الروم
Ar-Rum
The Romans
Tanrı'nın adıyla, Tümüyle Esirgeyen, Esirgeyen. Alif. Lam. Mim.
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ الٓمٓ
Romalılar galip geldi, en yakın yerde; ama zaferlerinden sonra yenilgiye uğratılacaklar, birkaç sene içinde.
غُلِبَتِ ٱلرُّومُ فِيٓ أَدۡنَى ٱلۡأَرۡضِ وَهُم مِّنۢ بَعۡدِ غَلَبِهِمۡ سَيَغۡلِبُونَ فِي بِضۡعِ سِنِينَۗ
Öncesinde ve sonrasında emir Tanrı'nındır.
لِلَّهِ ٱلۡأَمۡرُ مِن قَبۡلُ وَمِنۢ بَعۡدُۚ
Ve o gün inananlar Tanrı'nın yardımıyla sevinecekler —
وَيَوۡمَئِذٖ يَفۡرَحُ ٱلۡمُؤۡمِنُونَ بِنَصۡرِ ٱللَّهِۚ
O, dilediğine yardım eder;
يَنصُرُ مَن يَشَآءُۖ
ve O, Mutlak Güçlüdür, Esirgeyendir.
وَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
Tanrı'nın vaadi: Tanrı vaadinden dönmez,
وَعۡدَ ٱللَّهِۖ لَا يُخۡلِفُ ٱللَّهُ وَعۡدَهُۥ
ama insanların çoğu bilmez.
وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعۡلَمُونَ
Onlar bu dünyadaki yaşamın yalnızca açıkta kalan yanını bilirler, oysa son yaşama karşı umursamazdırlar.
يَعۡلَمُونَ ظَٰهِرٗا مِّنَ ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا وَهُمۡ عَنِ ٱلۡأٓخِرَةِ هُمۡ غَٰفِلُونَ
Kendi içlerinde hiç düşünmediler mi?
أَوَلَمۡ يَتَفَكَّرُواْ فِيٓ أَنفُسِهِمۗ
Tanrı gökleri ve yeri ve ikisinin arasındakini, ancak hak ile ve adı konmuş bir süre için yarattı;
مَّا خَلَقَ ٱللَّهُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ وَمَا بَيۡنَهُمَآ إِلَّا بِٱلۡحَقِّ وَأَجَلٖ مُّسَمّٗىۗ
ve insanlardan birçoğu Vasileriyle karşılaşmayı elbette yadsır.
وَإِنَّ كَثِيرٗا مِّنَ ٱلنَّاسِ بِلِقَآيِٕ رَبِّهِمۡ لَكَٰفِرُونَ
Yeryüzünde hiç dolaşmadılar mı ki kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna baksınlar? Onlar güçte kendilerinden üstündüler, toprağı kabartmışlardı
أَوَلَمۡ يَسِيرُواْ فِي ٱلۡأَرۡضِ فَيَنظُرُواْ كَيۡفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡۚ كَانُوٓاْ أَشَدَّ مِنۡهُمۡ قُوَّةٗ وَأَثَارُواْ ٱلۡأَرۡضَ
ve onu, kendilerinin şenlendirdiğinden daha çok şenlendirmişlerdi; ve elçileri onlara apaçık kanıtlarla geldi,
وَعَمَرُوهَآ أَكۡثَرَ مِمَّا عَمَرُوهَا وَجَآءَتۡهُمۡ رُسُلُهُم بِٱلۡبَيِّنَٰتِۖ
ve Tanrı onlara zulmedecek değildi,
فَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيَظۡلِمَهُمۡ
ama onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.
وَلَٰكِن كَانُوٓاْ أَنفُسَهُمۡ يَظۡلِمُونَ
Sonra kötülük yapanların sonu en kötüsü oldu, Tanrı'nın işaretlerini yalanladıkları ve onlarla alay ettikleri için.
ثُمَّ كَانَ عَٰقِبَةَ ٱلَّذِينَ أَسَٰٓـُٔواْ ٱلسُّوٓأَىٰٓ أَن كَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ وَكَانُواْ بِهَا يَسۡتَهۡزِءُونَ
Tanrı yaratmayı başlatır, sonra onu yeniden yapar, sonra O'na geri döndürülürler.
ٱللَّهُ يَبۡدَؤُاْ ٱلۡخَلۡقَ ثُمَّ يُعِيدُهُۥ ثُمَّ إِلَيۡهِ يُرۡجَعُونَ
Ve Saat'in ayağa kalkacağı gün, koparılmışlar umutsuzluğa gömülecek ve ortakları arasında hiçbir aracıları olmayacak; hatta kendi ortaklarını bile yadsıyacaklar.
وَيَوۡمَ تَقُومُ ٱلسَّاعَةُ يُبۡلِسُ ٱلۡمُجۡرِمُونَ وَلَمۡ يَكُن لَّهُم مِّن شُرَكَآئِهِمۡ شُفَعَٰٓؤُاْ وَكَانُواْ بِشُرَكَآئِهِمۡ كَٰفِرِينَ
Ve Saat'in ayağa kalkacağı gün, o gün ayrılacaklar:
وَيَوۡمَ تَقُومُ ٱلسَّاعَةُ يَوۡمَئِذٖ يَتَفَرَّقُونَ
inanan ve sağlam işler yapanlar ise, çiçekli bir bahçede sevince boğulacaklar;
فَأَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ فَهُمۡ فِي رَوۡضَةٖ يُحۡبَرُونَ
yadsıyan ve Bizim işaretlerimizi ve son yaşamla karşılaşmayı yalanlayanlar ise, cezaya getirilecekler.
وَأَمَّا ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَكَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِنَا وَلِقَآيِٕ ٱلۡأٓخِرَةِ فَأُوْلَٰٓئِكَ فِي ٱلۡعَذَابِ مُحۡضَرُونَ
Öyleyse akşama girdiğinizde ve sabaha girdiğinizde Tanrı'ya şan olsun!
فَسُبۡحَٰنَ ٱللَّهِ حِينَ تُمۡسُونَ وَحِينَ تُصۡبِحُونَ
Ve göklerde ve yerde övgü O'nundur, gün çökerken de, öğleye girdiğinizde de.
وَلَهُ ٱلۡحَمۡدُ فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَعَشِيّٗا وَحِينَ تُظۡهِرُونَ
O, canlıyı ölüden çıkarır ve ölüyü canlıdan çıkarır ve yere ölümünden sonra yeniden can verir;
يُخۡرِجُ ٱلۡحَيَّ مِنَ ٱلۡمَيۡتِ وَيُخۡرِجُ ٱلۡمَيۡتَ مِنَ ٱلۡحَيِّ وَيُحۡيِ ٱلۡأَرۡضَ بَعۡدَ مَوۡتِهَاۚ
ve işte böyle çıkarılacaksınız.
وَكَذَٰلِكَ تُخۡرَجُونَ
Ve O'nun işaretlerinden biri de sizi topraktan yaratmasıdır; sonra işte yayılan insanoğullarısınız.
وَمِنۡ ءَايَٰتِهِۦٓ أَنۡ خَلَقَكُم مِّن تُرَابٖ ثُمَّ إِذَآ أَنتُم بَشَرٞ تَنتَشِرُونَ
Ve O'nun işaretlerinden biri de, kendinizden sizin için eşler yaratmasıdır, onlarda dinginlik bulasınız diye, ve aranıza sevgi ve esirgeme koymuştur;
وَمِنۡ ءَايَٰتِهِۦٓ أَنۡ خَلَقَ لَكُم مِّنۡ أَنفُسِكُمۡ أَزۡوَٰجٗا لِّتَسۡكُنُوٓاْ إِلَيۡهَا وَجَعَلَ بَيۡنَكُم مَّوَدَّةٗ وَرَحۡمَةًۚ
bunda düşünen bir halk için elbette işaretler vardır.
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتٖ لِّقَوۡمٖ يَتَفَكَّرُونَ
Ve O'nun işaretlerinden gökleri ve yeri yaratması ve dillerinizin ve renklerinizin çeşitliliğidir;
وَمِنۡ ءَايَٰتِهِۦ خَلۡقُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَٱخۡتِلَٰفُ أَلۡسِنَتِكُمۡ وَأَلۡوَٰنِكُمۡۚ
bunda bilenler için elbette işaretler vardır.
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتٖ لِّلۡعَٰلَمِينَ
Ve O'nun işaretlerinden geceleyin ve gündüzün uykunuz ve O'nun ikramını aramanızdır;
وَمِنۡ ءَايَٰتِهِۦ مَنَامُكُم بِٱلَّيۡلِ وَٱلنَّهَارِ وَٱبۡتِغَآؤُكُم مِّن فَضۡلِهِۦٓۚ
bunda işiten bir halk için elbette işaretler vardır.
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتٖ لِّقَوۡمٖ يَسۡمَعُونَ
Ve O'nun işaretlerinden biri de size korkulan ve umulan şimşeği göstermesi ve gökten bir su indirmesidir; onunla yere ölümünden sonra yeniden can verir;
وَمِنۡ ءَايَٰتِهِۦ يُرِيكُمُ ٱلۡبَرۡقَ خَوۡفٗا وَطَمَعٗا وَيُنَزِّلُ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءٗ فَيُحۡيِۦ بِهِ ٱلۡأَرۡضَ بَعۡدَ مَوۡتِهَآۚ
bunda akıl yürüten bir halk için elbette işaretler vardır.
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتٖ لِّقَوۡمٖ يَعۡقِلُونَ
Ve O'nun işaretlerinden biri de gökle yerin O'nun emriyle sürmesidir;
وَمِنۡ ءَايَٰتِهِۦٓ أَن تَقُومَ ٱلسَّمَآءُ وَٱلۡأَرۡضُ بِأَمۡرِهِۦۚ
sonra sizi yerden tek bir çağrıyla çağırdığı zaman, işte siz çıkacaksınız.
ثُمَّ إِذَا دَعَاكُمۡ دَعۡوَةٗ مِّنَ ٱلۡأَرۡضِ إِذَآ أَنتُمۡ تَخۡرُجُونَ
Ve göklerde ve yerde kim varsa O'nundur;
وَلَهُۥ مَن فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ
hepsi O'na bağlıdır.
كُلّٞ لَّهُۥ قَٰنِتُونَ
Ve yaratmayı başlatan, sonra onu yeniden yapan O'dur — O'na daha da kolay bir şey;
وَهُوَ ٱلَّذِي يَبۡدَؤُاْ ٱلۡخَلۡقَ ثُمَّ يُعِيدُهُۥ وَهُوَ أَهۡوَنُ عَلَيۡهِۚ
ve göklerde ve yerde en yüce örnek O'nundur;
وَلَهُ ٱلۡمَثَلُ ٱلۡأَعۡلَىٰ فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ
ve O, Mutlak Güçlüdür, Bilgedir.
وَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ
Sizin için kendinizden bir örnek çoğalttı: Yeminli olanlarınız arasında, size geçim sağladığımız şeyde ortaklarınız var mı, öyle ki bunda eşit olasınız, birbirinizden korktuğunuz gibi onlardan korkarak?
ضَرَبَ لَكُم مَّثَلٗا مِّنۡ أَنفُسِكُمۡۖ هَل لَّكُم مِّن مَّا مَلَكَتۡ أَيۡمَٰنُكُم مِّن شُرَكَآءَ فِي مَا رَزَقۡنَٰكُمۡ فَأَنتُمۡ فِيهِ سَوَآءٞ تَخَافُونَهُمۡ كَخِيفَتِكُمۡ أَنفُسَكُمۡۚ
Biz işaretleri akıl yürüten bir halk için işte böyle ayrıntılandırırız.
كَذَٰلِكَ نُفَصِّلُ ٱلۡأٓيَٰتِ لِقَوۡمٖ يَعۡقِلُونَ
Aksine zulmedenler, bilmeksizin duygularını izlediler.
بَلِ ٱتَّبَعَ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓاْ أَهۡوَآءَهُم بِغَيۡرِ عِلۡمٖۖ
Tanrı'nın yolunu şaşırttığına kim yol gösterecek?
فَمَن يَهۡدِي مَنۡ أَضَلَّ ٱللَّهُۖ
Ve onların yardımı olmayacak.
وَمَا لَهُم مِّن نَّٰصِرِينَ
Öyleyse doğrultunu Yasa'ya sürdür, tümüyle Tanrı'ya dönmüş olarak — Tanrı'nın insanlara verdiği, onları ilk yarattığı biçimdeki ilk doğa. Tanrı'nın yaratmasında hiçbir değişiklik yoktur: dosdoğru Yasa budur, ama insanların çoğu bilmez — O'na sürekli başvurarak, O'na karşı sakının, Temas'ı sürdürün ve ortak koşanlardan olmayın, Yasa'larını bölüp gruplara ayrılanlardan,
فَأَقِمۡ وَجۡهَكَ لِلدِّينِ حَنِيفٗاۚ فِطۡرَتَ ٱللَّهِ ٱلَّتِي فَطَرَ ٱلنَّاسَ عَلَيۡهَاۚ لَا تَبۡدِيلَ لِخَلۡقِ ٱللَّهِۚ ذَٰلِكَ ٱلدِّينُ ٱلۡقَيِّمُ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعۡلَمُونَ ۞ مُنِيبِينَ إِلَيۡهِ وَٱتَّقُوهُ وَأَقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَلَا تَكُونُواْ مِنَ ٱلۡمُشۡرِكِينَ مِنَ ٱلَّذِينَ فَرَّقُواْ دِينَهُمۡ وَكَانُواْ شِيَعٗاۖ
her hizip elindekiyle sevinerek.
كُلُّ حِزۡبِۭ بِمَا لَدَيۡهِمۡ فَرِحُونَ
Ve insanlara bir zarar dokunduğunda, O'na başvurarak Vasilerini çağırırlar;
وَإِذَا مَسَّ ٱلنَّاسَ ضُرّٞ دَعَوۡاْ رَبَّهُم مُّنِيبِينَ إِلَيۡهِ
sonra O onlara kendinden bir esirgeme tattırdığında, işte içlerinden bir bölümü Vasilerine ortak koşar,
ثُمَّ إِذَآ أَذَاقَهُم مِّنۡهُ رَحۡمَةً إِذَا فَرِيقٞ مِّنۡهُم بِرَبِّهِمۡ يُشۡرِكُونَ
Bizim onlara verdiğimizi yadsımak için.
لِيَكۡفُرُواْ بِمَآ ءَاتَيۡنَٰهُمۡۚ
Öyleyse yararlanın: yakında bileceksiniz.
فَتَمَتَّعُواْ فَسَوۡفَ تَعۡلَمُونَ
Yoksa onlara, O'na ortak koştukları şey lehine söz söyleyecek bir yetki mi indirdik?
أَمۡ أَنزَلۡنَا عَلَيۡهِمۡ سُلۡطَٰنٗا فَهُوَ يَتَكَلَّمُ بِمَا كَانُواْ بِهِۦ يُشۡرِكُونَ
Ve insanlara bir esirgeme tattırdığımızda ona sevinirler;
وَإِذَآ أَذَقۡنَا ٱلنَّاسَ رَحۡمَةٗ فَرِحُواْ بِهَاۖ
ve ellerinin önden gönderdiği yüzünden başlarına bir kötülük gelirse, işte cesaretlerini yitirirler.
وَإِن تُصِبۡهُمۡ سَيِّئَةُۢ بِمَا قَدَّمَتۡ أَيۡدِيهِمۡ إِذَا هُمۡ يَقۡنَطُونَ
Görmediler mi ki Tanrı, dilediği kimseye geçimi genişletir ve ölçerek verir?
أَوَلَمۡ يَرَوۡاْ أَنَّ ٱللَّهَ يَبۡسُطُ ٱلرِّزۡقَ لِمَن يَشَآءُ وَيَقۡدِرُۚ
Bunda inanan bir halk için elbette işaretler vardır.
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتٖ لِّقَوۡمٖ يُؤۡمِنُونَ
Öyleyse yakına hakkını ver, muhtaça ve gelip geçen yolcuya da;
فَـَٔاتِ ذَا ٱلۡقُرۡبَىٰ حَقَّهُۥ وَٱلۡمِسۡكِينَ وَٱبۡنَ ٱلسَّبِيلِۚ
bu, Tanrı'nın doğrultusunu isteyenler için daha iyidir,
ذَٰلِكَ خَيۡرٞ لِّلَّذِينَ يُرِيدُونَ وَجۡهَ ٱللَّهِۖ
ve başarıya erenler işte onlardır.
وَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡمُفۡلِحُونَ
Ve insanların mallarında büyüsün diye büyüten bir borç olarak verdiğiniz şey, Tanrı katında büyümez;
وَمَآ ءَاتَيۡتُم مِّن رِّبٗا لِّيَرۡبُوَاْ فِيٓ أَمۡوَٰلِ ٱلنَّاسِ فَلَا يَرۡبُواْ عِندَ ٱللَّهِۖ
ama Tanrı'nın doğrultusunu isteyerek katışıksız cömertlik olarak verdiğiniz şey — katlayanlar işte onlardır.
وَمَآ ءَاتَيۡتُم مِّن زَكَوٰةٖ تُرِيدُونَ وَجۡهَ ٱللَّهِ فَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡمُضۡعِفُونَ
Tanrı, sizi yaratan, sonra size geçim sağlayan, sonra sizi öldüren, sonra size yeniden can veren O'dur.
ٱللَّهُ ٱلَّذِي خَلَقَكُمۡ ثُمَّ رَزَقَكُمۡ ثُمَّ يُمِيتُكُمۡ ثُمَّ يُحۡيِيكُمۡۖ
Ortaklarınız arasında bunların herhangi birini yapan var mı?
هَلۡ مِن شُرَكَآئِكُم مَّن يَفۡعَلُ مِن ذَٰلِكُم مِّن شَيۡءٖۚ
O'na şan olsun, ve O, sizin O'na ortak koştuklarınızın çok üstündedir.
سُبۡحَٰنَهُۥ وَتَعَٰلَىٰ عَمَّا يُشۡرِكُونَ
İnsanların ellerinin kazandıkları yüzünden karada da denizde de bozgunculuk açığa çıktı; yaptıklarının bir bölümünü onlara tattırsın diye, belki dönerler.
ظَهَرَ ٱلۡفَسَادُ فِي ٱلۡبَرِّ وَٱلۡبَحۡرِ بِمَا كَسَبَتۡ أَيۡدِي ٱلنَّاسِ لِيُذِيقَهُم بَعۡضَ ٱلَّذِي عَمِلُواْ لَعَلَّهُمۡ يَرۡجِعُونَ
De ki: “Yeryüzünde dolaşın ve öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakın.”
قُلۡ سِيرُواْ فِي ٱلۡأَرۡضِ فَٱنظُرُواْ كَيۡفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلُۚ
Onların çoğu ortak koşanlardı.
كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّشۡرِكِينَ
Öyleyse doğrultunu dosdoğru Yasa'ya sürdür, Tanrı'dan geri çevrilemeyecek bir günün gelmesinden önce:
فَأَقِمۡ وَجۡهَكَ لِلدِّينِ ٱلۡقَيِّمِ مِن قَبۡلِ أَن يَأۡتِيَ يَوۡمٞ لَّا مَرَدَّ لَهُۥ مِنَ ٱللَّهِۖ
o gün yarılacaklar.
يَوۡمَئِذٖ يَصَّدَّعُونَ
Kim yadsırsa, yadsıması kendi aleyhinedir;
مَن كَفَرَ فَعَلَيۡهِ كُفۡرُهُۥۖ
ve kim sağlam bir iş yaparsa, işte onlar kendilerine bir yatak hazırlarlar — inanan ve sağlam işler yapanlara O'nun ikramıyla karşılık versin diye,
وَمَنۡ عَمِلَ صَٰلِحٗا فَلِأَنفُسِهِمۡ يَمۡهَدُونَ لِيَجۡزِيَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ مِن فَضۡلِهِۦٓۚ
çünkü O, yadsıyanları sevmez.
إِنَّهُۥ لَا يُحِبُّ ٱلۡكَٰفِرِينَ
Ve O'nun işaretlerinden biri de, rüzgârları müjdeciler olarak göndermesidir; size esirgemesinden tattırsın, gemiler O'nun emriyle yürüsün, O'nun ikramından arayasınız diye, ve belki minnettar olursunuz.
وَمِنۡ ءَايَٰتِهِۦٓ أَن يُرۡسِلَ ٱلرِّيَاحَ مُبَشِّرَٰتٖ وَلِيُذِيقَكُم مِّن رَّحۡمَتِهِۦ وَلِتَجۡرِيَ ٱلۡفُلۡكُ بِأَمۡرِهِۦ وَلِتَبۡتَغُواْ مِن فَضۡلِهِۦ وَلَعَلَّكُمۡ تَشۡكُرُونَ
Ve Biz senden önce halklarına şüphesiz elçiler gönderdik; onlara apaçık kanıtlarla geldiler ve koparılmış olanlardan öç aldık;
وَلَقَدۡ أَرۡسَلۡنَا مِن قَبۡلِكَ رُسُلًا إِلَىٰ قَوۡمِهِمۡ فَجَآءُوهُم بِٱلۡبَيِّنَٰتِ فَٱنتَقَمۡنَا مِنَ ٱلَّذِينَ أَجۡرَمُواْۖ
ve inananlara yardım etmek Bizim için bir görevdi.
وَكَانَ حَقًّا عَلَيۡنَا نَصۡرُ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
Rüzgârları gönderen Tanrı'dır; bulutları kaldırırlar, O da onları dilediği gibi gökte yayar ve parçalar; işte sağanağın bağırlarından çıktığını görürsün.
ٱللَّهُ ٱلَّذِي يُرۡسِلُ ٱلرِّيَٰحَ فَتُثِيرُ سَحَابٗا فَيَبۡسُطُهُۥ فِي ٱلسَّمَآءِ كَيۡفَ يَشَآءُ وَيَجۡعَلُهُۥ كِسَفٗا فَتَرَى ٱلۡوَدۡقَ يَخۡرُجُ مِنۡ خِلَٰلِهِۦۖ
Sonra onu, buyruğuna uyanlarından dilediği kimseye ulaştırdığında, işte coşarlar,
فَإِذَآ أَصَابَ بِهِۦ مَن يَشَآءُ مِنۡ عِبَادِهِۦٓ إِذَا هُمۡ يَسۡتَبۡشِرُونَ
oysa daha önce, üzerlerine inmeden önce, elbette umutsuzluğa gömülmüşlerdi.
وَإِن كَانُواْ مِن قَبۡلِ أَن يُنَزَّلَ عَلَيۡهِم مِّن قَبۡلِهِۦ لَمُبۡلِسِينَ
Öyleyse Tanrı'nın esirgemesinin izine bak: yere ölümünden sonra nasıl yeniden can veriyor;
فَٱنظُرۡ إِلَىٰٓ أَثَرِ رَحۡمَتِ ٱللَّهِ كَيۡفَ يُحۡيِ ٱلۡأَرۡضَ بَعۡدَ مَوۡتِهَآۚ
işte ölülere elbette yeniden can verecek olan O'dur,
إِنَّ ذَٰلِكَ لَمُحۡيِ ٱلۡمَوۡتَىٰۖ
ve O, her şeye gücü yetendir.
وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءٖ قَدِيرٞ
Ve Biz bir rüzgâr göndersek de onu sararmış görseler, bundan sonra yadsımaya devam ederlerdi.
وَلَئِنۡ أَرۡسَلۡنَا رِيحٗا فَرَأَوۡهُ مُصۡفَرّٗا لَّظَلُّواْ مِنۢ بَعۡدِهِۦ يَكۡفُرُونَ
Öyleyse sen ölülere işittiremezsin ve sırtlarını dönüp çekilirlerken sağırlara çağrıyı işittiremezsin.
فَإِنَّكَ لَا تُسۡمِعُ ٱلۡمَوۡتَىٰ وَلَا تُسۡمِعُ ٱلصُّمَّ ٱلدُّعَآءَ إِذَا وَلَّوۡاْ مُدۡبِرِينَ
Ve sen körleri yolunu şaşırmalarından çıkarıp kılavuzluk eden değilsin;
وَمَآ أَنتَ بِهَٰدِ ٱلۡعُمۡيِ عَن ضَلَٰلَتِهِمۡۖ
sen ancak Bizim işaretlerimize inanana işittirirsin ve işte onlar Tanrı'ya karşı dürüsttür.
إِن تُسۡمِعُ إِلَّا مَن يُؤۡمِنُ بِـَٔايَٰتِنَا فَهُم مُّسۡلِمُونَ
Tanrı, sizi bir güçsüzlükten yaratan, sonra güçsüzlüğün ardından bir güç koyan, sonra gücün ardından bir güçsüzlük ve ak saç koyan O'dur;
۞ ٱللَّهُ ٱلَّذِي خَلَقَكُم مِّن ضَعۡفٖ ثُمَّ جَعَلَ مِنۢ بَعۡدِ ضَعۡفٖ قُوَّةٗ ثُمَّ جَعَلَ مِنۢ بَعۡدِ قُوَّةٖ ضَعۡفٗا وَشَيۡبَةٗۚ
O dilediğini yaratır,
يَخۡلُقُ مَا يَشَآءُۚ
ve O, Her Şeyi Bilendir, Güç Yetirendir.
وَهُوَ ٱلۡعَلِيمُ ٱلۡقَدِيرُ
Ve Saat'in ayağa kalkacağı gün, koparılmışlar ancak bir saat kaldıklarına yemin edecekler;
وَيَوۡمَ تَقُومُ ٱلسَّاعَةُ يُقۡسِمُ ٱلۡمُجۡرِمُونَ مَا لَبِثُواْ غَيۡرَ سَاعَةٖۚ
işte böyle çevriliyorlardı.
كَذَٰلِكَ كَانُواْ يُؤۡفَكُونَ
Ve kendilerine bilgi ve inanç verilenler diyecekler ki: “Tanrı'nın Tüzüğü'ne göre Uyandırılış Günü'ne kadar şüphesiz kaldınız;
وَقَالَ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡعِلۡمَ وَٱلۡإِيمَٰنَ لَقَدۡ لَبِثۡتُمۡ فِي كِتَٰبِ ٱللَّهِ إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلۡبَعۡثِۖ
işte Uyandırılış Günü bu — ama siz bilmiyordunuz.”
فَهَٰذَا يَوۡمُ ٱلۡبَعۡثِ وَلَٰكِنَّكُمۡ كُنتُمۡ لَا تَعۡلَمُونَ
O gün zulmedenlerin özrü onlara yarar sağlamayacak ve onlardan af dilemeleri de istenmeyecek.
فَيَوۡمَئِذٖ لَّا يَنفَعُ ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ مَعۡذِرَتُهُمۡ وَلَا هُمۡ يُسۡتَعۡتَبُونَ
Ve Biz insanlar için bu Okuma'da her türlü örneği şüphesiz çoğalttık;
وَلَقَدۡ ضَرَبۡنَا لِلنَّاسِ فِي هَٰذَا ٱلۡقُرۡءَانِ مِن كُلِّ مَثَلٖۚ
ve onlara bir işaret getirirsen, yadsıyanlar elbette diyecekler ki: “Siz sahtenin zanaatkârlarından başka bir şey değilsiniz.”
وَلَئِن جِئۡتَهُم بِـَٔايَةٖ لَّيَقُولَنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ إِنۡ أَنتُمۡ إِلَّا مُبۡطِلُونَ
Tanrı, bilmeyenlerin çekirdeklerine işte böyle damga vurur.
كَذَٰلِكَ يَطۡبَعُ ٱللَّهُ عَلَىٰ قُلُوبِ ٱلَّذِينَ لَا يَعۡلَمُونَ
Öyleyse sabırlı ol,
فَٱصۡبِرۡ
çünkü Tanrı'nın vaadi haktır;
إِنَّ وَعۡدَ ٱللَّهِ حَقّٞۖ
ve kesinliği olmayanlar seni hafif kılmasınlar.
وَلَا يَسۡتَخِفَّنَّكَ ٱلَّذِينَ لَا يُوقِنُونَ