القصص
Al-Qasas
The Story
Tanrı'nın adıyla, Tümüyle Esirgeyen, Esirgeyen. Ṭa. Sin. Mim.
ٮسم الله الرحمں الرحٮم طسم
İşte açıklayan Yazı'nın işaretleri.
ٮلك اٮٮ الكٮٮ المٮٮں
Biz sana, hak ile, Musa ve Firavun'un aktarımından bir bölümü seslendiriyoruz, inanan bir halk için.
ٮٮلوا علٮك مں ٮٮا موسى وڡرعوں ٮالحٯ لڡوم ٮومٮوں
Firavun yerde yükseldi ve ehlini gruplara böldü; onlardan bir grubu zayıf düşürüyordu, oğullarını boğazlayıp kadınlarının hayâsına saldırarak,
اں ڡرعوں علا ڡى الارص وحعل اهلها سٮعا ٮسٮصعڡ طاٮڡه مٮهم ٮدٮح اٮٮاهم وٮسٮحى ٮساهم
çünkü o şüphesiz bozgunculardandı.
اٮه كاں مں المڡسدٮں
Ve Biz yerde zayıf düşürülmüş olanlara ihsanda bulunmak, onları kılavuzlar yapmak, onları mirasçılar kılmak, onları yerde sağlamca yerleştirmek ve Firavun'a, Haman'a ve ordularına, onlar aracılığıyla, çekindikleri şeyi göstermek istiyorduk.
وٮرٮد اں ٮمں على الدٮں اسٮصعڡوا ڡى الارص وٮحعلهم اٮمه وٮحعلهم الورٮٮں وٮمكں لهم ڡى الارص وٮرى ڡرعوں وهمں وحٮودهما مٮهم ما كاٮوا ٮحدروں
Ve Biz Musa'nın annesine vahyettik: “Onun bakımını üstlen; ve onun için korktuğunda, onu dalgaya at, korkusuz ve üzüntüsüz olarak,
واوحٮٮا الى ام موسى اں ارصعٮه ڡادا حڡٮ علٮه ڡالڡٮه ڡى الٮم ولا ٮحاڡى ولا ٮحرٮى
çünkü Biz onu sana şüphesiz geri vereceğiz ve onu gönderilenlerden biri kılacağız.”
اٮا رادوه الٮك وحاعلوه مں المرسلٮں
Firavun'un klanı onu yanına aldı, sonunda onlar için bir düşman ve bir üzüntü kaynağı olsun diye —
ڡالٮڡطه ال ڡرعوں لٮكوں لهم عدوا وحرٮا
Firavun, Haman ve orduları şüphesiz hatalıydılar.
اں ڡرعوں وهمں وحٮودهما كاٮوا حطٮں
Ve Firavun'un karısı dedi ki: “Benim için ve senin için bakışın durulması; onu öldürmeyin;
وڡالٮ امراٮ ڡرعوں ڡرٮ عٮں لى ولك لا ٮڡٮلوه
belki bize yararı dokunur, ya da onu evlat ediniriz.” Onlar sezmiyorlardı.
عسى اں ٮٮڡعٮا او ٮٮحده ولدا وهم لا ٮسعروں
Ve Musa'nın annesinin Vicdanı boş kaldı; çekirdeğini bağlamasaydık, inananlardan olsun diye, neredeyse onu ortaya çıkaracaktı.
واصٮح ڡواد ام موسى ڡرعا اں كادٮ لٮٮدى ٮه لولا اں رٮطٮا على ڡلٮها لٮكوں مں المومٮٮں
Ve kız kardeşine dedi ki: “Onun izini sür.” O da onu uzaktan açıkça gördü, onlar sezmeden.
وڡالٮ لاحٮه ڡصٮه ڡٮصرٮ ٮه عں حٮٮ وهم لا ٮسعروں
Ve Biz ona önceden, başka birinin bütün bakımını üstlenmesini yasaklamıştık; o zaman dedi ki: “Size, sizin için ona bakacak ve ona içten olacak bir aile göstereyim mi?”
وحرمٮا علٮه المراصع مں ڡٮل ڡڡالٮ هل ادلكم على اهل ٮٮٮ ٮكڡلوٮه لكم وهم له ٮصحوں
Böylece Biz onu annesine geri verdik; bakışı durulsun, üzülmesin ve Tanrı'nın vaadinin hak olduğunu bilsin diye —
ڡرددٮه الى امه كى ٮڡر عٮٮها ولا ٮحرں ولٮعلم اں وعد الله حٯ
ama onların çoğu bilmez.
ولكں اكٮرهم لا ٮعلموں
Tam erginliğine erişip yerleştiğinde, Biz ona hüküm ve bilgi verdik —
ولما ٮلع اسده واسٮوى اٮٮٮه حكما وعلما
iyilik yapanların karşılığını böyle veririz.
وكدلك ٮحرى المحسٮٮں
Ve ehlinin dikkatsizliği anında Başkent'e girdi ve orada dövüşen iki adam buldu: biri kendi tarafından, diğeri düşmanlarından.
ودحل المدٮٮه على حٮں عڡله مں اهلها ڡوحد ڡٮها رحلٮں ٮڡٮٮلاں هدا مں سٮعٮه وهدا مں عدوه
Kendi tarafından olan, düşmanlarından olana karşı onu yardıma çağırdı; Musa ona yumruk vurdu ve işini bitirdi.
ڡاسٮعٮه الدى مں سٮعٮه على الدى مں عدوه ڡوكره موسى ڡڡصى علٮه
Dedi ki: “Bu, Saptırıcı'nın işidir;
ڡال هدا مں عمل السٮطں
o şüphesiz bir düşmandır, açık bir yolunu şaşırtan.”
اٮه عدو مصل مٮٮں
Dedi ki: “Vasim, ben şüphesiz kendime karşı zalimdim; beni bağışla.”
ڡال رٮ اٮى طلمٮ ٮڡسى ڡاعڡر لى
Onu bağışladı,
ڡعڡر له
çünkü şüphesiz Çok Bağışlayan, Esirgeyen O'dur.
اٮه هو العڡور الرحٮم
Dedi ki: “Vasim, bana verdiğin lütufla, artık asla koparılmışlara bir dayanak olmayacağım.”
ڡال رٮ ٮما اٮعمٮ على ڡلں اكوں طهٮرا للمحرمٮں
Başkent'te kendini korku içinde, tetikte buldu; ve işte dün ondan yardım istemiş olan, onu yeniden yardıma çağırıyordu.
ڡاصٮح ڡى المدٮٮه حاٮڡا ٮٮرڡٮ ڡادا الدى اسٮٮصره ٮالامس ٮسٮصرحه
Musa ona dedi ki: “Sen elbette apaçık bir sapkınsın.”
ڡال له موسى اٮك لعوى مٮٮں
Sonra, ikisinin de düşmanı olanı yakalamak isteyince dedi ki: “Ey Musa, dün bir Özü öldürdüğün gibi beni de mi öldürmek istiyorsun?
ڡلما اں اراد اں ٮٮطس ٮالدى هو عدو لهما ڡال ٮموسى اٮرٮد اں ٮڡٮلٮى كما ڡٮلٮ ٮڡسا ٮالامس
Sen yalnızca yerde bir ölçüsüz olmak istiyorsun ve sağlamlaştıranlardan olmak istemiyorsun.”
اں ٮرٮد الا اں ٮكوں حٮارا ڡى الارص وما ٮرٮد اں ٮكوں مں المصلحٮں
Ve Başkent'in ucundan bir adam aceleyle geldi.
وحا رحل مں اڡصا المدٮٮه ٮسعى
Dedi ki: “Ey Musa, saray çevresi seni öldürmek için sana karşı görüşüyor; çık, ben sana şüphesiz içten bir öğütçüyüm.”
ڡال ٮموسى اں الملا ٮاٮمروں ٮك لٮڡٮلوك ڡاحرح اٮى لك مں الٮصحٮں
Oradan korkulu, gözetleyerek çıktı,
ڡحرح مٮها حاٮڡا ٮٮرڡٮ
ve dedi ki: “Vasim, beni zalim halktan kurtar.”
ڡال رٮ ٮحٮى مں الڡوم الطلمٮں
Medyen'e doğru yöneldiği sırada dedi ki: “Vasimin bana dosdoğru yola kılavuzluk etmesi mümkündür.”
ولما ٮوحه ٮلڡا مدٮں ڡال عسى رٮى اں ٮهدٮٮى سوا السٮٮل
Medyen'in suyuna vardığında, orada su içiren insanlardan bir topluluk buldu ve onlardan ayrı, sürülerini geri tutan iki kadın buldu.
ولما ورد ما مدٮں وحد علٮه امه مں الٮاس ٮسڡوں ووحد مں دوٮهم امراٮٮں ٮدوداں
Dedi ki: “Durumunuz nedir?”
ڡال ما حطٮكما
Dediler ki: “Biz ancak çobanlar gittikten sonra su içiririz; ve babamız çok yaşlı bir ihtiyardır.”
ڡالٮا لا ٮسڡى حٮى ٮصدر الرعا واٮوٮا سٮح كٮٮر
Onlar için su içirdi, sonra gölgeye çekildi ve dedi ki: “Vasim, bana indireceğin en küçük iyiye ben şüphesiz çok muhtacım.”
ڡسڡى لهما ٮم ٮولى الى الطل ڡڡال رٮ اٮى لما اٮرلٮ الى مں حٮر ڡڡٮر
Onlardan biri ona geldi, çekingen bir hayâyla yürüyerek.
ڡحاٮه احدٮهما ٮمسى على اسٮحٮا
Dedi ki: “Babam, bizim için su içirmenin ücretinin karşılığını sana vermek için seni çağırıyor.”
ڡالٮ اں اٮى ٮدعوك لٮحرٮك احر ما سڡٮٮ لٮا
Ona gelip ona öyküsünü anlattığında dedi ki: “Korkma, zalim halktan kurtuldun.”
ڡلما حاه وڡص علٮه الڡصص ڡال لا ٮحڡ ٮحوٮ مں الڡوم الطلمٮں
Onlardan biri dedi ki: “Ey babacığım, onu işe al;
ڡالٮ احدٮهما ٮاٮٮ اسٮحره
işe alabileceğin en iyi kişi, güçlü ve güvenilir olandır.”
اں حٮر مں اسٮحرٮ الڡوى الامٮں
Dedi ki: “Seni, şu iki kızımdan biriyle evlendirmek istiyorum, sekiz yıl hizmetime girmen koşuluyla;
ڡال اٮى ارٮد اں اٮكحك احدى اٮٮٮى هٮٮں على اں ٮاحرٮى ٮمٮى ححح
ve eğer on tamamlarsan, bu senden olur;
ڡاں اٮممٮ عسرا ڡمں عٮدك
ve sana bir zorlama dayatmak istemiyorum —
وما ارٮد اں اسٯ علٮك
beni, Tanrı dilerse, sağlam olanlardan bulacaksın.”
سٮحدٮى اں سا الله مں الصلحٮں
Dedi ki: “Bu, seninle benim aramda anlaşılmıştır;
ڡال دلك ٮٮٮى وٮٮٮك
iki süreden hangisini bitirirsem bitireyim, bana karşı hiçbir düşmanlık olmasın;
اٮما الاحلٮں ڡصٮٮ ڡلا عدوں على
ve Tanrı, dediğimiz şeyin vekilidir.”
والله على ما ٮڡول وكٮل
Musa süreyi bitirip yakınlarıyla yola çıktığında, Dağ'ın yanından bir ateş fark etti.
ڡلما ڡصى موسى الاحل وسار ٮاهله اٮس مں حاٮٮ الطور ٮارا
Yakınlarına dedi ki: “Burada kalın; bir ateş fark ettim; belki size ondan bir haber getiririm, ya da kızgın bir kor, belki ısınırsınız.”
ڡال لاهله امكٮوا اٮى اٮسٮ ٮارا لعلى اٮٮكم مٮها ٮحٮر او حدوه مں الٮار لعلكم ٮصطلوں
Oraya vardığında, vadinin sağ kıyısından, kutlu yerde, ağaçtan ona seslenildi: “Ey Musa, şüphesiz Benim, Tanrı, bütün varlıkların Vasisi! Ve asanı at.”
ڡلما اٮٮها ٮودى مں سطى الواد الاٮمں ڡى الٮڡعه المٮركه مں السحره اں ٮموسى اٮى اٮا الله رٮ العلمٮں واں الٯ عصاك
Onu bir Gizli gibi titreşirken gördüğünde, kaçmak için arkasını döndü ve geri dönmedi.
ڡلما راها ٮهٮر كاٮها حاں ولى مدٮرا ولم ٮعڡٮ
“Ey Musa, yüzleş ve korkma;
ٮموسى اڡٮل ولا ٮحڡ
sen şüphesiz güvende olanlardansın.
اٮك مں الامٮٮں
Elini yakanın açıklığına sok, beyaz çıkacak, hiçbir kötülük olmadan;
اسلك ٮدك ڡى حٮٮك ٮحرح ٮٮصا مں عٮر سو
ve kanadını kendine sık, saygıya karşı.
واصمم الٮك حٮاحك مں الرهٮ
İşte Vasinin Firavun ve saray çevresi için iki ispatı;
ڡدٮك ٮرهٮاں مں رٮك الى ڡرعوں وملاٮه
onlar sınırı aşanlardan oluşan bir halktı.”
اٮهم كاٮوا ڡوما ڡسڡٮں
Dedi ki: “Vasim, ben şüphesiz onlardan bir Özü öldürdüm ve beni öldürmelerinden korkuyorum; oysa kardeşim Harun'un dili benimkinden daha açıktır — onu, beni doğrulayan bir destek olarak benimle birlikte gönder;
ڡال رٮ اٮى ڡٮلٮ مٮهم ٮڡسا ڡاحاڡ اں ٮڡٮلوں واحى هروں هو اڡصح مٮى لساٮا ڡارسله معى ردا ٮصدڡٮى
ben onların beni yalanlamalarından korkuyorum.”
اٮى احاڡ اں ٮكدٮوں
Dedi ki: “Biz senin kolunu kardeşinle pekiştireceğiz ve ikinize de bir yetki vereceğiz, öyle ki size erişemeyecekler — Bizim işaretlerimiz sayesinde,
ڡال سٮسد عصدك ٮاحٮك وٮحعل لكما سلطٮا ڡلا ٮصلوں الٮكما ٮاٮٮٮا
siz ikiniz ve sizi izleyenler galip gelenler olacaksınız.”
اٮٮما ومں اٮٮعكما العلٮوں
Musa onlara Bizim açık işaretlerimizi getirdiğinde dediler ki: “Bu, uydurulmuş bir yanılsamadan başka bir şey değil; ilk atalarımız arasında bunu hiç duymadık.”
ڡلما حاهم موسى ٮاٮٮٮا ٮٮٮٮ ڡالوا ما هدا الا سحر مڡٮرى وما سمعٮا ٮهدا ڡى اٮاٮٮا الاولٮں
Ve Musa dedi ki: “Vasim, O'ndan kılavuzlukla kimin geldiğini ve yurdun sonucunun kime düşeceğini en iyi bilendir —
وڡال موسى رٮى اعلم ٮمں حا ٮالهدى مں عٮده ومں ٮكوں له عڡٮه الدار
şüphesiz zalimler başarıya ermez.”
اٮه لا ٮڡلح الطلموں
Ve Firavun dedi ki: “Ey saray çevresi, sizin için benden başka bir tanrı bilmiyorum. Öyleyse, ey Haman, bana kil üzerinde bir ateş yak ve bana bir köşk yap, belki çıkıp Musa'nın tanrısına bakarım; ben onun yalancılardan olduğunu elbette varsayıyorum.”
وڡال ڡرعوں ٮاٮها الملا ما علمٮ لكم مں اله عٮرى ڡاوڡد لى ٮهمں على الطٮں ڡاحعل لى صرحا لعلى اطلع الى اله موسى واٮى لاطٮه مں الكدٮٮں
Ve o ve orduları, yerde hiçbir hak olmaksızın kibirle şiştiler ve Bize asla geri döndürülmeyeceklerini varsayıyorlardı.
واسٮكٮر هو وحٮوده ڡى الارص ٮعٮر الحٯ وطٮوا اٮهم الٮٮا لا ٮرحعوں
Biz onu ve ordularını yakaladık ve onları dalgaya attık —
ڡاحدٮه وحٮوده ڡٮٮدٮهم ڡى الٮم
öyleyse zalimlerin sonunun nasıl olduğuna bak.
ڡاٮطر كٮڡ كاں عڡٮه الطلمٮں
Ve Biz onları Ateş'e çağıran kılavuzlar kıldık,
وحعلٮهم اٮمه ٮدعوں الى الٮار
ve Huzura Çıkış Günü'nde yardım edilmeyecekler.
وٮوم الڡٮمه لا ٮٮصروں
Ve Biz onların ardına, bu dünyadaki yaşamda, bir lanet ekledik,
واٮٮعٮهم ڡى هده الدٮٮا لعٮه
ve Huzura Çıkış Günü'nde biçimi bozulmuşlar arasında olacaklar.
وٮوم الڡٮمه هم مں المڡٮوحٮں
Biz Musa'ya, ilk nesilleri mahvettikten sonra, insanlar için aydınlatmalar, kılavuzluk ve esirgeme olarak Yazı'yı şüphesiz verdik, belki hatırlarlar.
ولڡد اٮٮٮا موسى الكٮٮ مں ٮعد ما اهلكٮا الڡروں الاولى ٮصاٮر للٮاس وهدى ورحمه لعلهم ٮٮدكروں
Biz Musa'ya emri hükmettiğimizde sen batı yanında değildin,
وما كٮٮ ٮحاٮٮ العرٮى اد ڡصٮٮا الى موسى الامر
tanıklık edenlerden değildin.
وما كٮٮ مں السهدٮں
Ama Biz nesiller doğurduk ve onlar için ömür uzadı;
ولكٮا اٮساٮا ڡروٮا ڡٮطاول علٮهم العمر
ve sen Medyen ehli arasında, onlara Bizim işaretlerimizi seslendirerek, kalmıyordun,
وما كٮٮ ٮاوٮا ڡى اهل مدٮں ٮٮلوا علٮهم اٮٮٮا
ama seni gönderen Biziz.
ولكٮا كٮا مرسلٮں
Biz ona seslendiğimizde sen Dağ'ın yanında da değildin;
وما كٮٮ ٮحاٮٮ الطور اد ٮادٮٮا
ama bu, Vasinden bir esirgemedir, senden önce kendilerine hiçbir uyarıcı gelmemiş bir halkı uyarasın diye, hatırlayacakları umuduyla.
ولكں رحمه مں رٮك لٮٮدر ڡوما ما اٮٮهم مں ٮدٮر مں ڡٮلك لعلهم ٮٮدكروں
Ve ellerinin önden gönderdiği şey yüzünden onlara bir talihsizlik geldiğinde, şöyle demeselerdi: “Vasimiz, bize neden bir elçi göndermedin? Senin işaretlerini izler ve inananlardan olurduk” —
ولولا اں ٮصٮٮهم مصٮٮه ٮما ڡدمٮ اٮدٮهم ڡٮڡولوا رٮٮا لولا ارسلٮ الٮٮا رسولا ڡٮٮٮع اٮٮك وٮكوں مں المومٮٮں
Bizden hak onlara geldiğinde dediler ki: “Keşke Musa'ya verilenin benzeri ona verilseydi!”
ڡلما حاهم الحٯ مں عٮدٮا ڡالوا لولا اوٮى مٮل ما اوٮى موسى
Daha önce Musa'ya verileni yadsımadılar mı?
اولم ٮكڡروا ٮما اوٮى موسى مں ڡٮل
Dediler ki: “Birbirini destekleyen iki yanılsama!”
ڡالوا سحراں ٮطهرا
ve dediler ki: “Biz bunların hepsini şüphesiz yadsıyoruz.”
وڡالوا اٮا ٮكل كڡروں
De ki: “Öyleyse Tanrı'nın yanından, bu ikisinden daha iyi yol gösteren bir yazı getirin, ben onu izleyeceğim, eğer doğru sözlüyseniz.”
ڡل ڡاٮوا ٮكٮٮ مں عٮد الله هو اهدى مٮهما اٮٮعه اں كٮٮم صدڡٮں
Sana yanıt vermezlerse, bil ki onlar yalnızca duygularını izlerler —
ڡاں لم ٮسٮحٮٮوا لك ڡاعلم اٮما ٮٮٮعوں اهواهم
ve Tanrı'dan kılavuzluk olmaksızın duygusunu izleyenden daha çok yolunu şaşırmış kim vardır?
ومں اصل ممں اٮٮع هوٮه ٮعٮر هدى مں الله
Tanrı zalim halka şüphesiz yol göstermez.
اں الله لا ٮهدى الڡوم الطلمٮں
Biz onlara sözü kesintiye uğratmadan ulaştırdık, belki hatırlarlar.
ولڡد وصلٮا لهم الڡول لعلهم ٮٮدكروں
Ondan önce Yazı verdiğimiz kimseler ona inanırlar;
الدٮں اٮٮٮهم الكٮٮ مں ڡٮله هم ٮه ٮومٮوں
ve onlara seslendirildiğinde derler ki: “Ona inanıyoruz; bu, Vasimizden gelen şüphesiz haktır; biz ondan önce de Tanrı'ya karşı dürüsttük.”
وادا ٮٮلى علٮهم ڡالوا امٮا ٮه اٮه الحٯ مں رٮٮا اٮا كٮا مں ڡٮله مسلمٮں
İşte bunlar, sabrettikleri için, kötüyü iyiyle savdıkları için ve geçimlerini sağladığımız şeyden harcadıkları için ücretlerini iki kez alacaklar.
اولٮك ٮوٮوں احرهم مرٮٮں ٮما صٮروا وٮدروں ٮالحسٮه السٮٮه ومما ررڡٮهم ٮٮڡڡوں
Ve boşu işittiklerinde ondan sıyrılırlar ve derler ki: “Bize kendi işlerimiz, size sizinkiler; esenlik üzerinize, biz cahilleri aramayız.”
وادا سمعوا اللعو اعرصوا عٮه وڡالوا لٮا اعملٮا ولكم اعملكم سلم علٮكم لا ٮٮٮعى الحهلٮں
Sen sevdiğin kimseye şüphesiz kılavuzluk etmezsin;
اٮك لا ٮهدى مں احٮٮٮ
ama Tanrı dilediği kimseye kılavuzluk eder,
ولكں الله ٮهدى مں ٮسا
ve yol bulanları en iyi bilen O'dur.
وهو اعلم ٮالمهٮدٮں
Ve dediler ki: “Seninle birlikte kılavuzluğu izlersek, toprağımızdan alınıp götürüleceğiz.”
وڡالوا اں ٮٮٮع الهدى معك ٮٮحطڡ مں ارصٮا
Biz onları, her şeyin meyvelerinin oraya akın ettiği, Kendimizden gelen bir geçim olarak, dokunulmaz ve güvenli bir yerde sağlamca yerleştirmedik mi?
اولم ٮمكں لهم حرما امٮا ٮحٮى الٮه ٮمرٮ كل سى ررڡا مں لدٮا
Ama onların çoğu bilmez.
ولكں اكٮرهم لا ٮعلموں
Kendi varoluşlarından sarhoş olmuş kaç kenti mahvettik!
وكم اهلكٮا مں ڡرٮه ٮطرٮ معٮسٮها
İşte onların konutları; onlardan sonra, çok az dışında, bir daha oturulmadı — ve mirasçılar Biz olduk.
ڡٮلك مسكٮهم لم ٮسكں مں ٮعدهم الا ڡلٮلا وكٮا ٮحں الورٮٮں
Senin Vasin, metropollerinde onlara Bizim işaretlerimizi seslendiren bir elçi uyandırmadan kentleri asla mahvetmez;
وما كاں رٮك مهلك الڡرى حٮى ٮٮعٮ ڡى امها رسولا ٮٮلوا علٮهم اٮٮٮا
Biz kentleri, ancak orada ehli zalimken mahvettik.
وما كٮا مهلكى الڡرى الا واهلها طلموں
Size verilen her şey, bu dünyadaki yaşamdan yararlanmadan ve onun süsünden başka bir şey değildir;
وما اوٮٮٮم مں سى ڡمٮع الحٮوه الدٮٮا ورٮٮٮها
Tanrı'nın yanındaki daha iyi ve daha kalıcıdır.
وما عٮد الله حٮر واٮڡى
Öyleyse akıl yürütmüyor musunuz?
اڡلا ٮعڡلوں
Kendisine güzel bir vaat ettiğimiz ve ona kavuşacak olan kimse, bu dünyadaki yaşamdan yararlandırdığımız ve sonra Huzura Çıkış Günü'nde getirilenlerden olacak kimseyle benzer midir?
اڡمں وعدٮه وعدا حسٮا ڡهو لڡٮه كمں مٮعٮه مٮع الحٮوه الدٮٮا ٮم هو ٮوم الڡٮمه مں المحصرٮں
Ve O'nun onlara seslenip diyeceği gün: “Benim ortaklarım, iddia ettiğiniz kimseler, nerede?”
وٮوم ٮٮادٮهم ڡٮڡول اٮں سركاى الدٮں كٮٮم ٮرعموں
Aleyhlerine söz kesinleşmiş olanlar diyecek ki: “Vasimiz, işte yolunu yitirttiklerimiz; onları, kendimiz yolunu yitirdiğimiz gibi yolunu yitirttik;
ڡال الدٮں حٯ علٮهم الڡول رٮٮا هولا الدٮں اعوٮٮا اعوٮٮهم كما عوٮٮا
Senin önünde kendimizi ibra edilmiş ilan ediyoruz;
ٮٮراٮا الٮك
onlar bizim buyruğumuza uymuyorlardı.”
ما كاٮوا اٮاٮا ٮعٮدوں
Ve denilecek ki: “Ortaklarınızı çağırın.” Onları çağıracaklar, ama onlar yanıt vermeyecekler; cezayı görecekler — keşke yol bulsalardı...
وڡٮل ادعوا سركاكم ڡدعوهم ڡلم ٮسٮحٮٮوا لهم وراوا العداٮ لو اٮهم كاٮوا ٮهٮدوں
Ve O'nun onlara seslenip diyeceği gün: “Gönderilenlere ne yanıt verdiniz?”
وٮوم ٮٮادٮهم ڡٮڡول مادا احٮٮم المرسلٮں
O gün aktarımlar onlara karanlık olacak ve kendi aralarında soru sormayacaklar.
ڡعمٮٮ علٮهم الاٮٮا ٮومٮد ڡهم لا ٮٮسالوں
Pişman olan, inanan ve sağlam bir iş yapan kimse ise, başarıya erenlerden olması mümkündür.
ڡاما مں ٮاٮ وامں وعمل صلحا ڡعسى اں ٮكوں مں المڡلحٮں
Senin Vasin dilediğini yaratır ve tercih eder;
ورٮك ٮحلٯ ما ٮسا وٮحٮار
tercih onlara ait değildir.
ما كاں لهم الحٮره
Tanrı'ya şan olsun, O onların O'na ortak koştuğu şeyin çok üstündedir.
سٮحں الله وٮعلى عما ٮسركوں
Senin Vasin göğüslerinin barındırdığını ve açığa vurduklarını bilir.
ورٮك ٮعلم ما ٮكں صدورهم وما ٮعلٮوں
Tanrı O'dur; O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur;
وهو الله لا اله الا هو
ilkinde de sonuncusunda da övgü O'nadır;
له الحمد ڡى الاولى والاحره
ve hüküm O'nundur,
وله الحكم
ve siz O'na döndürüleceksiniz.
والٮه ٮرحعوں
De ki: “Gördünüz mü: Tanrı sizin için Huzura Çıkış Günü'ne kadar sürekli geceyi yapsaydı, Tanrı'dan başka hangi tanrı size bir aydınlık getirirdi?
ڡل ارٮٮم اں حعل الله علٮكم الٮل سرمدا الى ٮوم الڡٮمه مں اله عٮر الله ٮاٮٮكم ٮصٮا
Öyleyse işitmiyor musunuz?”
اڡلا ٮسمعوں
De ki: “Gördünüz mü: Tanrı sizin için Huzura Çıkış Günü'ne kadar sürekli gündüzü yapsaydı, Tanrı'dan başka hangi tanrı size içinde dinleneceğiniz bir gece getirirdi?
ڡل ارٮٮم اں حعل الله علٮكم الٮهار سرمدا الى ٮوم الڡٮمه مں اله عٮر الله ٮاٮٮكم ٮلٮل ٮسكٮوں ڡٮه
Öyleyse açık görmüyor musunuz?”
اڡلا ٮٮصروں
Ve geceyi ve gündüzü sizin için O'nun esirgemesiyle yaptı, dinlenesiniz ve O'nun ikramından arayasınız diye, ve belki minnettar olursunuz.
ومں رحمٮه حعل لكم الٮل والٮهار لٮسكٮوا ڡٮه ولٮٮٮعوا مں ڡصله ولعلكم ٮسكروں
Ve O'nun onlara seslenip diyeceği gün: “Benim ortaklarım, iddia ettiğiniz kimseler, nerede?”
وٮوم ٮٮادٮهم ڡٮڡول اٮں سركاى الدٮں كٮٮم ٮرعموں
Ve Biz her topluluktan bir tanığı çekip çıkaracağız ve diyeceğiz ki: “Kanıtınızı getirin.” O zaman hakkın Tanrı'ya ait olduğunu bilecekler ve uydurdukları şey onlardan uzakta yolunu şaşıracak.
وٮرعٮا مں كل امه سهٮدا ڡڡلٮا هاٮوا ٮرهٮكم ڡعلموا اں الحٯ لله وصل عٮهم ما كاٮوا ٮڡٮروں
Karun, Musa'nın halkındandı; onlara karşı sömürüde bulundu —
اں ڡروں كاں مں ڡوم موسى ڡٮعى علٮهم
ve Biz ona hazinelerden o kadar çok şey vermiştik ki, yalnızca anahtarları bile, güç sahibi erkeklerden oluşan bir birliğe elbette ağır gelirdi.
واٮٮٮه مں الكٮور ما اں مڡاٮحه لٮٮوا ٮالعصٮه اولى الڡوه
Halkı ona dedi ki: “Coşma; Tanrı coşanları sevmez;
اد ڡال له ڡومه لا ٮڡرح اں الله لا ٮحٮ الڡرحٮں
onun yerine, Tanrı'nın sana verdiği şeyde son yurdu ara,
واٮٮع ڡٮما اٮٮك الله الدار الاحره
bu dünyadaki payını unutmadan;
ولا ٮٮس ٮصٮٮك مں الدٮٮا
ve Tanrı'nın sana iyi yaptığı gibi iyi yap;
واحسں كما احسں الله الٮك
ve yerde bozgunculuk arama;
ولا ٮٮع الڡساد ڡى الارص
Tanrı bozguncuları sevmez.”
اں الله لا ٮحٮ المڡسدٮں
Dedi ki: “O bana yalnızca bana ait bir bilgi sayesinde verildi.”
ڡال اٮما اوٮٮٮه على علم عٮدى
Tanrı'nın, kendisinden önce, ondan güçte üstün olan ve daha çok biriktiren nesilleri mahvettiğini bilmiyor muydu?
اولم ٮعلم اں الله ڡد اهلك مں ڡٮله مں الڡروں مں هو اسد مٮه ڡوه واكٮر حمعا
Ve koparılmışlar yanlışları hakkında sorguya çekilmeyecekler.
ولا ٮسل عں دٮوٮهم المحرموں
Halkının önüne bütün süsüyle çıktı.
ڡحرح على ڡومه ڡى رٮٮٮه
Bu dünyadaki yaşamı isteyenler dediler ki: “Ah, keşke Karun'a verilenin benzeri bizde olsaydı! O elbette muazzam bir paya sahip.”
ڡال الدٮں ٮرٮدوں الحٮوه الدٮٮا ٮلٮٮ لٮا مٮل ما اوٮى ڡروں اٮه لدو حط عطٮم
Ama kendilerine bilgi verilmiş olanlar dediler ki: “Vay size! Tanrı'nın getirisi, inanan ve sağlam bir iş yapan kimse için daha iyidir;
وڡال الدٮں اوٮوا العلم وٮلكم ٮواٮ الله حٮر لمں امں وعمل صلحا
ve bunu yalnızca sabredenler alır.”
ولا ٮلڡٮها الا الصٮروں
Biz yerin onu yutmasını sağladık, onu ve yurdunu;
ڡحسڡٮا ٮه وٮداره الارص
Tanrı'nın dışında, ona yardım edecek hiçbir taburu olmadı,
ڡما كاں له مں ڡٮه ٮٮصروٮه مں دوں الله
ve kendilerine yardım edenlerden olmadı.
وما كاں مں المٮٮصرٮں
Ve dün onun yerini dileyenler demeye başladılar ki: “Ah! Demek ki Tanrı, O'nun buyruğuna uyanlardan dilediği kimse için geçimi genişletir ve ölçer!
واصٮح الدٮں ٮمٮوا مكاٮه ٮالامس ٮڡولوں وٮكاں الله ٮٮسط الررٯ لمں ٮسا مں عٮاده وٮڡدر
Tanrı bize ihsanda bulunmasaydı, bizi de yutardı.
لولا اں مں الله علٮٮا لحسڡ ٮٮا
Ah! Demek ki yadsıyanlar asla başarıya ermez.”
وٮكاٮه لا ٮڡلح الكڡروں
Bu son yurdu, yerde ne başkalarının üstüne çıkmak ne de bozgunculuk isteyenlere ayırırız;
ٮلك الدار الاحره ٮحعلها للدٮں لا ٮرٮدوں علوا ڡى الارص ولا ڡسادا
ve son, sakınanlara düşer.
والعڡٮه للمٮڡٮں
Kim iyi ile gelirse ondan daha iyisine sahip olur;
مں حا ٮالحسٮه ڡله حٮر مٮها
ve kim kötü ile gelirse — kötü yapanlar yalnızca yapmakta oldukları şeye göre karşılık görecekler.
ومں حا ٮالسٮٮه ڡلا ٮحرى الدٮں عملوا السٮاٮ الا ما كاٮوا ٮعملوں
Sana Okuma'yı zorunlu kılan, seni elbette önceden verilmiş bir randevuya geri getirecek.
اں الدى ڡرص علٮك الڡراں لرادك الى معاد
De ki: “Vasim, kılavuzlukla kimin geldiğini ve kimin apaçık bir şaşkınlık içinde olduğunu en iyi bilendir.”
ڡل رٮى اعلم مں حا ٮالهدى ومں هو ڡى صلل مٮٮں
Sana Yazı'nın ulaştırılacağını ummuyordun; bu yalnızca Vasinin esirgemesindendir —
وما كٮٮ ٮرحوا اں ٮلڡى الٮك الكٮٮ الا رحمه مں رٮك
öyleyse yadsıyanlara asla bir dayanak olma.
ڡلا ٮكوٮں طهٮرا للكڡرٮں
Ve onlar sana indirildikten sonra, Tanrı'nın işaretlerinden yolu sana tıkamasınlar;
ولا ٮصدٮك عں اٮٮ الله ٮعد اد اٮرلٮ الٮك
ve Vasine çağır,
وادع الى رٮك
ve asla ortak koşanlardan olma.
ولا ٮكوٮں مں المسركٮں
Ve Tanrı'yla birlikte başka bir tanrıya yakarma;
ولا ٮدع مع الله الها احر
O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur.
لا اله الا هو
Her şey mahvolur, O'nun doğrultusu hariç.
كل سى هالك الا وحهه
Hüküm O'nundur,
له الحكم
ve siz O'na döndürüleceksiniz.
والٮه ٮرحعوں