المؤمنون
Al-Mu'minun
Have Attained Success
بسم ٱلله ٱلرحمن ٱلرحيم
Tanrı'nın adıyla, Tümüyle Esirgeyen, Esirgeyen.
İnananlar başarıya erdiler,
قد أفلح ٱلمؤمنون
Temas'larında alçakgönüllü olanlar,
ٱلذين هم في صلاتهم خشعون
ve boş şeylerden sıyrılanlar,
وٱلذين هم عن ٱللغو معرضون
ve katışıksız cömertliği verenler,
وٱلذين هم للزكوة فعلون
ve iffetlerini koruyanlar, yalnızca eşleri ya da yeminli olanları dışında — o durumda kınanmazlar;
وٱلذين هم لفروجهم حفظون إلا على أزوجهم أو ما ملكت أيمنهم فإنهم غير ملومين
kim bunun ötesini ararsa, işte onlar sınırları geçenlerdir.
فمن ٱبتغى ورآء ذلك فأولئك هم ٱلعادون
ve emanetlerine ve ahitlerine özen gösterenler,
وٱلذين هم لأمنتهم وعهدهم رعون
ve Temaslarını sürekli koruyanlar — işte onlar, Firdaws'ı miras alacak mirasçılardır,
وٱلذين هم على صلوتهم يحافظون أولئك هم ٱلورثون ٱلذين يرثون ٱلفردوس
orada sonsuza dek kalarak.
هم فيها خلدون
İnsanı şüphesiz kilden çekilmiş bir süzmeden yarattık,
ولقد خلقنا ٱلإنسن من سللة من طين
sonra onu güvenli ve sağlam bir yerde bir damla yaptık,
ثم جعلنه نطفة في قرار مكين
sonra damlayı bir yapışma olarak yarattık, sonra yapışmayı bir embriyo olarak yarattık, sonra embriyoyu kemikler olarak yarattık, sonra kemikleri etle giydirdik, sonra onu başka bir yaratılış olarak var ettik.
ثم خلقنا ٱلنطفة علقة فخلقنا ٱلعلقة مضغة فخلقنا ٱلمضغة عظما فكسونا ٱلعظم لحما ثم أنشأنه خلقا ءاخر
Kutlu olsun Tanrı, yaratanların en güzeli!
فتبارك ٱلله أحسن ٱلخلقين
Sonra, bundan sonra siz elbette ölecek olanlarsınız,
ثم إنكم بعد ذلك لميتون
sonra, Huzura Çıkış Günü, şüphesiz uyandırılacaksınız.
ثم إنكم يوم ٱلقيمة تبعثون
Üstünüzde şüphesiz yedi yol yarattık,
ولقد خلقنا فوقكم سبع طرآئق
ve yaratılışa karşı asla umursamaz olmadık.
وما كنا عن ٱلخلق غفلين
Ve gökten bir ölçüyle bir su indirdik ve onu yeryüzünde yerleşik kıldık —
وأنزلنا من ٱلسمآء مآء بقدر فأسكنه في ٱلأرض
ve Biz onu gidermeye elbette gücü yetenleriz.
وإنا على ذهاب به لقدرون
Böylece onunla sizin için hurmalardan ve üzümlerden bahçeler var ettik; orada sizin için bol lezzetler vardır ve ondan yersiniz; ve Sina Dağı'ndan çıkan, yağla biten ve yiyenler için bir katık olan bir ağaç.
فأنشأنا لكم به جنت من نخيل وأعنب لكم فيها فوكه كثيرة ومنها تأكلون وشجرة تخرج من طور سينآء تنبت بٱلدهن وصبغ للءاكلين
Ve davarda sizin için elbette bir ders vardır:
وإن لكم في ٱلأنعم لعبرة
Karınlarındakinden size içiririz,
نسقيكم مما في بطونها
ve onlarda sizin için çok yararlar vardır, ve onlardan yersiniz, ve onların üzerinde ve gemilerin üzerinde taşınırsınız.
ولكم فيها منفع كثيرة ومنها تأكلون وعليها وعلى ٱلفلك تحملون
Biz Nuh'u halkına şüphesiz gönderdik ve dedi ki: “Ey halkım! Tanrı'nın buyruğuna uyun: sizin O'ndan başka tanrınız yoktur.
ولقد أرسلنا نوحا إلى قومه فقال يقوم ٱعبدوا ٱلله ما لكم من إله غيره
Sakınmaz mısınız?”
أفلا تتقون
Bunun üzerine halkından yadsıyan saray çevresi dedi ki: “Bu, sizin gibi bir insandan başka bir şey değil; kendini sizden üstün kılmak istiyor; Tanrı dileseydi Görevliler indirirdi; bunu ilk atalarımız arasında işitmedik. O, zihin bulanıklığına uğramış bir adamdan başka bir şey değil — öyleyse onun hakkında bir zamana kadar bekleyin.”
فقال ٱلملؤا ٱلذين كفروا من قومه ما هذآ إلا بشر مثلكم يريد أن يتفضل عليكم ولو شآء ٱلله لأنزل ملئكة ما سمعنا بهذا في ءابآئنا ٱلأولين إن هو إلا رجل به جنة فتربصوا به حتى حين
Dedi ki: “Vasim, bana yardım et, çünkü beni yalanladılar.”
قال رب ٱنصرني بما كذبون
Bunun üzerine ona vahyettik: “Gemiyi gözlerimizin önünde ve vahyimize göre yap.
فأوحينآ إليه أن ٱصنع ٱلفلك بأعيننا ووحينا
Sonra emrimiz geldiğinde ve fırın kaynadığında, onun içine her şeyden bir çiftin iki ögesini ve ailenden, aleyhine önceki söz ağır basan dışındakileri al;
فإذا جآء أمرنا وفار ٱلتنور فٱسلك فيها من كل زوجين ٱثنين وأهلك إلا من سبق عليه ٱلقول منهم
ve zulmedenler hakkında Bana hitap etme, çünkü onlar boğulacaklar.
ولا تخطبني في ٱلذين ظلموا إنهم مغرقون
Ve sen ve seninle olanlar gemiye yerleştiğinizde, de ki: ‘Övgü, bizi zalimler halkından kurtaran Tanrı'yadır.’
فإذا ٱستويت أنت ومن معك على ٱلفلك فقل ٱلحمد لله ٱلذي نجىنا من ٱلقوم ٱلظلمين
Ve de ki: ‘Vasim, beni bereketli bir ağırlanma yerine indir, çünkü Sen ağırlayanların en iyisisin.’”
وقل رب أنزلني منزلا مباركا وأنت خير ٱلمنزلين
Bunda elbette işaretler vardır,
إن في ذلك لءايت
ve Biz elbette sınamaktaydık.
وإن كنا لمبتلين
Sonra onlardan sonra başka bir nesil var ettik ve aralarına kendilerinden bir elçi gönderdik: “Tanrı'nın buyruğuna uyun: sizin O'ndan başka tanrınız yoktur.
ثم أنشأنا من بعدهم قرنا ءاخرين فأرسلنا فيهم رسولا منهم أن ٱعبدوا ٱلله ما لكم من إله غيره
Sakınmaz mısınız?”
أفلا تتقون
Ve halkından yadsıyan, son yaşamın karşılaşmasını yalanlayan ve bu dünyadaki yaşamda refah verdiğimiz saray çevresi dedi ki: “Bu, sizin gibi bir insandan başka bir şey değil; yediğinizden yiyor ve içtiğinizden içiyor; ve eğer sizin gibi bir insana itaat ederseniz, o zaman elbette kaybedenler olursunuz. Size, öldüğünüzde ve toprak ve kemik olduğunuzda çıkarılacağınızı mı vaat ediyor? Uzak, çok uzak, size vaat edilen! Yalnızca bu dünyadaki yaşamımız var, ölürüz ve yaşarız ve biz uyandırılacak değiliz! O, Tanrı'ya karşı bir yalan uydurmuş bir adamdan başka bir şey değil ve biz ona güven duymayacağız.”
وقال ٱلملأ من قومه ٱلذين كفروا وكذبوا بلقآء ٱلءاخرة وأترفنهم في ٱلحيوة ٱلدنيا ما هذآ إلا بشر مثلكم يأكل مما تأكلون منه ويشرب مما تشربون ولئن أطعتم بشرا مثلكم إنكم إذا لخسرون أيعدكم أنكم إذا متم وكنتم ترابا وعظما أنكم مخرجون هيهات هيهات لما توعدون إن هي إلا حياتنا ٱلدنيا نموت ونحيا وما نحن بمبعوثين إن هو إلا رجل ٱفترى على ٱلله كذبا وما نحن له بمؤمنين
Dedi ki: “Vasim, bana yardım et, çünkü beni yalanladılar.”
قال رب ٱنصرني بما كذبون
Dedi ki: “Çok geçmeden elbette pişmanlık dolu olacaklar.”
قال عما قليل ليصبحن ندمين
Haykırış onları hak ile yakaladı ve Biz onları çerçöp yaptık.
فأخذتهم ٱلصيحة بٱلحق فجعلنهم غثآء
Uzak olsun öyleyse zalimler halkı!
فبعدا للقوم ٱلظلمين
Sonra onlardan sonra başka nesiller var ettik.
ثم أنشأنا من بعدهم قرونا ءاخرين
Hiçbir topluluk süresini ne öne geçer ne de geciktirir.
ما تسبق من أمة أجلها وما يستخرون
Sonra elçilerimizi birbiri ardına gönderdik.
ثم أرسلنا رسلنا تترا
Bir topluluğa elçisi her geldiğinde, onu yalanladı;
كل ما جآء أمة رسولها كذبوه
Biz de onları birbirinin ardından getirdik ve onları konuşma konuları kıldık.
فأتبعنا بعضهم بعضا وجعلنهم أحاديث
Uzak olsun öyleyse inanmayan bir halk!
فبعدا لقوم لا يؤمنون
Sonra Musa'yı ve kardeşi Harun'u işaretlerimizle ve apaçık bir yetkiyle Firavun'a ve saray çevresine gönderdik; ama kibirle şiştiler ve kibirli bir halk oldular,
ثم أرسلنا موسى وأخاه هرون بايتنا وسلطن مبين إلى فرعون وملإيه فٱستكبروا وكانوا قوما عالين
ve dediler ki: “Bizim gibi iki insana güven duyacak mıyız, hem de halkları bizim buyruğumuza uyuyorken?”
فقالوا أنؤمن لبشرين مثلنا وقومهما لنا عبدون
Onları yalanladılar ve böylece yok edilenlerden oldular.
فكذبوهما فكانوا من ٱلمهلكين
Musa'ya Yazı'yı şüphesiz verdik, belki yol bulurlar.
ولقد ءاتينا موسى ٱلكتب لعلهم يهتدون
Ve Meryem oğlunu ve annesini bir işaret kıldık,
وجعلنا ٱبن مريم وأمه ءاية
ve onları sağlam bir yerleşikliği ve kaynak suyu olan bir yamaca barındırdık.
وءاوينهمآ إلى ربوة ذات قرار ومعين
Ey elçiler, iyi şeylerden yiyin ve sağlam bir iş yapın,
يأيها ٱلرسل كلوا من ٱلطيبت وٱعملوا صلحا
çünkü Ben yaptıklarınız hakkında Her Şeyi Bilenim.
إني بما تعملون عليم
Ve sizin bu topluluğunuz şüphesiz tek bir topluluktur,
وإن هذه أمتكم أمة وحدة
ve Ben sizin Vasinizim: öyleyse Bana karşı sakının.
وأنا ربكم فٱتقون
Ama onlar işlerini aralarında parçalara böldüler,
فتقطعوا أمرهم بينهم زبرا
her hizip elindekiyle sevinerek.
كل حزب بما لديهم فرحون
Öyleyse onları bir zamana kadar uçurumlarında bırak.
فذرهم في غمرتهم حتى حين
Onları mal ve oğullarla donatmamızın, iyilikte onlar için acele etmemiz olduğunu mu sanıyorlar?
أيحسبون أنما نمدهم به من مال وبنين نسارع لهم في ٱلخيرت
Hayır, sezmiyorlar.
بل لا يشعرون
Vasilerinden çekindikleri için endişe dolu olanlar, ve Vasilerinin işaretlerine inananlar, ve Vasilerine hiçbir şeyi ortak koşmayanlar, ve verdiklerini, çekirdekleri titreyerek verenler, çünkü Vasilerine dönecekler — işte onlar iyilikte acele ederler,
إن ٱلذين هم من خشية ربهم مشفقون وٱلذين هم بايت ربهم يؤمنون وٱلذين هم بربهم لا يشركون وٱلذين يؤتون مآ ءاتوا وقلوبهم وجلة أنهم إلى ربهم رجعون أولئك يسرعون في ٱلخيرت
ve onlar, bunda öne geçenlerdir.
وهم لها سبقون
Ve bir Öze yalnızca kapasitesini yükleriz,
ولا نكلف نفسا إلا وسعها
ve Bizde hakkı dile getiren bir kayıt vardır ve onlara zulmedilmeyecektir.
ولدينا كتب ينطق بٱلحق وهم لا يظلمون
Ama onların çekirdekleri bu konuda bir uçurumdadır,
بل قلوبهم في غمرة من هذا
ve bunun dışında onların işleri vardır
ولهم أعمل من دون ذلك
ki onları yapmaya devam edeceklerdir —
هم لها عملون
refah içindekilerini cezayla yakalayacağımız ana kadar: işte onlar feryat ediyorlar.
حتى إذآ أخذنا مترفيهم بٱلعذاب إذا هم يجرون
Bugün feryat etmeyin,
لا تجروا ٱليوم
çünkü Bizden size yardım edilmeyecektir.
إنكم منا لا تنصرون
Benim işaretlerim size seslendiriliyordu ve siz onlar hakkında kibirle şişerek topuklarınız üzerinde gerileyip,
قد كانت ءايتي تتلى عليكم فكنتم على أعقبكم تنكصون مستكبرين به
gece sohbet ederek aşağılayıcı sözler söylüyordunuz.
سمرا تهجرون
Söz üzerinde derin düşünmediler mi, yoksa ilk atalarına gelmeyen bir şey mi geldi onlara?
أفلم يدبروا ٱلقول أم جآءهم ما لم يأت ءابآءهم ٱلأولين
Yoksa elçilerini tanımadılar mı ki onu onaylamıyorlar?
أم لم يعرفوا رسولهم فهم له منكرون
Yoksa onun zihin bulanıklığına uğradığını mı söylüyorlar?
أم يقولون به جنة
Hayır, onlara hak ile geldi,
بل جآءهم بٱلحق
ama onların çoğu hakka karşı nefret duyar.
وأكثرهم للحق كرهون
Ve hak onların duygularını izleseydi, gökler, yeryüzü ve onlarda bulunanlar bozulurdu.
ولو ٱتبع ٱلحق أهوآءهم لفسدت ٱلسموت وٱلأرض ومن فيهن
Hayır, onlara kendi Hatırlatmalarıyla geldik,
بل أتينهم بذكرهم
ama onlar kendi Hatırlatmalarından sıyrılıyorlar.
فهم عن ذكرهم معرضون
Yoksa onlardan bir haraç mı istiyorsun?
أم تسلهم خرجا
Vasinin haracı daha iyidir,
فخراج ربك خير
ve O, geçim sağlayanların en iyisidir.
وهو خير ٱلرزقين
Ve sen onları elbette dosdoğru bir güzergâha çağırıyorsun;
وإنك لتدعوهم إلى صرط مستقيم
ama son yaşama inanmayanlar bu güzergâhtan elbette uzaklaşırlar.
وإن ٱلذين لا يؤمنون بٱلءاخرة عن ٱلصرط لنكبون
Ve onları esirgesek ve onlara dokunan zararı gidersek, ölçüsüz taşkınlıkları içinde el yordamıyla yürüyerek saplanırlardı.
ولو رحمنهم وكشفنا ما بهم من ضر للجوا في طغينهم يعمهون
Onları cezayla şüphesiz yakaladık, ve onlar Vasilerine eğilmediler ve yalvarmadılar,
ولقد أخذنهم بٱلعذاب فما ٱستكانوا لربهم وما يتضرعون
ta ki onlara şiddetli bir cezaya açılan bir kapı açacağımız ana kadar: işte onlar orada umutsuzluğa kapılmışlardır.
حتى إذا فتحنا عليهم بابا ذا عذاب شديد إذا هم فيه مبلسون
Ve sizin için işitmeyi, görme yetilerini ve Vicdanlar'ı var eden O'dur.
وهو ٱلذي أنشأ لكم ٱلسمع وٱلأبصر وٱلأفدة
Ne kadar az minnettarsınız!
قليلا ما تشكرون
Ve sizi yeryüzüne serpiştiren O'dur, ve O'na toplanacaksınız.
وهو ٱلذي ذرأكم في ٱلأرض وإليه تحشرون
Ve yaşatan ve öldüren O'dur,
وهو ٱلذي يحي ويميت
ve gecenin ve gündüzün art arda gelişi O'nundur.
وله ٱختلف ٱليل وٱلنهار
Akıl yürütmüyor musunuz?
أفلا تعقلون
Ama ilklerin dediğinin aynısını dediler; dediler ki: “Öldüğümüzde ve toprak ve kemik olduğumuzda, gerçekten uyandırılacak mıyız?
بل قالوا مثل ما قال ٱلأولون قالوا أءذا متنا وكنا ترابا وعظما أءنا لمبعوثون
Bu bize ve atalarımıza daha önce şüphesiz vaat edildi;
لقد وعدنا نحن وءابآؤنا هذا من قبل
bunlar öncekilerin efsanelerinden başka bir şey değil.”
إن هذآ إلآ أسطير ٱلأولين
De ki: “Yeryüzü ve içindekiler kimindir, biliyorsanız?” Diyecekler ki: “Tanrı'nındır.”
قل لمن ٱلأرض ومن فيهآ إن كنتم تعلمون سيقولون لله
De ki: “Hatırlamaz mısınız?”
قل أفلا تذكرون
De ki: “Yedi göğün Vasisi ve muazzam Bina'nın Vasisi kimdir?”
قل من رب ٱلسموت ٱلسبع ورب ٱلعرش ٱلعظيم
Diyecekler ki: “Tanrı'nındır.”
سيقولون لله
De ki: “Sakınmaz mısınız?”
قل أفلا تتقون
De ki: “Her şeyin egemen krallığı elinde olan, sığınak veren ve kendisine karşı kimsenin sığınak elde edemediği kimdir, biliyorsanız?” Diyecekler ki: “Tanrı'nındır.”
قل من بيده ملكوت كل شىء وهو يجير ولا يجار عليه إن كنتم تعلمون سيقولون لله
De ki: “Öyleyse nasıl yanılsamayla aldatılıyorsunuz?”
قل فأنى تسحرون
Hayır, onlara hak ile geldik,
بل أتينهم بٱلحق
ve onlar elbette yalancılardır.
وإنهم لكذبون
Tanrı hiçbir çocuk edinmedi,
ما ٱتخذ ٱلله من ولد
ve O'nunla birlikte hiçbir tanrı yoktu —
وما كان معه من إله
yoksa her tanrı yarattığıyla gitmiş olurdu ve bazıları diğerlerinin üzerine yükselmiş olurdu.
إذا لذهب كل إله بما خلق ولعلا بعضهم على بعض
Tanrı'ya şan olsun, nitelediklerinden çok üstündür!
سبحن ٱلله عما يصفون
Algılardan kaçanı ve tanıklık edileni bilen,
علم ٱلغيب وٱلشهدة
O, Kendisine ortak koştuklarından çok üstündür.
فتعلى عما يشركون
De ki: “Vasim, eğer bana onlara vaat edileni gösterirsen, öyleyse, Vasim, beni zalimler halkının arasına koyma.”
قل رب إما تريني ما يوعدون رب فلا تجعلني في ٱلقوم ٱلظلمين
Ve Biz sana onlara vaat ettiğimizi göstermeye elbette gücü yetenleriz.
وإنا على أن نريك ما نعدهم لقدرون
Kötülüğü daha güzel olanla geri it —
ٱدفع بٱلتي هي أحسن ٱلسيئة
Biz nitelediklerini en iyi bilenleriz.
نحن أعلم بما يصفون
Ve de ki: “Vasim, Saptırıcıların kışkırtmalarına karşı Senin himayene girerim, ve yanımda bulunmalarına karşı, Vasim, Senin himayene girerim.”
وقل رب أعوذ بك من همزت ٱلشيطين وأعوذ بك رب أن يحضرون
Onlardan birine ölüm geldiği ana kadar, der ki: “Vasim, beni döndürün, belki geride bıraktığım şeyde sağlam bir iş yaparım.” Hayır, asla!
حتى إذا جآء أحدهم ٱلموت قال رب ٱرجعون لعلي أعمل صلحا فيما تركت كلآ
Bu, şüphesiz onun söylediği bir sözdür,
إنها كلمة هو قآئلها
ve arkalarında, uyandırılacakları güne kadar bir engel vardır.
ومن ورآئهم برزخ إلى يوم يبعثون
Sonra Boru'ya üflendiğinde, o gün aralarında soy bağları kalmaz ve birbirlerine soru sormazlar.
فإذا نفخ في ٱلصور فلآ أنساب بينهم يومئذ ولا يتسآءلون
Terazileri ağır gelenler — işte başarıya erenler onlardır;
فمن ثقلت موزينه فأولئك هم ٱلمفلحون
Ve terazileri hafif gelenler — işte onlar, Özlerinin kaybına yol açanlardır; Cehennem'de sonsuza dek kalırlar; Ateş yüzlerini yakacak ve onlar orada dudakları kasılmış hâlde yüzlerini buruşturacaklar.
ومن خفت موزينه فأولئك ٱلذين خسروا أنفسهم في جهنم خلدون تلفح وجوههم ٱلنار وهم فيها كلحون
İşaretlerim size seslendirilmiyor muydu, ve siz onları yalanlıyordunuz?
ألم تكن ءايتي تتلى عليكم فكنتم بها تكذبون
Diyecekler ki: “Vasimiz, sefaletimiz bizi yendi ve biz yolunu şaşırmış bir halk idik.
قالوا ربنا غلبت علينا شقوتنا وكنا قوما ضآلين
Vasimiz, bizi buradan çıkar; yinelersek, o zaman şüphesiz zalimler oluruz.”
ربنآ أخرجنا منها فإن عدنا فإنا ظلمون
Diyecek ki: “Orada kovulmuş olarak kalın ve Bana artık söz söylemeyin.”
قال ٱخسوا فيها ولا تكلمون
Buyruğuma uyanlardan bir kesim vardı ki derlerdi: “Vasimiz, inanıyoruz; bizi bağışla ve bizi esirge, çünkü Sen esirgeyenlerin en iyisisin” — ama siz onları alay konusu edindiniz, öyle ki Benim Hatırlatmamı size unutturdular ve siz onlara gülüyordunuz.
إنه كان فريق من عبادي يقولون ربنآ ءامنا فٱغفر لنا وٱرحمنا وأنت خير ٱلرحمين فٱتخذتموهم سخريا حتى أنسوكم ذكري وكنتم منهم تضحكون
Ben bugün onlara sabırlarının karşılığını şüphesiz verdim: zafer kazananlar onlardır.
إني جزيتهم ٱليوم بما صبروا أنهم هم ٱلفآئزون
Diyecek ki: “Yeryüzünde kaç sene kaldınız?”
قل كم لبثتم في ٱلأرض عدد سنين
Diyecekler ki: “Bir gün kaldık,
قالوا لبثنا يوما
ya da bir günün bir kısmı; öyleyse sayanlara sor.”
أو بعض يوم فسل ٱلعآدين
Diyecek ki: “Pek az kaldınız, keşke bilseydiniz.”
قل إن لبثتم إلا قليلا لو أنكم كنتم تعلمون
Sizi boşuna yarattığımızı ve Bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?
أفحسبتم أنما خلقنكم عبثا وأنكم إلينا لا ترجعون
Yücelsin Tanrı, Egemen, Hak!
فتعلى ٱلله ٱلملك ٱلحق
O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur,
لآ إله إلا هو
soylu Bina'nın Vasisi.
رب ٱلعرش ٱلكريم
Ve kim Tanrı'nın yanında, kendisine dair hiçbir ispatı olmadan başka bir tanrıya yakarırsa, onun hesabı yalnızca Vasisinin katındadır,
ومن يدع مع ٱلله إلها ءاخر لا برهن له به فإنما حسابه عند ربه
çünkü yadsıyanlar asla başarıya ermezler.
إنه لا يفلح ٱلكفرون
Ve de ki: “Vasim, bağışla ve esirge, çünkü Sen esirgeyenlerin en iyisisin.”
وقل رب ٱغفر وٱرحم وأنت خير ٱلرحمين