهُمْ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا سِحْرٌۭ مُّبِينٌۭ -
5:119 Sure 5 · Faithful to Contracts Ayeti aç →
Tanrı diyecek: “İşte doğru sözlülüğün doğru sözlülere yarayacağı gün.
قَالَ ٱللَّهُ هَٰذَا يَوْمُ يَنفَعُ ٱلصَّٰدِقِينَ صِدْقُهُمْ -
6:7 Sure 6 · The Guardian of Every Thing Ayeti aç →
Ve sana bir parşömen üzerine bir yazı indirseydik ve elleriyle ona dokunsalardı, yadsıyanlar kesinlikle derlerdi: “Bu, açık bir yanılsamadan başka bir şey değildir.”
وَلَوْ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ كِتَٰبًۭا فِى قِرْطَاسٍۢ فَلَمَسُوهُ بِأَيْدِيهِمْ لَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا سِحْرٌۭ مُّبِينٌۭ -
6:19 Sure 6 · The Guardian of Every Thing Ayeti aç →
Ve bu Okuma bana, sizi onunla ve ulaştığı herkesi uyarayım diye vahyedildi.
وَأُوحِىَ إِلَىَّ هَٰذَا ٱلْقُرْءَانُ لِأُنذِرَكُم بِهِۦ وَمَنۢ بَلَغَ -
6:25 Sure 6 · The Guardian of Every Thing Ayeti aç →
öyle ki sana tartışmak için geldiklerinde, yadsıyanlar şöyle derler: “Bunlar öncekilerin efsanelerinden başka bir şey değildir.”
حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءُوكَ يُجَٰدِلُونَكَ يَقُولُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ إِنْ هَٰذَآ إِلَّآ أَسَٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ -
6:30 Sure 6 · The Guardian of Every Thing Ayeti aç →
Ve bir görsen, Vasilerinin önüne durdurulacakları zaman! O diyecek: “Bu hak değil midir?”
وَلَوْ تَرَىٰٓ إِذْ وُقِفُوا۟ عَلَىٰ رَبِّهِمْ قَالَ أَلَيْسَ هَٰذَا بِٱلْحَقِّ -
6:76 Sure 6 · The Guardian of Every Thing Ayeti aç →
Gece onu gizlediğinde bir gök cismi gördü; dedi: “İşte benim vasim”;
فَلَمَّا جَنَّ عَلَيْهِ ٱلَّيْلُ رَءَا كَوْكَبًۭا قَالَ هَٰذَا رَبِّى -
6:77 Sure 6 · The Guardian of Every Thing Ayeti aç →
Sonra ayı doğarken görünce dedi: “İşte benim vasim”;
فَلَمَّا رَءَا ٱلْقَمَرَ بَازِغًۭا قَالَ هَٰذَا رَبِّى -
6:78 Sure 6 · The Guardian of Every Thing Ayeti aç →
Sonra güneşi doğarken görünce dedi: “İşte benim vasim, bu daha büyüktür”;
فَلَمَّا رَءَا ٱلشَّمْسَ بَازِغَةًۭ قَالَ هَٰذَا رَبِّى هَٰذَآ أَكْبَرُ -
6:92 Sure 6 · The Guardian of Every Thing Ayeti aç →
Ve işte Bizim indirdiğimiz, bereketli, kendinden öncekini doğrulayan bir Yazı; kentlerin metropolünü ve çevresindekileri uyarasın diye.
وَهَٰذَا كِتَٰبٌ أَنزَلْنَٰهُ مُبَارَكٌۭ مُّصَدِّقُ ٱلَّذِى بَيْنَ يَدَيْهِ وَلِتُنذِرَ أُمَّ ٱلْقُرَىٰ وَمَنْ حَوْلَهَا -
6:126 Sure 6 · The Guardian of Every Thing Ayeti aç →
Ve işte Vasinin dosdoğru güzergâhı.
وَهَٰذَا صِرَٰطُ رَبِّكَ مُسْتَقِيمًۭا -
6:130 Sure 6 · The Guardian of Every Thing Ayeti aç →
“Ey Gizliler ve insanlar meclisi! Size, sizden çıkmış, Benim işaretlerimi anlatan ve sizi bu sizin gününüzle karşılaşmaya karşı uyaran elçiler gelmedi mi?”
يَٰمَعْشَرَ ٱلْجِنِّ وَٱلْإِنسِ أَلَمْ يَأْتِكُمْ رُسُلٌۭ مِّنكُمْ يَقُصُّونَ عَلَيْكُمْ ءَايَٰتِى وَيُنذِرُونَكُمْ لِقَآءَ يَوْمِكُمْ هَٰذَا -
6:136 Sure 6 · The Guardian of Every Thing Ayeti aç →
Ve Tanrı'ya, saçtığı ekin ve davardan bir pay kıldılar, şöyle diyerek: “Bu Tanrı'nındır” — iddialarına göre — “ve bu da ortaklarımızındır”;
وَجَعَلُوا۟ لِلَّهِ مِمَّا ذَرَأَ مِنَ ٱلْحَرْثِ وَٱلْأَنْعَٰمِ نَصِيبًۭا فَقَالُوا۟ هَٰذَا لِلَّهِ بِزَعْمِهِمْ وَهَٰذَا لِشُرَكَآئِنَا -
6:144 Sure 6 · The Guardian of Every Thing Ayeti aç →
Yoksa Tanrı size bunu öğütlediğinde tanık mıydınız?”
أَمْ كُنتُمْ شُهَدَآءَ إِذْ وَصَّىٰكُمُ ٱللَّهُ بِهَٰذَا -
6:150 Sure 6 · The Guardian of Every Thing Ayeti aç →
De ki: “Tanıklarınızı getirin, Tanrı'nın bunu kapalı saydığına tanıklık edenleri.”
قُلْ هَلُمَّ شُهَدَآءَكُمُ ٱلَّذِينَ يَشْهَدُونَ أَنَّ ٱللَّهَ حَرَّمَ هَٰذَا -
6:153 Sure 6 · The Guardian of Every Thing Ayeti aç →
Ve: bu benim dosdoğru güzergâhımdır; öyleyse onu izleyin,
وَأَنَّ هَٰذَا صِرَٰطِى مُسْتَقِيمًۭا فَٱتَّبِعُوهُ -
6:157 Sure 6 · The Guardian of Every Thing Ayeti aç →
Ve işte Bizim indirdiğimiz, bereketli bir Yazı; öyleyse onu izleyin, ve sakının, belki size esirgeme gösterilir — şöyle demeyesiniz diye: “Yazı, bizden önce yalnızca iki gruba indirildi, ve biz onların incelemesinden elbette umursamazdık”, ya da şöyle demeyesiniz diye: “Yazı bize indirilseydi, onlardan daha iyi yol bulurduk.”
وَهَٰذَا كِتَٰبٌ أَنزَلْنَٰهُ مُبَارَكٌۭ فَٱتَّبِعُوهُ وَٱتَّقُوا۟ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ أَن تَقُولُوٓا۟ إِنَّمَآ أُنزِلَ ٱلْكِتَٰبُ عَلَىٰ طَآئِفَتَيْنِ مِن قَبْلِنَا وَإِن كُنَّا عَن دِرَاسَتِهِمْ لَغَٰفِلِينَ أَوْ تَقُولُوا۟ لَوْ أَنَّآ أُنزِلَ عَلَيْنَا ٱلْكِتَٰبُ لَكُنَّآ أَهْدَىٰ مِنْهُمْ -
7:43 Sure 7 · Am I Not Your Guardian? Ayeti aç →
ve diyecekler: “Övgü Tanrı'ya, bizi buna yol gösterene;
وَقَالُوا۟ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ ٱلَّذِى هَدَىٰنَا لِهَٰذَا -
7:51 Sure 7 · Am I Not Your Guardian? Ayeti aç →
Bugün öyleyse, onlara ait olan bu günün karşılaşmasını unuttukları gibi ve işaretlerimizi inatla reddettikleri için Biz de onları unutuyoruz.”
فَٱلْيَوْمَ نَنسَىٰهُمْ كَمَا نَسُوا۟ لِقَآءَ يَوْمِهِمْ هَٰذَا وَمَا كَانُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا يَجْحَدُونَ -
7:110 Sure 7 · Am I Not Your Guardian? Ayeti aç →
Firavun halkının saray çevresi dedi ki: “Bu elbette bilgin bir yanılsama ustası, sizi topraklarınızdan çıkarmak istiyor.”
قَالَ ٱلْمَلَأُ مِن قَوْمِ فِرْعَوْنَ إِنَّ هَٰذَا لَسَٰحِرٌ عَلِيمٌۭ يُرِيدُ أَن يُخْرِجَكُم مِّنْ أَرْضِكُمْ -
7:123 Sure 7 · Am I Not Your Guardian? Ayeti aç →
Firavun dedi ki: “Ben size izin vermeden ona inandınız! İşte bu elbette, ehlini oradan çıkarmak için Başkent'te kurduğunuz bir komplodur; yakında bileceksiniz.
قَالَ فِرْعَوْنُ ءَامَنتُم بِهِۦ قَبْلَ أَنْ ءَاذَنَ لَكُمْ إِنَّ هَٰذَا لَمَكْرٌۭ مَّكَرْتُمُوهُ فِى ٱلْمَدِينَةِ لِتُخْرِجُوا۟ مِنْهَآ أَهْلَهَا فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ -
7:169 Sure 7 · Am I Not Your Guardian? Ayeti aç →
Sonra onların ardından, Yazı'yı miras alan bir kuşak geldi; bu aşağı dünyanın geçici varlıklarını alıyor ve “Bağışlanacağız” diyorlar; ve kendilerine buna benzer bir varlık yine gelirse, onu alıyorlar.
فَخَلَفَ مِنۢ بَعْدِهِمْ خَلْفٌۭ وَرِثُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ يَأْخُذُونَ عَرَضَ هَٰذَا ٱلْأَدْنَىٰ وَيَقُولُونَ سَيُغْفَرُ لَنَا وَإِن يَأْتِهِمْ عَرَضٌۭ مِّثْلُهُۥ يَأْخُذُوهُ -
7:173 Sure 7 · Am I Not Your Guardian? Ayeti aç →
Huzura Çıkış Günü'nde: “Biz şüphesiz bunu umursamazdık” demesinler diye, ya da: “Daha önce ortak koşanlar bizim atalarımızdı ve biz onlardan sonra yalnızca bir soyduk.
شَهِدْنَآ أَن تَقُولُوا۟ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ إِنَّا كُنَّا عَنْ هَٰذَا غَٰفِلِينَ أَوْ تَقُولُوٓا۟ إِنَّمَآ أَشْرَكَ ءَابَآؤُنَا مِن قَبْلُ وَكُنَّا ذُرِّيَّةًۭ مِّنۢ بَعْدِهِمْ -
7:203 Sure 7 · Am I Not Your Guardian? Ayeti aç →
bunlar Vasinizden gelen berrak görüşlerdir, inanan bir halk için yol göstermedir ve esirgemedir.”
هَٰذَا بَصَآئِرُ مِن رَّبِّكُمْ وَهُدًۭى وَرَحْمَةٌۭ لِّقَوْمٍۢ يُؤْمِنُونَ -
8:31 Sure 8 · What Gives You Life Ayeti aç →
Ve onlara işaretlerimiz seslendirildiğinde derler ki: “İşittik; dileseydik, biz de bunun aynısını söylerdik;
وَإِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِمْ ءَايَٰتُنَا قَالُوا۟ قَدْ سَمِعْنَا لَوْ نَشَآءُ لَقُلْنَا مِثْلَ هَٰذَآ -
8:31 Sure 8 · What Gives You Life Ayeti aç →
bunlar öncekilerin efsanelerinden başka bir şey değil.”
إِنْ هَٰذَآ إِلَّآ أَسَٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ -
8:32 Sure 8 · What Gives You Life Ayeti aç →
Ve şöyle dedikleri zaman: “Ey Tanrı! Eğer bu, Senin katından gelen hak ise, öyleyse üzerimize gökten taşlar yağdır, ya da bize acı verici bir ceza getir.”
وَإِذْ قَالُوا۟ ٱللَّهُمَّ إِن كَانَ هَٰذَا هُوَ ٱلْحَقَّ مِنْ عِندِكَ فَأَمْطِرْ عَلَيْنَا حِجَارَةًۭ مِّنَ ٱلسَّمَآءِ أَوِ ٱئْتِنَا بِعَذَابٍ أَلِيمٍۢ -
9:28 Sure 9 · God Suffices Me Ayeti aç →
Ey inananlar! Ortak koşanlar yalnızca kirliliktir: bu yıldan sonra dokunulmaz yere kapanma yerine artık yaklaşmasınlar.
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِنَّمَا ٱلْمُشْرِكُونَ نَجَسٌۭ فَلَا يَقْرَبُوا۟ ٱلْمَسْجِدَ ٱلْحَرَامَ بَعْدَ عَامِهِمْ هَٰذَا -
9:35 Sure 9 · God Suffices Me Ayeti aç →
o gün onlar Cehennem ateşinde kızdırılacak ve onunla alınları, yanları ve sırtları dağlanacak: “Bu, kendiniz için biriktirdiğinizdir; öyleyse biriktirdiğinizi tadın!”
يَوْمَ يُحْمَىٰ عَلَيْهَا فِى نَارِ جَهَنَّمَ فَتُكْوَىٰ بِهَا جِبَاهُهُمْ وَجُنُوبُهُمْ وَظُهُورُهُمْ هَٰذَا مَا كَنَزْتُمْ لِأَنفُسِكُمْ فَذُوقُوا۟ مَا كُنتُمْ تَكْنِزُونَ -
10:2 Sure 10 · The Abode of Peace Ayeti aç →
Yadsıyanlar der ki: “İşte bu, elbette apaçık bir yanılsamadır.”
قَالَ ٱلْكَٰفِرُونَ إِنَّ هَٰذَا لَسَٰحِرٌۭ مُّبِينٌ -
10:15 Sure 10 · The Abode of Peace Ayeti aç →
Ve işaretlerimiz onlara apaçık biçimde seslendirildiğinde, Bizimle karşılaşmayı ummayanlar der ki: “Bundan başka bir Okuma getir ya da onu değiştir.”
وَإِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِمْ ءَايَاتُنَا بَيِّنَٰتٍۢ قَالَ ٱلَّذِينَ لَا يَرْجُونَ لِقَآءَنَا ٱئْتِ بِقُرْءَانٍ غَيْرِ هَٰذَآ أَوْ بَدِّلْهُ -
10:37 Sure 10 · The Abode of Peace Ayeti aç →
Bu Okuma, Tanrı'nın dışında uydurulabilecek türden değildi;
وَمَا كَانَ هَٰذَا ٱلْقُرْءَانُ أَن يُفْتَرَىٰ مِن دُونِ ٱللَّهِ -
10:48 Sure 10 · The Abode of Peace Ayeti aç →
Ve diyorlar ki: “Bu vaat ne zaman, doğru sözlüyseniz?”
وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ -
10:68 Sure 10 · The Abode of Peace Ayeti aç →
Bu konuda elinizde hiçbir yetki yoktur.
إِنْ عِندَكُم مِّن سُلْطَٰنٍۭ بِهَٰذَآ -
10:76 Sure 10 · The Abode of Peace Ayeti aç →
Hak onlara Bizim tarafımızdan gelince dediler ki: “Bu elbette apaçık bir yanılsamadır.”
فَلَمَّا جَآءَهُمُ ٱلْحَقُّ مِنْ عِندِنَا قَالُوٓا۟ إِنَّ هَٰذَا لَسِحْرٌۭ مُّبِينٌۭ -
10:77 Sure 10 · The Abode of Peace Ayeti aç →
Bu yanılsama mı?
أَسِحْرٌ هَٰذَا -
11:7 Sure 11 · Stand Straight Ayeti aç →
Ve sen “ölümden sonra uyandırılacaksınız” dersen, yadsıyanlar elbette şöyle diyecek: “Bu, apaçık bir yanılsamadan başka bir şey değildir.”
وَلَئِن قُلْتَ إِنَّكُم مَّبْعُوثُونَ مِنۢ بَعْدِ ٱلْمَوْتِ لَيَقُولَنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا سِحْرٌۭ مُّبِينٌۭ -
11:49 Sure 11 · Stand Straight Ayeti aç →
onları, ne sen ne de halkın, bundan önce bilmiyordunuz.
مَا كُنتَ تَعْلَمُهَآ أَنتَ وَلَا قَوْمُكَ مِن قَبْلِ هَٰذَا -
11:62 Sure 11 · Stand Straight Ayeti aç →
Dediler ki: “Ey Salih, bundan önce aramızda bir umuttun; atalarımızın buyruğuna uyduğu şeyin buyruğuna uymamızı mı yasaklıyorsun? Bizi çağırdığın şey hakkında, elbette, kuşku verici bir kararsızlık içindeyiz.”
قَالُوا۟ يَٰصَٰلِحُ قَدْ كُنتَ فِينَا مَرْجُوًّۭا قَبْلَ هَٰذَآ أَتَنْهَىٰنَآ أَن نَّعْبُدَ مَا يَعْبُدُ ءَابَآؤُنَا وَإِنَّنَا لَفِى شَكٍّۢ مِّمَّا تَدْعُونَآ إِلَيْهِ مُرِيبٍۢ -
11:72 Sure 11 · Stand Straight Ayeti aç →
Dedi ki: “Vay hâlime! Ben yaşlıyken ve işte kocam bir ihtiyarken doğurur muyum?
قَالَتْ يَٰوَيْلَتَىٰٓ ءَأَلِدُ وَأَنَا۠ عَجُوزٌۭ وَهَٰذَا بَعْلِى شَيْخًا -
11:72 Sure 11 · Stand Straight Ayeti aç →
Bu elbette şaşırtıcı bir şeydir!”
إِنَّ هَٰذَا لَشَىْءٌ عَجِيبٌۭ -
11:76 Sure 11 · Stand Straight Ayeti aç →
“Ey İbrahim, bundan sıyrıl:
يَٰٓإِبْرَٰهِيمُ أَعْرِضْ عَنْ هَٰذَآ -
11:77 Sure 11 · Stand Straight Ayeti aç →
Ve elçilerimiz Lut'a geldiğinde, onların gelişi ona kötü geldi ve onlar yüzünden kendini çaresiz hissetti ve dedi ki: “Bu çetin bir gündür.”
وَلَمَّا جَآءَتْ رُسُلُنَا لُوطًۭا سِىٓءَ بِهِمْ وَضَاقَ بِهِمْ ذَرْعًۭا وَقَالَ هَٰذَا يَوْمٌ عَصِيبٌۭ -
12:3 Sure 12 · The Finest of Accounts Ayeti aç →
Sana bu Okuma'yı vahyederek, anlatıların en güzelini anlatıyoruz; oysa sen bundan önce elbette umursamazlardan biriydin.
نَحْنُ نَقُصُّ عَلَيْكَ أَحْسَنَ ٱلْقَصَصِ بِمَآ أَوْحَيْنَآ إِلَيْكَ هَٰذَا ٱلْقُرْءَانَ وَإِن كُنتَ مِن قَبْلِهِۦ لَمِنَ ٱلْغَٰفِلِينَ -
12:15 Sure 12 · The Finest of Accounts Ayeti aç →
Onu götürüp kuyunun dibine koymayı kararlaştırdıklarında — ve Biz ona vahyettik: “Sen onlara bu işi elbette aktaracaksın, onlar ise bunu hissetmeyecekken” —
فَلَمَّا ذَهَبُوا۟ بِهِۦ وَأَجْمَعُوٓا۟ أَن يَجْعَلُوهُ فِى غَيَٰبَتِ ٱلْجُبِّ وَأَوْحَيْنَآ إِلَيْهِ لَتُنَبِّئَنَّهُم بِأَمْرِهِمْ هَٰذَا وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ -
12:19 Sure 12 · The Finest of Accounts Ayeti aç →
Ve bir kafile geldi; su çekicilerini gönderdiler, o da kovasını aşağı saldı. Dedi: “Müjde! İşte bir oğlan!”
وَجَآءَتْ سَيَّارَةٌۭ فَأَرْسَلُوا۟ وَارِدَهُمْ فَأَدْلَىٰ دَلْوَهُۥ قَالَ يَٰبُشْرَىٰ هَٰذَا غُلَٰمٌۭ -
12:29 Sure 12 · The Finest of Accounts Ayeti aç →
Yusuf, bundan sıyrıl;
يُوسُفُ أَعْرِضْ عَنْ هَٰذَا -
12:31 Sure 12 · The Finest of Accounts Ayeti aç →
Onu gördüklerinde onu o kadar büyük buldular ki ellerini kestiler ve dediler: “Tanrı bundan korunmuştur! Bu bir beşer değil:
فَلَمَّا رَأَيْنَهُۥٓ أَكْبَرْنَهُۥ وَقَطَّعْنَ أَيْدِيَهُنَّ وَقُلْنَ حَٰشَ لِلَّهِ مَا هَٰذَا بَشَرًا -
12:31 Sure 12 · The Finest of Accounts Ayeti aç →
bu ancak soylu bir Görevlidir.”
إِنْ هَٰذَآ إِلَّا مَلَكٌۭ كَرِيمٌۭ -
12:90 Sure 12 · The Finest of Accounts Ayeti aç →
Dedi: “Ben Yusuf'um, ve bu da kardeşim.
قَالَ أَنَا۠ يُوسُفُ وَهَٰذَآ أَخِى -
12:93 Sure 12 · The Finest of Accounts Ayeti aç →
Şu gömleğimle gidin ve onu babamın yüzüne atın: görme yetisini geri kazanacak. Sonra bana bütün ailenizi getirin.”
ٱذْهَبُوا۟ بِقَمِيصِى هَٰذَا فَأَلْقُوهُ عَلَىٰ وَجْهِ أَبِى يَأْتِ بَصِيرًۭا وَأْتُونِى بِأَهْلِكُمْ أَجْمَعِينَ -
12:100 Sure 12 · The Finest of Accounts Ayeti aç →
Ve dedi: “Ey babacığım, işte benim eski görümün öngörüsü: Vasim onu hak kıldı.
وَقَالَ يَٰٓأَبَتِ هَٰذَا تَأْوِيلُ رُءْيَٰىَ مِن قَبْلُ قَدْ جَعَلَهَا رَبِّى حَقًّۭا -
14:35 Sure 14 · A Good Word Ayeti aç →
Ve İbrahim dedi ki: “Vasim, bu diyarı güvenli kıl ve beni ve oğullarımı putların buyruğuna uymaktan uzak tut.
وَإِذْ قَالَ إِبْرَٰهِيمُ رَبِّ ٱجْعَلْ هَٰذَا ٱلْبَلَدَ ءَامِنًۭا وَٱجْنُبْنِى وَبَنِىَّ أَن نَّعْبُدَ ٱلْأَصْنَامَ -
14:52 Sure 14 · A Good Word Ayeti aç →
Bu, insanlar için bir iletimdir: onunla uyarılsınlar, O'nun yalnızca tek bir tanrı olduğunu bilsinler ve zekâ sahipleri hatırlasınlar.
هَٰذَا بَلَٰغٌۭ لِّلنَّاسِ وَلِيُنذَرُوا۟ بِهِۦ وَلِيَعْلَمُوٓا۟ أَنَّمَا هُوَ إِلَٰهٌۭ وَٰحِدٌۭ وَلِيَذَّكَّرَ أُو۟لُوا۟ ٱلْأَلْبَٰبِ -
15:41 Sure 15 · Until Certainty Comes Ayeti aç →
Dedi ki: “İşte Bana düşen bir güzergâh, dosdoğru bir güzergâh.
قَالَ هَٰذَا صِرَٰطٌ عَلَىَّ مُسْتَقِيمٌ -
16:103 Sure 16 · A Drink in Which There Is Healing Ayeti aç →
Oysa kastettikleri kişinin dili karışıktır, bu dil ise kusursuzdur, açıktır.
لِّسَانُ ٱلَّذِى يُلْحِدُونَ إِلَيْهِ أَعْجَمِىٌّۭ وَهَٰذَا لِسَانٌ عَرَبِىٌّۭ مُّبِينٌ -
16:116 Sure 16 · A Drink in Which There Is Healing Ayeti aç →
Ve dillerinizin yalan yere nitelediği şey için “Bu serbesttir ve bu yasaktır” demeyin, Tanrı'ya karşı yalan uydurmak için,
وَلَا تَقُولُوا۟ لِمَا تَصِفُ أَلْسِنَتُكُمُ ٱلْكَذِبَ هَٰذَا حَلَٰلٌۭ وَهَٰذَا حَرَامٌۭ لِّتَفْتَرُوا۟ عَلَى ٱللَّهِ ٱلْكَذِبَ -
17:10 Sure 17 · To What Is Most Upright Ayeti aç →
Bu Okuma şüphesiz en dosdoğru olana yol gösterir ve sağlam işler yapan inananlara büyük bir ödülleri olacağını müjdeler; ve ayrıca şunu: son yaşama inanmayanlar — onlar için acı verici bir ceza hazırladık.
إِنَّ هَٰذَا ٱلْقُرْءَانَ يَهْدِى لِلَّتِى هِىَ أَقْوَمُ وَيُبَشِّرُ ٱلْمُؤْمِنِينَ ٱلَّذِينَ يَعْمَلُونَ ٱلصَّٰلِحَٰتِ أَنَّ لَهُمْ أَجْرًۭا كَبِيرًۭا وَأَنَّ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْءَاخِرَةِ أَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًۭا -
17:41 Sure 17 · To What Is Most Upright Ayeti aç →
Bu Okuma'da örnekleri şüphesiz çeşitlendirdik, hatırlasınlar diye; ama bu yalnızca tiksintilerini artırır.
وَلَقَدْ صَرَّفْنَا فِى هَٰذَا ٱلْقُرْءَانِ لِيَذَّكَّرُوا۟ وَمَا يَزِيدُهُمْ إِلَّا نُفُورًۭا -
17:62 Sure 17 · To What Is Most Upright Ayeti aç →
Dedi ki: “Benden üstün tuttuğun şunu görüyor musun? Eğer bana Huzura Çıkış Günü'ne kadar süre tanırsan, onun soyunu, içlerinden azı hariç, elbette ele geçireceğim.”
قَالَ أَرَءَيْتَكَ هَٰذَا ٱلَّذِى كَرَّمْتَ عَلَىَّ لَئِنْ أَخَّرْتَنِ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ لَأَحْتَنِكَنَّ ذُرِّيَّتَهُۥٓ إِلَّا قَلِيلًۭا -
17:88 Sure 17 · To What Is Most Upright Ayeti aç →
De ki: “İnsanlar ve Gizliler bu Okuma'nın benzerini getirmek için birleşseler, onun benzerini getiremezlerdi, birbirlerine destek olsalar bile.”
قُل لَّئِنِ ٱجْتَمَعَتِ ٱلْإِنسُ وَٱلْجِنُّ عَلَىٰٓ أَن يَأْتُوا۟ بِمِثْلِ هَٰذَا ٱلْقُرْءَانِ لَا يَأْتُونَ بِمِثْلِهِۦ وَلَوْ كَانَ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍۢ ظَهِيرًۭا -
17:89 Sure 17 · To What Is Most Upright Ayeti aç →
Bu Okuma'da insanlar için her türlü örneği şüphesiz çeşitlendirdik; ama insanların çoğu yadsımadan başka her şeyi reddetti.
وَلَقَدْ صَرَّفْنَا لِلنَّاسِ فِى هَٰذَا ٱلْقُرْءَانِ مِن كُلِّ مَثَلٍۢ فَأَبَىٰٓ أَكْثَرُ ٱلنَّاسِ إِلَّا كُفُورًۭا -
18:6 Sure 18 · Unless God Wills Ayeti aç →
Belki bu söze inanmazlarsa, onların ardından kendini kederden tüketirsin.
فَلَعَلَّكَ بَٰخِعٌۭ نَّفْسَكَ عَلَىٰٓ ءَاثَٰرِهِمْ إِن لَّمْ يُؤْمِنُوا۟ بِهَٰذَا ٱلْحَدِيثِ أَسَفًا -
18:24 Sure 18 · Unless God Wills Ayeti aç →
ve de ki: “Olabilir ki Vasim bana bundan daha yakın bir doğruluğa yol göstersin.”
وَقُلْ عَسَىٰٓ أَن يَهْدِيَنِ رَبِّى لِأَقْرَبَ مِنْ هَٰذَا رَشَدًۭا -
18:49 Sure 18 · Unless God Wills Ayeti aç →
ve diyecekler: “Vay hâlimize! Bu kayda ne oluyor ki ne küçük ne büyük hiçbir şeyi sayıp dökmeden bırakmıyor!”
وَيَقُولُونَ يَٰوَيْلَتَنَا مَالِ هَٰذَا ٱلْكِتَٰبِ لَا يُغَادِرُ صَغِيرَةًۭ وَلَا كَبِيرَةً إِلَّآ أَحْصَىٰهَا -
18:54 Sure 18 · Unless God Wills Ayeti aç →
Biz bu Okuma'da insanlar için her türlü örneği şüphesiz çeşitlendirdik;
وَلَقَدْ صَرَّفْنَا فِى هَٰذَا ٱلْقُرْءَانِ لِلنَّاسِ مِن كُلِّ مَثَلٍۢ -
18:62 Sure 18 · Unless God Wills Ayeti aç →
Orayı geçtiklerinde genç arkadaşına dedi: “Bize yemeğimizi getir; biz bu yolculuğumuzda şüphesiz epey yorgunlukla karşılaştık.”
فَلَمَّا جَاوَزَا قَالَ لِفَتَىٰهُ ءَاتِنَا غَدَآءَنَا لَقَدْ لَقِينَا مِن سَفَرِنَا هَٰذَا نَصَبًۭا -
18:78 Sure 18 · Unless God Wills Ayeti aç →
Dedi: “İşte seninle benim aramdaki ayrılık;
قَالَ هَٰذَا فِرَاقُ بَيْنِى وَبَيْنِكَ -
18:98 Sure 18 · Unless God Wills Ayeti aç →
Dedi: “Bu Vasimden bir esirgemedir;
قَالَ هَٰذَا رَحْمَةٌۭ مِّن رَّبِّى -
19:23 Sure 19 · A Remembrance of Benevolence Ayeti aç →
Doğum sancıları onu hurma ağacının gövdesine itti. Dedi: “Ah, keşke bundan önce ölseydim ve unutulmuş, tümüyle unutulmuş bir şey olsaydım!”
فَأَجَآءَهَا ٱلْمَخَاضُ إِلَىٰ جِذْعِ ٱلنَّخْلَةِ قَالَتْ يَٰلَيْتَنِى مِتُّ قَبْلَ هَٰذَا وَكُنتُ نَسْيًۭا مَّنسِيًّۭا -
19:36 Sure 19 · A Remembrance of Benevolence Ayeti aç →
İşte dosdoğru bir güzergâh.
هَٰذَا صِرَٰطٌۭ مُّسْتَقِيمٌۭ -
20:63 Sure 20 · That You May Not Toil Ayeti aç →
Dediler: “Bu ikisi elbette iki yanılsama ustası; yanılsamalarıyla sizi toprağınızdan çıkarmak ve örnek davranış çizginizi alıp götürmek istiyorlar.
قَالُوٓا۟ إِنْ هَٰذَٰنِ لَسَٰحِرَٰنِ يُرِيدَانِ أَن يُخْرِجَاكُم مِّنْ أَرْضِكُم بِسِحْرِهِمَا وَيَذْهَبَا بِطَرِيقَتِكُمُ ٱلْمُثْلَىٰ -
20:88 Sure 20 · That You May Not Toil Ayeti aç →
Onlar için bir buzağı çıkardı, böğüren bir beden; ve dediler ki: “İşte sizin tanrınız ve Musa'nın tanrısı” — ama o unutmuştu.
فَأَخْرَجَ لَهُمْ عِجْلًۭا جَسَدًۭا لَّهُۥ خُوَارٌۭ فَقَالُوا۟ هَٰذَآ إِلَٰهُكُمْ وَإِلَٰهُ مُوسَىٰ فَنَسِىَ -
20:117 Sure 20 · That You May Not Toil Ayeti aç →
Dedik ki: “Ey Âdem! Bu, sana ve eşine şüphesiz bir düşmandır; sizi Bahçe'den çıkarmasın, yoksa sefil olursun.
فَقُلْنَا يَٰٓـَٔادَمُ إِنَّ هَٰذَا عَدُوٌّۭ لَّكَ وَلِزَوْجِكَ فَلَا يُخْرِجَنَّكُمَا مِنَ ٱلْجَنَّةِ فَتَشْقَىٰٓ -
21:3 Sure 21 · We Answered Him Ayeti aç →
Ve zulmedenler fısıldaşmalarını gizli tuttular: “Bu, sizin gibi bir insandan başka bir şey mi?
وَأَسَرُّوا۟ ٱلنَّجْوَى ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ هَلْ هَٰذَآ إِلَّا بَشَرٌۭ مِّثْلُكُمْ -
21:24 Sure 21 · We Answered Him Ayeti aç →
İşte benimle olanların hatırlatması ve benden öncekilerin hatırlatması.”
هَٰذَا ذِكْرُ مَن مَّعِىَ وَذِكْرُ مَن قَبْلِى -
21:36 Sure 21 · We Answered Him Ayeti aç →
“Tanrılarınızı anan bu mu yani?” — oysa kendileri Tümüyle Esirgeyen'in hatırlatmasını yadsıyorlar.
أَهَٰذَا ٱلَّذِى يَذْكُرُ ءَالِهَتَكُمْ وَهُم بِذِكْرِ ٱلرَّحْمَٰنِ هُمْ كَٰفِرُونَ -
21:38 Sure 21 · We Answered Him Ayeti aç →
Ve diyorlar ki: “Bu vaat ne zaman, doğru sözlüyseniz?”
وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ -
21:50 Sure 21 · We Answered Him Ayeti aç →
Ve bu, Bizim indirdiğimiz bereketli bir hatırlatmadır.
وَهَٰذَا ذِكْرٌۭ مُّبَارَكٌ أَنزَلْنَٰهُ -
21:59 Sure 21 · We Answered Him Ayeti aç →
Dediler ki: “Tanrılarımıza bunu kim yaptı? O elbette zalimlerdendir!”
قَالُوا۟ مَن فَعَلَ هَٰذَا بِـَٔالِهَتِنَآ إِنَّهُۥ لَمِنَ ٱلظَّٰلِمِينَ -
21:62 Sure 21 · We Answered Him Ayeti aç →
Dediler ki: “Tanrılarımıza bunu yapan sen misin, İbrahim?”
قَالُوٓا۟ ءَأَنتَ فَعَلْتَ هَٰذَا بِـَٔالِهَتِنَا يَٰٓإِبْرَٰهِيمُ -
21:63 Sure 21 · We Answered Him Ayeti aç →
Dedi ki: “Daha doğrusu onların büyüğü, şu, yaptı; öyleyse onlara sorun, bir şey dile getirebiliyorlarsa.”
قَالَ بَلْ فَعَلَهُۥ كَبِيرُهُمْ هَٰذَا فَسْـَٔلُوهُمْ إِن كَانُوا۟ يَنطِقُونَ -
21:97 Sure 21 · We Answered Him Ayeti aç →
Yecüc ve Mecüc açılıp her yükseklikten akın edinceye ve hak vaat yaklaşıncaya kadar; işte o zaman yadsıyanların görme yetileri donar: “Vay hâlimize! Biz buna karşı umursamazdık; daha doğrusu zalimdik!”
حَتَّىٰٓ إِذَا فُتِحَتْ يَأْجُوجُ وَمَأْجُوجُ وَهُم مِّن كُلِّ حَدَبٍۢ يَنسِلُونَ وَٱقْتَرَبَ ٱلْوَعْدُ ٱلْحَقُّ فَإِذَا هِىَ شَٰخِصَةٌ أَبْصَٰرُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ يَٰوَيْلَنَا قَدْ كُنَّا فِى غَفْلَةٍۢ مِّنْ هَٰذَا بَلْ كُنَّا ظَٰلِمِينَ -
21:103 Sure 21 · We Answered Him Ayeti aç →
ve Görevliler onları karşılayacak: “İşte size vaat edilen gününüz.”
وَتَتَلَقَّىٰهُمُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ هَٰذَا يَوْمُكُمُ ٱلَّذِى كُنتُمْ تُوعَدُونَ -
21:106 Sure 21 · We Answered Him Ayeti aç →
Elbette bunda buyruğa uyanlar halkı için bir iletim vardır.
إِنَّ فِى هَٰذَا لَبَلَٰغًۭا لِّقَوْمٍ عَٰبِدِينَ -
22:19 Sure 22 · Neither Their Flesh nor Their Blood Ayeti aç →
İşte Vasileri hakkında çekişmiş iki karşıt taraf.
هَٰذَانِ خَصْمَانِ ٱخْتَصَمُوا۟ فِى رَبِّهِمْ -
22:78 Sure 22 · Neither Their Flesh nor Their Blood Ayeti aç →
Sizi daha önce ve bunda dürüstler diye adlandıran O'dur; elçi aleyhinize tanık olsun ve siz de insanlar aleyhine tanıklar olasınız diye.
هُوَ سَمَّىٰكُمُ ٱلْمُسْلِمِينَ مِن قَبْلُ وَفِى هَٰذَا لِيَكُونَ ٱلرَّسُولُ شَهِيدًا عَلَيْكُمْ وَتَكُونُوا۟ شُهَدَآءَ عَلَى ٱلنَّاسِ -
23:25 Sure 23 · Have Attained Success Ayeti aç →
Bunun üzerine halkından yadsıyan saray çevresi dedi ki: “Bu, sizin gibi bir insandan başka bir şey değil; kendini sizden üstün kılmak istiyor; Tanrı dileseydi Görevliler indirirdi; bunu ilk atalarımız arasında işitmedik. O, zihin bulanıklığına uğramış bir adamdan başka bir şey değil — öyleyse onun hakkında bir zamana kadar bekleyin.”
فَقَالَ ٱلْمَلَؤُا۟ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِن قَوْمِهِۦ مَا هَٰذَآ إِلَّا بَشَرٌۭ مِّثْلُكُمْ يُرِيدُ أَن يَتَفَضَّلَ عَلَيْكُمْ وَلَوْ شَآءَ ٱللَّهُ لَأَنزَلَ مَلَٰٓئِكَةًۭ مَّا سَمِعْنَا بِهَٰذَا فِىٓ ءَابَآئِنَا ٱلْأَوَّلِينَ إِنْ هُوَ إِلَّا رَجُلٌۢ بِهِۦ جِنَّةٌۭ فَتَرَبَّصُوا۟ بِهِۦ حَتَّىٰ حِينٍۢ -
23:38 Sure 23 · Have Attained Success Ayeti aç →
Ve halkından yadsıyan, son yaşamın karşılaşmasını yalanlayan ve bu dünyadaki yaşamda refah verdiğimiz saray çevresi dedi ki: “Bu, sizin gibi bir insandan başka bir şey değil; yediğinizden yiyor ve içtiğinizden içiyor; ve eğer sizin gibi bir insana itaat ederseniz, o zaman elbette kaybedenler olursunuz. Size, öldüğünüzde ve toprak ve kemik olduğunuzda çıkarılacağınızı mı vaat ediyor? Uzak, çok uzak, size vaat edilen! Yalnızca bu dünyadaki yaşamımız var, ölürüz ve yaşarız ve biz uyandırılacak değiliz! O, Tanrı'ya karşı bir yalan uydurmuş bir adamdan başka bir şey değil ve biz ona güven duymayacağız.”
وَقَالَ ٱلْمَلَأُ مِن قَوْمِهِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَكَذَّبُوا۟ بِلِقَآءِ ٱلْءَاخِرَةِ وَأَتْرَفْنَٰهُمْ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا مَا هَٰذَآ إِلَّا بَشَرٌۭ مِّثْلُكُمْ يَأْكُلُ مِمَّا تَأْكُلُونَ مِنْهُ وَيَشْرَبُ مِمَّا تَشْرَبُونَ وَلَئِنْ أَطَعْتُم بَشَرًۭا مِّثْلَكُمْ إِنَّكُمْ إِذًۭا لَّخَٰسِرُونَ أَيَعِدُكُمْ أَنَّكُمْ إِذَا مِتُّمْ وَكُنتُمْ تُرَابًۭا وَعِظَٰمًا أَنَّكُم مُّخْرَجُونَ هَيْهَاتَ هَيْهَاتَ لِمَا تُوعَدُونَ إِنْ هِىَ إِلَّا حَيَاتُنَا ٱلدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوثِينَ إِنْ هُوَ إِلَّا رَجُلٌ ٱفْتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًۭا وَمَا نَحْنُ لَهُۥ بِمُؤْمِنِينَ -
23:63 Sure 23 · Have Attained Success Ayeti aç →
Ama onların çekirdekleri bu konuda bir uçurumdadır,
بَلْ قُلُوبُهُمْ فِى غَمْرَةٍۢ مِّنْ هَٰذَا -
23:83 Sure 23 · Have Attained Success Ayeti aç →
Bu bize ve atalarımıza daha önce şüphesiz vaat edildi;
لَقَدْ وُعِدْنَا نَحْنُ وَءَابَآؤُنَا هَٰذَا مِن قَبْلُ -
23:83 Sure 23 · Have Attained Success Ayeti aç →
bunlar öncekilerin efsanelerinden başka bir şey değil.”
إِنْ هَٰذَآ إِلَّآ أَسَٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ -
24:12 Sure 24 · The Light Ayeti aç →
Keşke onu işittiğinizde inanan erkekler ve inanan kadınlar kendileri hakkında iyi sansalardı ve deselerdi ki: “Bu apaçık bir kılık değiştirmedir!”
لَّوْلَآ إِذْ سَمِعْتُمُوهُ ظَنَّ ٱلْمُؤْمِنُونَ وَٱلْمُؤْمِنَٰتُ بِأَنفُسِهِمْ خَيْرًۭا وَقَالُوا۟ هَٰذَآ إِفْكٌۭ مُّبِينٌۭ -
24:16 Sure 24 · The Light Ayeti aç →
Ve keşke onu işittiğinizde deseydiniz ki: “Bunu konuşmak bize düşmez — Sana şan olsun, bu muazzam bir iftiradır!”
وَلَوْلَآ إِذْ سَمِعْتُمُوهُ قُلْتُم مَّا يَكُونُ لَنَآ أَن نَّتَكَلَّمَ بِهَٰذَا سُبْحَٰنَكَ هَٰذَا بُهْتَٰنٌ عَظِيمٌۭ -
25:4 Sure 25 · The Discernment Ayeti aç →
Ve yadsıyanlar derler ki: “Bu, onun uydurduğu bir kılık değiştirmeden başka bir şey değildir; başka bir grup da ona bu konuda yardım etti.”
وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ إِنْ هَٰذَآ إِلَّآ إِفْكٌ ٱفْتَرَىٰهُ وَأَعَانَهُۥ عَلَيْهِ قَوْمٌ ءَاخَرُونَ -
25:8 Sure 25 · The Discernment Ayeti aç →
Ve derler ki: “Bu elçiye ne oluyor ki yiyecek yiyor ve pazarlarda yürüyor? Üzerine bir Görevli indirilmeli değil miydi ki onunla birlikte bir uyarıcı olsun, ya da ona bir hazine atılmalı, ya da yemek yiyeceği bir bahçesi olmalı değil miydi!”
وَقَالُوا۟ مَالِ هَٰذَا ٱلرَّسُولِ يَأْكُلُ ٱلطَّعَامَ وَيَمْشِى فِى ٱلْأَسْوَاقِ لَوْلَآ أُنزِلَ إِلَيْهِ مَلَكٌۭ فَيَكُونَ مَعَهُۥ نَذِيرًا أَوْ يُلْقَىٰٓ إِلَيْهِ كَنزٌ أَوْ تَكُونُ لَهُۥ جَنَّةٌۭ يَأْكُلُ مِنْهَا -
25:30 Sure 25 · The Discernment Ayeti aç →
Ve elçi dedi ki: “Ey Vasim, halkım bu Okuma'yı şüphesiz terk etti.”
وَقَالَ ٱلرَّسُولُ يَٰرَبِّ إِنَّ قَوْمِى ٱتَّخَذُوا۟ هَٰذَا ٱلْقُرْءَانَ مَهْجُورًۭا -
25:42 Sure 25 · The Discernment Ayeti aç →
“Tanrı'nın elçi olarak uyandırdığı bu mu? Biz onlara sımsıkı bağlı kalmamış olsaydık, tanrılarımızdan uzaklaştırarak yolumuzu şaşırtmasına elbette ramak kalmıştı!”
أَهَٰذَا ٱلَّذِى بَعَثَ ٱللَّهُ رَسُولًا إِن كَادَ لَيُضِلُّنَا عَنْ ءَالِهَتِنَا لَوْلَآ أَن صَبَرْنَا عَلَيْهَا -
25:53 Sure 25 · The Discernment Ayeti aç →
İki denizi birbirine kavuşturan O'dur: bu tatlı, susuzluğu gideren; şu tuzlu, buruk.
وَهُوَ ٱلَّذِى مَرَجَ ٱلْبَحْرَيْنِ هَٰذَا عَذْبٌۭ فُرَاتٌۭ وَهَٰذَا مِلْحٌ أُجَاجٌۭ -
26:35 Sure 26 · The Rhetoricians Ayeti aç →
Çevresindeki saray çevresine dedi ki: “Bu elbette bilgili bir yanılsama ustasıdır, yanılsamasıyla sizi yerinizden çıkarmak istiyor. Peki ne öğütlersiniz?”
قَالَ لِلْمَلَإِ حَوْلَهُۥٓ إِنَّ هَٰذَا لَسَٰحِرٌ عَلِيمٌۭ يُرِيدُ أَن يُخْرِجَكُم مِّنْ أَرْضِكُم بِسِحْرِهِۦ فَمَاذَا تَأْمُرُونَ -
26:138 Sure 26 · The Rhetoricians Ayeti aç →
Dediler ki: “Bize göre aynıdır, öğüt versen de öğüt verenlerden olmasan da; bu yalnızca öncekilerin huyudur, ve biz cezalandırılmayacağız.”
قَالُوا۟ سَوَآءٌ عَلَيْنَآ أَوَعَظْتَ أَمْ لَمْ تَكُن مِّنَ ٱلْوَٰعِظِينَ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا خُلُقُ ٱلْأَوَّلِينَ وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ -
27:13 Sure 27 · The Ants Ayeti aç →
Bizim işaretlerimiz onlara, açıkça görünür olarak geldiğinde, dediler ki: “Bu apaçık bir yanılsamadır.”
فَلَمَّا جَآءَتْهُمْ ءَايَٰتُنَا مُبْصِرَةًۭ قَالُوا۟ هَٰذَا سِحْرٌۭ مُّبِينٌۭ -
27:16 Sure 27 · The Ants Ayeti aç →
bu elbette apaçık ikramın ta kendisidir.”
إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلْفَضْلُ ٱلْمُبِينُ -
27:28 Sure 27 · The Ants Ayeti aç →
Şu mektubumla git, onu onlara at, sonra onlardan çekil ve neyi geri çevireceklerine bak.”
ٱذْهَب بِّكِتَٰبِى هَٰذَا فَأَلْقِهْ إِلَيْهِمْ ثُمَّ تَوَلَّ عَنْهُمْ فَٱنظُرْ مَاذَا يَرْجِعُونَ -
27:40 Sure 27 · The Ants Ayeti aç →
Onu yanında yerinde durmuş görünce dedi ki: “Bu, Vasimin ikramındandır, beni sınamak için: minnettar mı olacağım, yoksa yadsıyacak mıyım?
فَلَمَّا رَءَاهُ مُسْتَقِرًّا عِندَهُۥ قَالَ هَٰذَا مِن فَضْلِ رَبِّى لِيَبْلُوَنِىٓ ءَأَشْكُرُ أَمْ أَكْفُرُ -
27:68 Sure 27 · The Ants Ayeti aç →
Bu bize ve atalarımıza daha önce de şüphesiz vaat edildi;
لَقَدْ وُعِدْنَا هَٰذَا نَحْنُ وَءَابَآؤُنَا مِن قَبْلُ -
27:68 Sure 27 · The Ants Ayeti aç →
bunlar öncekilerin efsanelerinden başka bir şey değil.”
إِنْ هَٰذَآ إِلَّآ أَسَٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ -
27:71 Sure 27 · The Ants Ayeti aç →
Ve diyorlar ki: “Bu vaat ne zaman, doğru sözlüyseniz?”
وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ -
27:76 Sure 27 · The Ants Ayeti aç →
Bu Okuma, İsrailoğullarına, üzerinde ayrıştıkları şeylerin çoğunu anlatır.
إِنَّ هَٰذَا ٱلْقُرْءَانَ يَقُصُّ عَلَىٰ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ أَكْثَرَ ٱلَّذِى هُمْ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ -
28:15 Sure 28 · The Story Ayeti aç →
Ve ehlinin dikkatsizliği anında Başkent'e girdi ve orada dövüşen iki adam buldu: biri kendi tarafından, diğeri düşmanlarından.
وَدَخَلَ ٱلْمَدِينَةَ عَلَىٰ حِينِ غَفْلَةٍۢ مِّنْ أَهْلِهَا فَوَجَدَ فِيهَا رَجُلَيْنِ يَقْتَتِلَانِ هَٰذَا مِن شِيعَتِهِۦ وَهَٰذَا مِنْ عَدُوِّهِۦ -
28:15 Sure 28 · The Story Ayeti aç →
Dedi ki: “Bu, Saptırıcı'nın işidir;
قَالَ هَٰذَا مِنْ عَمَلِ ٱلشَّيْطَٰنِ -
28:36 Sure 28 · The Story Ayeti aç →
Musa onlara Bizim açık işaretlerimizi getirdiğinde dediler ki: “Bu, uydurulmuş bir yanılsamadan başka bir şey değil; ilk atalarımız arasında bunu hiç duymadık.”
فَلَمَّا جَآءَهُم مُّوسَىٰ بِـَٔايَٰتِنَا بَيِّنَٰتٍۢ قَالُوا۟ مَا هَٰذَآ إِلَّا سِحْرٌۭ مُّفْتَرًۭى وَمَا سَمِعْنَا بِهَٰذَا فِىٓ ءَابَآئِنَا ٱلْأَوَّلِينَ -
30:56 Sure 30 · The Romans Ayeti aç →
işte Uyandırılış Günü bu — ama siz bilmiyordunuz.”
فَهَٰذَا يَوْمُ ٱلْبَعْثِ وَلَٰكِنَّكُمْ كُنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ -
30:58 Sure 30 · The Romans Ayeti aç →
Ve Biz insanlar için bu Okuma'da her türlü örneği şüphesiz çoğalttık;
وَلَقَدْ ضَرَبْنَا لِلنَّاسِ فِى هَٰذَا ٱلْقُرْءَانِ مِن كُلِّ مَثَلٍۢ -
31:11 Sure 31 · Luqman Ayeti aç →
İşte Tanrı'nın yaratması:
هَٰذَا خَلْقُ ٱللَّهِ -
32:14 Sure 32 · The Prostration Ayeti aç →
Öyleyse tadın, sizin olan bu günün karşılaşmasını unuttuğunuz için — çünkü Biz sizi unuttuk —
فَذُوقُوا۟ بِمَا نَسِيتُمْ لِقَآءَ يَوْمِكُمْ هَٰذَآ إِنَّا نَسِينَٰكُمْ -
32:28 Sure 32 · The Prostration Ayeti aç →
Ve derler ki: “Doğru söyleyenlerdenseniz, bu açılış ne zaman?”
وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلْفَتْحُ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ -
33:22 Sure 33 · The Parties Ayeti aç →
Ve inananlar hizipleri gördüklerinde dediler ki: “İşte Tanrı'nın ve O'nun elçisinin bize vaat ettiği bu, ve Tanrı ve O'nun elçisi doğru söyledi”,
وَلَمَّا رَءَا ٱلْمُؤْمِنُونَ ٱلْأَحْزَابَ قَالُوا۟ هَٰذَا مَا وَعَدَنَا ٱللَّهُ وَرَسُولُهُۥ وَصَدَقَ ٱللَّهُ وَرَسُولُهُۥ -
34:29 Sure 34 · Saba' Ayeti aç →
Ve diyorlar ki: “Bu vaat ne zaman, doğru sözlüyseniz?”
وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ -
34:31 Sure 34 · Saba' Ayeti aç →
Ve yadsıyanlar dedi ki: “Bu Okuma'ya asla inanmayacağız, ne de ondan öncekine.”
وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَن نُّؤْمِنَ بِهَٰذَا ٱلْقُرْءَانِ وَلَا بِٱلَّذِى بَيْنَ يَدَيْهِ -
34:43 Sure 34 · Saba' Ayeti aç →
Ve işaretlerimiz onlara açık seçik seslendirildiğinde derler ki: “Bu, atalarınızın buyruğuna uyduğu şeyin yolunu sizin önünüzde tıkamak isteyen bir adamdan başkası değildir”; ve derler ki: “Bu, uydurulmuş bir kılık değiştirmeden başkası değildir.”
وَإِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِمْ ءَايَٰتُنَا بَيِّنَٰتٍۢ قَالُوا۟ مَا هَٰذَآ إِلَّا رَجُلٌۭ يُرِيدُ أَن يَصُدَّكُمْ عَمَّا كَانَ يَعْبُدُ ءَابَآؤُكُمْ وَقَالُوا۟ مَا هَٰذَآ إِلَّآ إِفْكٌۭ مُّفْتَرًۭى -
34:43 Sure 34 · Saba' Ayeti aç →
Ve yadsıyanlar, hak kendilerine geldiğinde, onun için derler ki: “Bu, apaçık bir yanılsamadan başkası değildir.”
وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لِلْحَقِّ لَمَّا جَآءَهُمْ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا سِحْرٌۭ مُّبِينٌۭ -
35:12 Sure 35 · The Poor Before God Ayeti aç →
şu tatlıdır, serinleticidir, içmesi hoştur; şu ise tuzludur, buruktur.
هَٰذَا عَذْبٌۭ فُرَاتٌۭ سَآئِغٌۭ شَرَابُهُۥ وَهَٰذَا مِلْحٌ أُجَاجٌۭ -
36:48 Sure 36 · Who Will Give Life to the Bones? Ayeti aç →
Ve diyorlar ki: “Bu vaat ne zaman, doğru sözlüyseniz?”
وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ -
36:52 Sure 36 · Who Will Give Life to the Bones? Ayeti aç →
Tümüyle Esirgeyen'in vaat ettiği budur ve gönderilenler doğru söylemişti.”
هَٰذَا مَا وَعَدَ ٱلرَّحْمَٰنُ وَصَدَقَ ٱلْمُرْسَلُونَ -
36:61 Sure 36 · Who Will Give Life to the Bones? Ayeti aç →
İşte dosdoğru bir güzergâh.
هَٰذَا صِرَٰطٌۭ مُّسْتَقِيمٌۭ -
37:17 Sure 37 · Peace upon the Envoys Ayeti aç →
ve derler: “Bu, apaçık bir yanılsamadan başka bir şey değil. Biz ölüp toprak ve kemik olduğumuzda, gerçekten uyandırılacak mıyız? Ve ilk atalarımız da mı?”
وَقَالُوٓا۟ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا سِحْرٌۭ مُّبِينٌ أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًۭا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ -
37:20 Sure 37 · Peace upon the Envoys Ayeti aç →
ve diyecekler: “Vay hâlimize, işte Vade Günü!”
وَقَالُوا۟ يَٰوَيْلَنَا هَٰذَا يَوْمُ ٱلدِّينِ -
37:21 Sure 37 · Peace upon the Envoys Ayeti aç →
“İşte Ayrım Günü, yalanlamakta olduğunuz gün.”
هَٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ -
37:60 Sure 37 · Peace upon the Envoys Ayeti aç →
İşte elbette muazzam zaferdir bu!
إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ -
37:61 Sure 37 · Peace upon the Envoys Ayeti aç →
Bunun gibi bir şey için çalışanlar çalışmalıdır.
لِمِثْلِ هَٰذَا فَلْيَعْمَلِ ٱلْعَٰمِلُونَ -
37:106 Sure 37 · Peace upon the Envoys Ayeti aç →
Elbette bu, apaçık biçimde sınayan şeydi.
إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلْبَلَٰٓؤُا۟ ٱلْمُبِينُ -
38:5 Sure 38 · The One Who Keeps Turning Back Ayeti aç →
ve yadsıyıcılar dediler: “Bu bir yanılsama ustası, büyük bir yalancı. Tanrıları tek bir tanrı mı kıldı? Bu elbette şaşırtıcı bir şey!”
وَقَالَ ٱلْكَٰفِرُونَ هَٰذَا سَٰحِرٌۭ كَذَّابٌ أَجَعَلَ ٱلْءَالِهَةَ إِلَٰهًۭا وَٰحِدًا إِنَّ هَٰذَا لَشَىْءٌ عُجَابٌۭ -
38:8 Sure 38 · The One Who Keeps Turning Back Ayeti aç →
Ve onlardan saray çevresi şöyle diyerek çekip gitti: “Gidin ve tanrılarınıza karşı sağlam durun! Bu elbette istenmiş bir şey. Bunun gibisini son öğretide duymadık; bu baştan uydurma bir yaratımdan başka bir şey değil. Hatırlatma, hepimizin arasından onun üzerine mi indi?”
وَٱنطَلَقَ ٱلْمَلَأُ مِنْهُمْ أَنِ ٱمْشُوا۟ وَٱصْبِرُوا۟ عَلَىٰٓ ءَالِهَتِكُمْ إِنَّ هَٰذَا لَشَىْءٌۭ يُرَادُ مَا سَمِعْنَا بِهَٰذَا فِى ٱلْمِلَّةِ ٱلْءَاخِرَةِ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا ٱخْتِلَٰقٌ أَءُنزِلَ عَلَيْهِ ٱلذِّكْرُ مِنۢ بَيْنِنَا -
38:23 Sure 38 · The One Who Keeps Turning Back Ayeti aç →
“Bu benim kardeşim; doksan dokuz koyunu var, bende ise tek bir koyun. Dedi: ‘Onu bana emanet et’ ve ustalıkta beni geçti.”
إِنَّ هَٰذَآ أَخِى لَهُۥ تِسْعٌۭ وَتِسْعُونَ نَعْجَةًۭ وَلِىَ نَعْجَةٌۭ وَٰحِدَةٌۭ فَقَالَ أَكْفِلْنِيهَا وَعَزَّنِى فِى ٱلْخِطَابِ -
38:39 Sure 38 · The One Who Keeps Turning Back Ayeti aç →
“İşte Bizim tahsisimiz: ister ihsanda bulun, ister alıkoy, hesap vermek zorunda kalmadan.”
هَٰذَا عَطَآؤُنَا فَٱمْنُنْ أَوْ أَمْسِكْ بِغَيْرِ حِسَابٍۢ -
38:42 Sure 38 · The One Who Keeps Turning Back Ayeti aç →
işte yıkanmak ve içmek için serin bir su.”
هَٰذَا مُغْتَسَلٌۢ بَارِدٌۭ وَشَرَابٌۭ -
38:49 Sure 38 · The One Who Keeps Turning Back Ayeti aç →
Bu bir hatırlatmadır.
هَٰذَا ذِكْرٌۭ -
38:53 Sure 38 · The One Who Keeps Turning Back Ayeti aç →
İşte Hesap Günü için onlara vaat edilen budur.
هَٰذَا مَا تُوعَدُونَ لِيَوْمِ ٱلْحِسَابِ -
38:54 Sure 38 · The One Who Keeps Turning Back Ayeti aç →
Bu, elbette Bizim geçimliğimizdir, tükenme bilmez.
إِنَّ هَٰذَا لَرِزْقُنَا مَا لَهُۥ مِن نَّفَادٍ -
38:56 Sure 38 · The One Who Keeps Turning Back Ayeti aç →
İşte. Ve her ölçüden taşanlar elbette geri dönülecek yerlerin en kötüsüne sahip olacak: Cehennem, orada yanacaklar,
هَٰذَا وَإِنَّ لِلطَّٰغِينَ لَشَرَّ مَـَٔابٍۢ جَهَنَّمَ يَصْلَوْنَهَا -
38:58 Sure 38 · The One Who Keeps Turning Back Ayeti aç →
İşte: tatsınlar — kaynar bir su, kokuşmuş bir sıvı ve aynı türden başkaları, ikişerli olarak.
هَٰذَا فَلْيَذُوقُوهُ حَمِيمٌۭ وَغَسَّاقٌۭ وَءَاخَرُ مِن شَكْلِهِۦٓ أَزْوَٰجٌ -
38:59 Sure 38 · The One Who Keeps Turning Back Ayeti aç →
“İşte sizinle birlikte hücum eden bir kalabalık.”
هَٰذَا فَوْجٌۭ مُّقْتَحِمٌۭ مَّعَكُمْ -
38:61 Sure 38 · The One Who Keeps Turning Back Ayeti aç →
Diyecekler: “Vasimiz, bunu bize kim önden gönderdiyse, ona Ateş'te iki kat ceza ekle.”
قَالُوا۟ رَبَّنَا مَن قَدَّمَ لَنَا هَٰذَا فَزِدْهُ عَذَابًۭا ضِعْفًۭا فِى ٱلنَّارِ -
39:28 Sure 39 · Do Not Lose Heart Ayeti aç →
Ve Biz bu Okuma'da insanlara her türden örnekleri şüphesiz çoğalttık, belki hatırlarlar — kusursuz, hiçbir eğriliği olmayan bir Okuma, belki sakınırlar.
وَلَقَدْ ضَرَبْنَا لِلنَّاسِ فِى هَٰذَا ٱلْقُرْءَانِ مِن كُلِّ مَثَلٍۢ لَّعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ قُرْءَانًا عَرَبِيًّا غَيْرَ ذِى عِوَجٍۢ لَّعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ -
39:71 Sure 39 · Do Not Lose Heart Ayeti aç →
öyle ki oraya vardıklarında kapıları açılır ve sorumluları onlara şöyle der: “Size sizden elçiler gelmedi mi, Vasinizin işaretlerini size seslendiren ve sizi bu günün karşılaşmasıyla uyaran?”
حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءُوهَا فُتِحَتْ أَبْوَٰبُهَا وَقَالَ لَهُمْ خَزَنَتُهَآ أَلَمْ يَأْتِكُمْ رُسُلٌۭ مِّنكُمْ يَتْلُونَ عَلَيْكُمْ ءَايَٰتِ رَبِّكُمْ وَيُنذِرُونَكُمْ لِقَآءَ يَوْمِكُمْ هَٰذَا -
41:26 Sure 41 · Their Skins Will Testify Ayeti aç →
Ve yadsıyanlar dedi ki: “Bu Okuma'yı dinlemeyin, ve okunduğu sırada boş şeyler savurun, belki üstün gelirsiniz.”
وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَا تَسْمَعُوا۟ لِهَٰذَا ٱلْقُرْءَانِ وَٱلْغَوْا۟ فِيهِ لَعَلَّكُمْ تَغْلِبُونَ -
41:50 Sure 41 · Their Skins Will Testify Ayeti aç →
Ve ona dokunan bir zarardan sonra Bizden bir esirgeme tattırırsak, elbette diyecek ki: “Bu bana aittir, ve Saat'in kalkacağını varsaymıyorum; ve Vasime döndürülmüşsem, O'nun yanında elbette en güzeli bulacağım.”
وَلَئِنْ أَذَقْنَٰهُ رَحْمَةًۭ مِّنَّا مِنۢ بَعْدِ ضَرَّآءَ مَسَّتْهُ لَيَقُولَنَّ هَٰذَا لِى وَمَآ أَظُنُّ ٱلسَّاعَةَ قَآئِمَةًۭ وَلَئِن رُّجِعْتُ إِلَىٰ رَبِّىٓ إِنَّ لِى عِندَهُۥ لَلْحُسْنَىٰ -
43:14 Sure 43 · In the Footsteps of the Ancestors Ayeti aç →
ve bütün çiftleri yaratan, ve sizin için gemilerden ve davarlardan bindiklerinizi yapan; sırtlarına yerleşesiniz, sonra üzerlerine yerleştiğinizde Vasinizin lütfunu hatırlayıp şöyle diyesiniz: “Bunu bize boyun eğdirene şan olsun, oysa bizim kendi başımıza buna gücümüz yetmezdi; ve biz elbette Vasimize doğru yüzümüzü çevireceğiz.”
وَٱلَّذِى خَلَقَ ٱلْأَزْوَٰجَ كُلَّهَا وَجَعَلَ لَكُم مِّنَ ٱلْفُلْكِ وَٱلْأَنْعَٰمِ مَا تَرْكَبُونَ لِتَسْتَوُۥا۟ عَلَىٰ ظُهُورِهِۦ ثُمَّ تَذْكُرُوا۟ نِعْمَةَ رَبِّكُمْ إِذَا ٱسْتَوَيْتُمْ عَلَيْهِ وَتَقُولُوا۟ سُبْحَٰنَ ٱلَّذِى سَخَّرَ لَنَا هَٰذَا وَمَا كُنَّا لَهُۥ مُقْرِنِينَ وَإِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا لَمُنقَلِبُونَ -
43:30 Sure 43 · In the Footsteps of the Ancestors Ayeti aç →
Ve onlara hak geldiğinde dediler ki: “Bu bir yanılsamadır ve biz onu şüphesiz yadsıyoruz.”
وَلَمَّا جَآءَهُمُ ٱلْحَقُّ قَالُوا۟ هَٰذَا سِحْرٌۭ وَإِنَّا بِهِۦ كَٰفِرُونَ -
43:31 Sure 43 · In the Footsteps of the Ancestors Ayeti aç →
Ve dediler ki: “Bu Okuma neden iki kentin önemli bir adamına indirilmedi!”
وَقَالُوا۟ لَوْلَا نُزِّلَ هَٰذَا ٱلْقُرْءَانُ عَلَىٰ رَجُلٍۢ مِّنَ ٱلْقَرْيَتَيْنِ عَظِيمٍ -
43:52 Sure 43 · In the Footsteps of the Ancestors Ayeti aç →
Yoksa ben, şu değersiz ve neredeyse açık konuşamayan kimseden daha mı iyiyim?
أَمْ أَنَا۠ خَيْرٌۭ مِّنْ هَٰذَا ٱلَّذِى هُوَ مَهِينٌۭ وَلَا يَكَادُ يُبِينُ -
43:61 Sure 43 · In the Footsteps of the Ancestors Ayeti aç →
ve beni izleyin: işte dosdoğru bir güzergâh.
وَٱتَّبِعُونِ هَٰذَا صِرَٰطٌۭ مُّسْتَقِيمٌۭ -
43:64 Sure 43 · In the Footsteps of the Ancestors Ayeti aç →
işte dosdoğru bir güzergâh.”
هَٰذَا صِرَٰطٌۭ مُّسْتَقِيمٌۭ -
44:11 Sure 44 · You Will Relapse Ayeti aç →
İşte acı verici bir ceza.
هَٰذَا عَذَابٌ أَلِيمٌۭ -
44:50 Sure 44 · You Will Relapse Ayeti aç →
İşte bu, şüphesiz hakkında tartışma çıkardığınız şeydir.
إِنَّ هَٰذَا مَا كُنتُم بِهِۦ تَمْتَرُونَ -
45:11 Sure 45 · Emotion Taken as a Deity Ayeti aç →
Bu bir yol göstermedir,
هَٰذَا هُدًۭى -
45:20 Sure 45 · Emotion Taken as a Deity Ayeti aç →
Bunlar insanlar için içgörülerdir, kesin bilgiye sahip bir halk için yol gösterme ve esirgemedir.
هَٰذَا بَصَٰٓئِرُ لِلنَّاسِ وَهُدًۭى وَرَحْمَةٌۭ لِّقَوْمٍۢ يُوقِنُونَ -
45:29 Sure 45 · Emotion Taken as a Deity Ayeti aç →
“İşte Bizim kaydımız, sizin hakkınızda hakkı eksiksiz dile getirir,
هَٰذَا كِتَٰبُنَا يَنطِقُ عَلَيْكُم بِٱلْحَقِّ -
45:34 Sure 45 · Emotion Taken as a Deity Ayeti aç →
Ve denecek ki: “Bugün sizi unutuyoruz, tıpkı bu gününüzle karşılaşmayı unuttuğunuz gibi; sığınağınız Ateş'tir ve hiçbir yardımcınız olmayacak.”
وَقِيلَ ٱلْيَوْمَ نَنسَىٰكُمْ كَمَا نَسِيتُمْ لِقَآءَ يَوْمِكُمْ هَٰذَا وَمَأْوَىٰكُمُ ٱلنَّارُ وَمَا لَكُم مِّن نَّٰصِرِينَ -
46:4 Sure 46 · No Novelty Among the Messengers Ayeti aç →
Bana bundan önce bir Yazı ya da bir bilgi izi getirin, eğer doğru sözlüyseniz.”
ٱئْتُونِى بِكِتَٰبٍۢ مِّن قَبْلِ هَٰذَآ أَوْ أَثَٰرَةٍۢ مِّنْ عِلْمٍ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ -
46:7 Sure 46 · No Novelty Among the Messengers Ayeti aç →
Ve işaretlerimiz onlara açık açık seslendirildiğinde, yadsıyanlar, kendilerine geldiği zaman hak için: “Bu apaçık bir yanılsamadır” derler.
وَإِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِمْ ءَايَٰتُنَا بَيِّنَٰتٍۢ قَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لِلْحَقِّ لَمَّا جَآءَهُمْ هَٰذَا سِحْرٌۭ مُّبِينٌ -
46:11 Sure 46 · No Novelty Among the Messengers Ayeti aç →
Ve onunla yol bulmadıkları için, diyecekler ki: “Bu eski bir kılık değiştirmedir.”
وَإِذْ لَمْ يَهْتَدُوا۟ بِهِۦ فَسَيَقُولُونَ هَٰذَآ إِفْكٌۭ قَدِيمٌۭ -
46:12 Sure 46 · No Novelty Among the Messengers Ayeti aç →
Ve bu, kusursuz bir dilde, doğrulayıcı bir Yazı'dır; zulmedenleri uyarasın diye, ve iyilik yapanlar için bir müjdedir.
وَهَٰذَا كِتَٰبٌۭ مُّصَدِّقٌۭ لِّسَانًا عَرَبِيًّۭا لِّيُنذِرَ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ وَبُشْرَىٰ لِلْمُحْسِنِينَ -
46:17 Sure 46 · No Novelty Among the Messengers Ayeti aç →
Ve anne babasına “Öf size! Benden önce nesiller geçip gitmişken, bana çıkarılacağım diye mi vaat ediyorsunuz?” diyen kişi — ikisi Tanrı'dan imdat dilerken: “Yazık sana, inan! Tanrı'nın vaadi şüphesiz haktır” — ve o der ki: “Bunlar öncekilerin efsanelerinden başka bir şey değildir.”
وَٱلَّذِى قَالَ لِوَٰلِدَيْهِ أُفٍّۢ لَّكُمَآ أَتَعِدَانِنِىٓ أَنْ أُخْرَجَ وَقَدْ خَلَتِ ٱلْقُرُونُ مِن قَبْلِى وَهُمَا يَسْتَغِيثَانِ ٱللَّهَ وَيْلَكَ ءَامِنْ إِنَّ وَعْدَ ٱللَّهِ حَقٌّۭ فَيَقُولُ مَا هَٰذَآ إِلَّآ أَسَٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ -
46:24 Sure 46 · No Novelty Among the Messengers Ayeti aç →
Sonra onu vadilerine doğru yönelen bir bulut olarak görünce, dediler ki: “İşte bize yağmur getirecek bir bulut.”
فَلَمَّا رَأَوْهُ عَارِضًۭا مُّسْتَقْبِلَ أَوْدِيَتِهِمْ قَالُوا۟ هَٰذَا عَارِضٌۭ مُّمْطِرُنَا -
46:34 Sure 46 · No Novelty Among the Messengers Ayeti aç →
Ve yadsıyanların Ateş'e sunulacağı gün: “Bu hak değil mi?”
وَيَوْمَ يُعْرَضُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ عَلَى ٱلنَّارِ أَلَيْسَ هَٰذَا بِٱلْحَقِّ -
50:3 Sure 50 · Closer Than the Jugular Vein Ayeti aç →
Şanlı Okuma'ya andolsun! Aksine, kendilerinden bir uyarıcının onlara gelmesine şaşırdılar. Yadsıyanlar dediler ki: “İşte şaşırtıcı bir şey. Biz ölüp toprak olduğumuzda...? Bu dönüş çok uzak.”
وَٱلْقُرْءَانِ ٱلْمَجِيدِ بَلْ عَجِبُوٓا۟ أَن جَآءَهُم مُّنذِرٌۭ مِّنْهُمْ فَقَالَ ٱلْكَٰفِرُونَ هَٰذَا شَىْءٌ عَجِيبٌ أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًۭا ذَٰلِكَ رَجْعٌۢ بَعِيدٌۭ -
50:22 Sure 50 · Closer Than the Jugular Vein Ayeti aç →
Sen bundan şüphesiz umursamazlık içindeydin; Biz de örtünü kaldırdık ve bugün görme yetin keskindir.
لَّقَدْ كُنتَ فِى غَفْلَةٍۢ مِّنْ هَٰذَا فَكَشَفْنَا عَنكَ غِطَآءَكَ فَبَصَرُكَ ٱلْيَوْمَ حَدِيدٌۭ -
50:23 Sure 50 · Closer Than the Jugular Vein Ayeti aç →
Ve yoldaşı diyecek ki: “İşte bende olan, hazır.”
وَقَالَ قَرِينُهُۥ هَٰذَا مَا لَدَىَّ عَتِيدٌ -
50:32 Sure 50 · Closer Than the Jugular Vein Ayeti aç →
İşte size vaat edilen şey, sürekli geri dönen, koruyan her kişi içindir.
هَٰذَا مَا تُوعَدُونَ لِكُلِّ أَوَّابٍ حَفِيظٍۢ -
51:14 Sure 51 · So Flee to God Ayeti aç →
İşte acele ettirmeye çalıştığınız şey budur.”
هَٰذَا ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تَسْتَعْجِلُونَ -
52:15 Sure 52 · The Punishment Will Fall Ayeti aç →
Peki bu bir yanılsama mı, yoksa açık görmüyor musunuz?
أَفَسِحْرٌ هَٰذَآ أَمْ أَنتُمْ لَا تُبْصِرُونَ -
52:32 Sure 52 · The Punishment Will Fall Ayeti aç →
Yoksa bunu onlara ölçülülükleri mi emrediyor, yoksa onlar her ölçüden taşan bir halk mı?
أَمْ تَأْمُرُهُمْ أَحْلَٰمُهُم بِهَٰذَآ أَمْ هُمْ قَوْمٌۭ طَاغُونَ -
53:56 Sure 53 · The Conscience Did Not Lie Ayeti aç →
Bu, eski uyarıcılar arasında bir uyarıcıdır.
هَٰذَا نَذِيرٌۭ مِّنَ ٱلنُّذُرِ ٱلْأُولَىٰٓ -
53:61 Sure 53 · The Conscience Did Not Lie Ayeti aç →
Yoksa bu konuşmaya mı şaşırıyorsunuz, ağlamadan gülerek ve umursamaz kalarak?
أَفَمِنْ هَٰذَا ٱلْحَدِيثِ تَعْجَبُونَ وَتَضْحَكُونَ وَلَا تَبْكُونَ وَأَنتُمْ سَٰمِدُونَ -
54:8 Sure 54 · Is There Anyone to Remember? Ayeti aç →
yadsıyanlar diyecek: “İşte zor bir gün.”
يَقُولُ ٱلْكَٰفِرُونَ هَٰذَا يَوْمٌ عَسِرٌۭ -
56:56 Sure 56 · When the Event Occurs Ayeti aç →
Vade Günü'nde onların ağırlanması işte budur.
هَٰذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ ٱلدِّينِ -
56:82 Sure 56 · When the Event Occurs Ayeti aç →
Yoksa bu konuşmaya mı ödün veriyorsunuz ve geçiminizi yalanlamaya mı bağlıyorsunuz?
أَفَبِهَٰذَا ٱلْحَدِيثِ أَنتُم مُّدْهِنُونَ وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ أَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ -
56:95 Sure 56 · When the Event Occurs Ayeti aç →
Bu elbette kesinliğin hakkıdır.
إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ حَقُّ ٱلْيَقِينِ -
59:21 Sure 59 · The First Gathering Ayeti aç →
Bu Okuma'yı bir dağın üzerine indirmiş olsaydık, onu alçak gönüllü olmuş ve yarılmış görürdün, Tanrı'dan ürkerek.
لَوْ أَنزَلْنَا هَٰذَا ٱلْقُرْءَانَ عَلَىٰ جَبَلٍۢ لَّرَأَيْتَهُۥ خَٰشِعًۭا مُّتَصَدِّعًۭا مِّنْ خَشْيَةِ ٱللَّهِ -
61:6 Sure 61 · The Close Rank Ayeti aç →
Sonra onlara açık kanıtları getirdiğinde, dediler ki: “Bu apaçık bir yanılsamadır.”
فَلَمَّا جَآءَهُم بِٱلْبَيِّنَٰتِ قَالُوا۟ هَٰذَا سِحْرٌۭ مُّبِينٌۭ -
66:3 Sure 66 · The Prohibition Ayeti aç →
Sonra ona bunu aktardığında, dedi ki: “Bunu sana kim aktardı?” Dedi ki: “Her Şeyi Bilen, Yakından Haberdar Olan bunu bana aktardı.”
فَلَمَّا نَبَّأَهَا بِهِۦ قَالَتْ مَنْ أَنۢبَأَكَ هَٰذَا قَالَ نَبَّأَنِىَ ٱلْعَلِيمُ ٱلْخَبِيرُ -
67:20 Sure 67 · The Dominion Ayeti aç →
Ya da Tümüyle Esirgeyen'in dışında, sizin için bir ordu olacak ve size yardım edecek olan kimdir?
أَمَّنْ هَٰذَا ٱلَّذِى هُوَ جُندٌۭ لَّكُمْ يَنصُرُكُم مِّن دُونِ ٱلرَّحْمَٰنِ -
67:21 Sure 67 · The Dominion Ayeti aç →
Ya da O geçimini alıkoysa, size geçim verecek olan kimdir?
أَمَّنْ هَٰذَا ٱلَّذِى يَرْزُقُكُمْ إِنْ أَمْسَكَ رِزْقَهُۥ -
67:25 Sure 67 · The Dominion Ayeti aç →
Ve diyorlar ki: “Bu vaat ne zaman, doğru sözlüyseniz?”
وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ -
67:27 Sure 67 · The Dominion Ayeti aç →
Sonra onu yakın gördüklerinde, yadsıyanların yüzlerine hoşnutsuzluk kazınacak ve denilecek ki: “İşte talep ettiğiniz şey bu.”
فَلَمَّا رَأَوْهُ زُلْفَةًۭ سِيٓـَٔتْ وُجُوهُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَقِيلَ هَٰذَا ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تَدَّعُونَ -
68:44 Sure 68 · The Pen Ayeti aç →
Öyleyse Beni, bu söylemi yalanlayan kimseyle baş başa bırak.
فَذَرْنِى وَمَن يُكَذِّبُ بِهَٰذَا ٱلْحَدِيثِ -
74:25 Sure 74 · The Cloaked One Ayeti aç →
O düşündü ve ölçüp biçti — ölçüp biçişi kahrolsun! Bir kez daha, ölçüp biçişi kahrolsun! Sonra baktı, sonra kaşlarını çattı ve yüzünü sertleştirdi, sonra sırt çevirdi ve kibirle şişindi ve dedi ki: “Bu, iletilen bir yanılsamadan başka bir şey değildir, bu bir insanın sözünden başka bir şey değildir.”
إِنَّهُۥ فَكَّرَ وَقَدَّرَ فَقُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ ثُمَّ قُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ ثُمَّ نَظَرَ ثُمَّ عَبَسَ وَبَسَرَ ثُمَّ أَدْبَرَ وَٱسْتَكْبَرَ فَقَالَ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا سِحْرٌۭ يُؤْثَرُ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا قَوْلُ ٱلْبَشَرِ -
74:31 Sure 74 · The Cloaked One Ayeti aç →
ve Biz onların sayısını yalnızca yadsıyanlar için bir sınav olarak belirledik: kendilerine Yazı verilenler kesin bilsinler, inananlar inançta artsınlar, kendilerine Yazı verilenler ve inananlar kuşku duymasınlar ve çekirdeği hastalık taşıyanlar ile yadsıyanlar şöyle desinler: “Tanrı bu örnekle ne diledi?”
وَمَا جَعَلْنَا عِدَّتَهُمْ إِلَّا فِتْنَةًۭ لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لِيَسْتَيْقِنَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ وَيَزْدَادَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِيمَٰنًۭا وَلَا يَرْتَابَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْمُؤْمِنُونَ وَلِيَقُولَ ٱلَّذِينَ فِى قُلُوبِهِم مَّرَضٌۭ وَٱلْكَٰفِرُونَ مَاذَآ أَرَادَ ٱللَّهُ بِهَٰذَا مَثَلًۭا -
76:22 Sure 76 · The Human Being Ayeti aç →
Bu, sizin için bir karşılık oldu ve çabanız minnetle karşılandı.
إِنَّ هَٰذَا كَانَ لَكُمْ جَزَآءًۭ وَكَانَ سَعْيُكُم مَّشْكُورًا -
77:36 Sure 77 · Those Sent Forth Ayeti aç →
İşte hiçbir şey dile getirmeyecekleri ve mazeret sunmalarına izin verilmeyeceği gün.
هَٰذَا يَوْمُ لَا يَنطِقُونَ وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ -
77:39 Sure 77 · Those Sent Forth Ayeti aç →
İşte Ayrılık Günü; Biz sizi ve ilkleri bir araya getirdik. Eğer elinizde bir hile varsa, öyleyse onu Bana karşı kullanın!
هَٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ جَمَعْنَٰكُمْ وَٱلْأَوَّلِينَ فَإِن كَانَ لَكُمْ كَيْدٌۭ فَكِيدُونِ -
83:17 Sure 83 · Woe to the Defrauders Ayeti aç →
Sonra denilecek ki: “İşte yalanladığınız şey bu.”
ثُمَّ يُقَالُ هَٰذَا ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ -
87:19 Sure 87 · The Most High Ayeti aç →
Bu elbette ilk günlüklerde, İbrahim'in ve Musa'nın günlüklerinde bulunur.
إِنَّ هَٰذَا لَفِى ٱلصُّحُفِ ٱلْأُولَىٰ صُحُفِ إِبْرَٰهِيمَ وَمُوسَىٰ -
90:4 Sure 90 · What Makes One Balk Ayeti aç →
Tanrı'nın adıyla, Tümüyle Esirgeyen, Esirgeyen. Hayır! Bu diyara andolsun, sen de bu diyarda yerleşiksin, bir doğurana ve doğurduğuna andolsun! İnsanı şüphesiz zahmet içinde yarattık.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ لَآ أُقْسِمُ بِهَٰذَا ٱلْبَلَدِ وَأَنتَ حِلٌّۢ بِهَٰذَا ٱلْبَلَدِ وَوَالِدٍۢ وَمَا وَلَدَ لَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَٰنَ فِى كَبَدٍ -
95:6 Sure 95 · The Fig Ayeti aç →
Tanrı'nın adıyla, Tümüyle Esirgeyen, Esirgeyen. İncire ve zeytine andolsun! Sina Dağı'na andolsun! Bu güvenli diyara andolsun! İnsanı şüphesiz en güzel yapıda yarattık, sonra onu aşağıların aşağısına geri çevirdik; inanan ve sağlam işler yapanlar hariç: onlara başa kakılmayacak bir ödül vardır.
بِّسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلتِّينِ وَٱلزَّيْتُونِ وَطُورِ سِينِينَ وَهَٰذَا ٱلْبَلَدِ ٱلْأَمِينِ لَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَٰنَ فِىٓ أَحْسَنِ تَقْوِيمٍۢ ثُمَّ رَدَدْنَٰهُ أَسْفَلَ سَٰفِلِينَ إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ فَلَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍۢ -
106:4 Sure 106 · Fed and Secured Ayeti aç →
bu Ev'in Vasisinin buyruğuna uysunlar; onları açlığa karşı doyurdu ve korkuya karşı güvenceye aldı.
فَلْيَعْبُدُوا۟ رَبَّ هَٰذَا ٱلْبَيْتِ ٱلَّذِىٓ أَطْعَمَهُم مِّن جُوعٍۢ وَءَامَنَهُم مِّنْ خَوْفٍۭ