الاعراف
Al-A'raf
Am I Not Your Guardian?
بسم ٱلله ٱلرحمن ٱلرحيم
Tanrı'nın adıyla, Tümüyle Esirgeyen, Esirgeyen.
Alif. Lam. Mim. Ṣad.
المص
Sana bir Yazı indirildi — göğsünde onun hakkında hiçbir sıkıntı olmasın — onunla uyarasın diye, ve inananlar için bir hatırlatma.
كتب أنزل إليك فلا يكن في صدرك حرج منه لتنذر به وذكرى للمؤمنين
Vasinizden size indirilen şeyi izleyin,
ٱتبعوا مآ أنزل إليكم من ربكم
ve O'nun dışında müttefikleri izlemeyin.
ولا تتبعوا من دونه أوليآء
Ne kadar az hatırlıyorsunuz!
قليلا ما تذكرون
Nice kenti yok ettik! Sertliğimiz onlara geceleyin ya da öğle uykusundayken geldi.
وكم من قرية أهلكنها فجآءها بأسنا بيتا أو هم قآئلون
Sertliğimiz onlara geldiğinde tek feryatları şunu demek oldu: “Biz şüphesiz zulmettik.”
فما كان دعوىهم إذ جآءهم بأسنآ إلآ أن قالوا إنا كنا ظلمين
Kendilerine gönderilenlere elbette soracağız ve gönderilenlere de elbette soracağız,
فلنسلن ٱلذين أرسل إليهم ولنسلن ٱلمرسلين
ve onlara tam bir bilgiyle elbette anlatacağız,
فلنقصن عليهم بعلم
çünkü Biz orada bulunmayanlar değildik.
وما كنا غآئبين
Ve o gün tartma hak olacak.
وٱلوزن يومئذ ٱلحق
Terazileri ağır gelenler — işte başarıya erenler onlardır.
فمن ثقلت موزينه فأولئك هم ٱلمفلحون
Ve terazileri hafif gelenler — işte işaretlerimize zulmettikleri için Özlerinin kaybına yol açanlar onlardır.
ومن خفت موزينه فأولئك ٱلذين خسروا أنفسهم بما كانوا بايتنا يظلمون
Biz sizi şüphesiz yeryüzüne yerleştirdik ve orada sizin için yaşam araçları kıldık.
ولقد مكنكم في ٱلأرض وجعلنا لكم فيها معيش
Ne kadar az minnettarsınız!
قليلا ما تشكرون
Biz sizi şüphesiz yarattık, sonra size biçim verdik, sonra Görevlilere dedik ki: “Âdem'e yere kapanın”; yere kapandılar,
ولقد خلقنكم ثم صورنكم ثم قلنا للملئكة ٱسجدوا لءادم فسجدوا
İblis dışında: o, yere kapananlardan olmadı.
إلآ إبليس لم يكن من ٱلسجدين
O dedi ki: “Sana emrettiğim zaman, seni yere kapanmaktan alıkoyan nedir?”
قال ما منعك ألا تسجد إذ أمرتك
Dedi ki: “Ben ondan daha iyiyim: Sen beni ateşten yarattın, onu ise kilden yarattın.”
قال أنا خير منه خلقتني من نار وخلقته من طين
O dedi ki: “Öyleyse in buradan: burada büyüklenmek sana düşmez; öyleyse çık, çünkü sen alçaltılanlardansın.”
قال فٱهبط منها فما يكون لك أن تتكبر فيها فٱخرج إنك من ٱلصغرين
Dedi ki: “Bana, uyandırılacakları güne kadar bir mühlet ver.”
قال أنظرني إلى يوم يبعثون
O dedi ki: “Sen kendilerine mühlet verilenlerdensin.”
قال إنك من ٱلمنظرين
Dedi ki: “Beni şaşırttığına göre, onlar için Senin dosdoğru güzergâhında elbette pusuya yatacağım, sonra onlara elbette geleceğim; önlerinden ve arkalarından, sağlarından ve sollarından,
قال فبمآ أغويتني لأقعدن لهم صرطك ٱلمستقيم ثم لءاتينهم من بين أيديهم ومن خلفهم وعن أيمنهم وعن شمآئلهم
ve Sen çoğunu minnettar bulmayacaksın.”
ولا تجد أكثرهم شكرين
O dedi ki: “Çık buradan, yerilmiş, dışlanmış olarak.
قال ٱخرج منها مذءوما مدحورا
Onlardan kim seni izlerse — Cehennem'i hepinizle elbette dolduracağım.”
لمن تبعك منهم لأملأن جهنم منكم أجمعين
“Ey Âdem! Sen ve eşin Bahçe'de oturun ve dilediğiniz yerden ondan yiyin,
ويادم ٱسكن أنت وزوجك ٱلجنة فكلا من حيث شئتما
ama bu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz.”
ولا تقربا هذه ٱلشجرة فتكونا من ٱلظلمين
Ama Saptırıcı onlara fısıldadı, kendilerinden gizlenmiş çıplaklıklarını onlara göstermek için,
فوسوس لهما ٱلشيطن ليبدي لهما ما وري عنهما من سوءتهما
ve dedi ki: “Vasiniz size bu ağacı yalnızca iki kral olmanızı ya da sonsuza dek kalanlardan olmanızı engellemek için yasakladı.”
وقال ما نهىكما ربكما عن هذه ٱلشجرة إلآ أن تكونا ملكين أو تكونا من ٱلخلدين
Ve onlara yemin etti: “Ben elbette sizin için içten öğütçülerdenim” — böylece onları bir aldatmacayla düşürdü.
وقاسمهمآ إني لكما لمن ٱلنصحين فدلىهما بغرور
Ağaçtan tattıklarında çıplaklıkları onlara göründü ve ikisi birden üzerlerine Bahçe'nin yapraklarını dikmeye koyuldular.
فلما ذاقا ٱلشجرة بدت لهما سوءتهما وطفقا يخصفان عليهما من ورق ٱلجنة
Ve Vasileri onlara seslendi: “Ben size şu ağacı yasaklamamış ve Saptırıcı'nın sizin için apaçık bir düşman olduğunu size söylememiş miydim?”
ونادىهما ربهمآ ألم أنهكما عن تلكما ٱلشجرة وأقل لكمآ إن ٱلشيطن لكما عدو مبين
İkisi dedi ki: “Vasimiz, biz kendimize zulmettik; eğer Sen bizi bağışlamaz ve bize esirgeme göstermezsen, elbette kaybedenlerden oluruz.”
قالا ربنا ظلمنآ أنفسنا وإن لم تغفر لنا وترحمنا لنكونن من ٱلخسرين
O dedi ki: “İnin,
قال ٱهبطوا
birbirinize düşman olarak.
بعضكم لبعض عدو
Ve yeryüzünde sizin için bir liman ve bir zamana kadar bir yararlanma var.”
ولكم في ٱلأرض مستقر ومتع إلى حين
O dedi ki: “Orada yaşayacaksınız, orada ölecek ve oradan çıkarılacaksınız.”
قال فيها تحيون وفيها تموتون ومنها تخرجون
Ey Âdem oğulları! Size çıplaklığınızı örten bir giysi ve tüyler indirdik; ve sakınma giysisi —
يبني ءادم قد أنزلنا عليكم لباسا يوري سوءتكم وريشا ولباس ٱلتقوى
işte o daha iyidir.
ذلك خير
İşte bu Tanrı'nın işaretlerinden biridir — belki hatırlarlar.
ذلك من ءايت ٱلله لعلهم يذكرون
Ey Âdem oğulları! İki atanızı Bahçe'den çıkardığı gibi, onlara çıplaklıklarını göstermek için giysilerini sökerek, Saptırıcı sizi sınamasın,
يبني ءادم لا يفتننكم ٱلشيطن كمآ أخرج أبويكم من ٱلجنة ينزع عنهما لباسهما ليريهما سوءتهمآ
çünkü o ve kabilesi sizi sizin onları görmediğiniz yerden görür.
إنه يرىكم هو وقبيله من حيث لا ترونهم
Biz Saptırıcıları inanmayanlar için müttefik kıldık.
إنا جعلنا ٱلشيطين أوليآء للذين لا يؤمنون
Ve bir iğrençlik işlediklerinde derler: “Atalarımızı böyle yaparken bulduk ve Tanrı bize bunu emretti.”
وإذا فعلوا فحشة قالوا وجدنا عليهآ ءابآءنا وٱلله أمرنا بها
De ki: “Tanrı iğrençliği şüphesiz emretmez.
قل إن ٱلله لا يأمر بٱلفحشآء
Tanrı hakkında bilmediğiniz şeyi mi söylersiniz?”
أتقولون على ٱلله ما لا تعلمون
De ki: “Vasim insafı emretti.
قل أمر ربي بٱلقسط
Ve her yere kapanma anında doğrultularınızı O'na sürdürün,
وأقيموا وجوهكم عند كل مسجد
ve Yasa'yı yalnızca O'na vererek O'nu çağırın.
وٱدعوه مخلصين له ٱلدين
Size başlangıç verdiği gibi, öyle yeniden yapılacaksınız.”
كما بدأكم تعودون
Bir kısmına O yol gösterdi;
فريقا هدى
ve bir başka kısmın üzerine şaşkınlık kesinleşti,
وفريقا حق عليهم ٱلضللة
çünkü onlar Tanrı'nın dışında Saptırıcıları müttefik edindiler, yol bulanlardan olduklarını sanırken.
إنهم ٱتخذوا ٱلشيطين أوليآء من دون ٱلله ويحسبون أنهم مهتدون
Ey Âdem oğulları! Her yere kapanma anında süsünüzü alın, yiyin ve için,
يبني ءادم خذوا زينتكم عند كل مسجد وكلوا وٱشربوا
ama savurganlık etmeyin,
ولا تسرفوا
çünkü O savurganları sevmez.
إنه لا يحب ٱلمسرفين
De ki: “Tanrı'nın, buyruğuna uyanlar için çıkardığı süsü ve geçimin güzel şeylerini kim kapalı saydı?”
قل من حرم زينة ٱلله ٱلتي أخرج لعباده وٱلطيبت من ٱلرزق
De ki: “O, bu dünyadaki yaşamda inananlar içindir, Huzura Çıkış Günü'nde ise yalnızca onlara özgü olacaktır.”
قل هي للذين ءامنوا في ٱلحيوة ٱلدنيا خالصة يوم ٱلقيمة
Biz işaretleri bilen bir halk için böyle ayrıntılandırırız.
كذلك نفصل ٱلءايت لقوم يعلمون
De ki: “Vasim yalnızca iğrençlikleri — açıkta olanı da içte olanı da —, ihlali, hak olmaksızın zorbalığı, Tanrı'nın hakkında hiçbir yetki indirmediği şeyi O'na ortak koşmanızı ve Tanrı hakkında bilmediğiniz şeyi söylemenizi kapattı.”
قل إنما حرم ربي ٱلفوحش ما ظهر منها وما بطن وٱلإثم وٱلبغي بغير ٱلحق وأن تشركوا بٱلله ما لم ينزل به سلطنا وأن تقولوا على ٱلله ما لا تعلمون
Ve her topluluğa bir süre var.
ولكل أمة أجل
Süreleri geldiğinde onu bir saat bile geciktiremezler,
فإذا جآء أجلهم لا يستأخرون ساعة
ne de öne alabilirler.
ولا يستقدمون
Ey Âdem oğulları! Size kendinizden elçiler gelir de size Benim işaretlerimi anlatırlarsa — kim sakınır ve sağlamlaşırsa, onlara hiçbir korku yoktur ve üzülmeyecekler de.
يبني ءادم إما يأتينكم رسل منكم يقصون عليكم ءايتي فمن ٱتقى وأصلح فلا خوف عليهم ولا هم يحزنون
Ama işaretlerimizi yalanlayan ve onlara karşı kibirle şişenler — işte Ateş'in arkadaşları onlardır, orada sonsuza dek kalırlar.
وٱلذين كذبوا بايتنا وٱستكبروا عنهآ أولئك أصحب ٱلنار هم فيها خلدون
Tanrı'ya karşı bir yalan uyduran ya da O'nun işaretlerini yalanlayandan daha zalim kim?
فمن أظلم ممن ٱفترى على ٱلله كذبا أو كذب بايته
İşte kayıttan paylarının düşeceği kimseler onlardır,
أولئك ينالهم نصيبهم من ٱلكتب
gönderilenlerimiz onları sadakatle korumak üzere gelip “Tanrı'nın dışında çağırdıklarınız nerede?” diyene dek. “Bizden uzağa şaşıp gittiler” diyecekler,
حتى إذا جآءتهم رسلنا يتوفونهم قالوا أين ما كنتم تدعون من دون ٱلله قالوا ضلوا عنا
ve kendi aleyhlerine, yadsıdıklarına tanıklık edecekler.
وشهدوا على أنفسهم أنهم كانوا كفرين
O diyecek: “Sizden önce geçmiş topluluklarla birlikte, Gizlilerden ve insanlardan, Ateş'e girin.”
قال ٱدخلوا في أمم قد خلت من قبلكم من ٱلجن وٱلإنس في ٱلنار
Her topluluk oraya girdiğinde kız kardeşine lanet eder,
كلما دخلت أمة لعنت أختها
sonunda orada hepsi birbirine kavuştuğunda, sonuncusu ilki hakkında der ki: “Vasimiz, bizi şaşırtanlar bunlardır; öyleyse onlara Ateş'ten iki kat bir ceza ver.”
حتى إذا ٱداركوا فيها جميعا قالت أخرىهم لأولىهم ربنا هؤلآء أضلونا فاتهم عذابا ضعفا من ٱلنار
O diyecek: “Herkese iki kat,
قال لكل ضعف
ama bilmiyorsunuz.”
ولكن لا تعلمون
Ve ilki sonuncusuna diyecek: “Öyleyse bizim üzerimizde sizin hiçbir fazlalığınız yok; öyleyse kazandığınız şey için cezayı tadın.”
وقالت أولىهم لأخرىهم فما كان لكم علينا من فضل فذوقوا ٱلعذاب بما كنتم تكسبون
Şüphesiz, işaretlerimizi yalanlayanlar ve onlara karşı kibirle şişenler için göğün kapıları açılmayacak ve deve iğne deliğinden geçene dek Bahçe'ye girmeyecekler.
إن ٱلذين كذبوا بايتنا وٱستكبروا عنها لا تفتح لهم أبوب ٱلسمآء ولا يدخلون ٱلجنة حتى يلج ٱلجمل في سم ٱلخياط
Biz koparılmışlara böyle karşılık veririz.
وكذلك نجزي ٱلمجرمين
Cehennem'den bir döşekleri olacak,
لهم من جهنم مهاد
ve üstlerinde onları saran şey.
ومن فوقهم غواش
Biz zalimlere böyle karşılık veririz.
وكذلك نجزي ٱلظلمين
Ve inanan ve sağlam işler yapanlar — Biz hiçbir Öze, gücünden başkasını yüklemeyiz —
وٱلذين ءامنوا وعملوا ٱلصلحت لا نكلف نفسا إلا وسعهآ
işte Bahçe'nin arkadaşları onlardır, orada sonsuza dek kalırlar.
أولئك أصحب ٱلجنة هم فيها خلدون
Ve göğüslerinden her kini sökmüş olacağız; altlarından ırmaklar akacak,
ونزعنا ما في صدورهم من غل تجري من تحتهم ٱلأنهر
ve diyecekler: “Övgü Tanrı'ya, bizi buna yol gösterene;
وقالوا ٱلحمد لله ٱلذي هدىنا لهذا
Tanrı bize yol göstermemiş olsaydı yol bulmazdık.
وما كنا لنهتدي لولآ أن هدىنا ٱلله
Vasimizin elçileri şüphesiz hak ile gelmişlerdi.”
لقد جآءت رسل ربنا بٱلحق
Ve onlara seslenilecek: “İşte yaptığınız şey karşılığında miras aldığınız Bahçe.”
ونودوا أن تلكم ٱلجنة أورثتموها بما كنتم تعملون
Ve Bahçe'nin arkadaşları Ateş'in arkadaşlarına seslenecek: “Vasimizin bize vaat ettiğini hak bulduk; sizin Vasinizin size vaat ettiğini hak buldunuz mu?”
ونادى أصحب ٱلجنة أصحب ٱلنار أن قد وجدنا ما وعدنا ربنا حقا فهل وجدتم ما وعد ربكم حقا
Diyecekler: “Evet.”
قالوا نعم
Sonra aralarından bir çağrıcı kamuya ilan edecek: “Tanrı'nın laneti, Tanrı'nın yolunu tıkayan, onu eğri kılmaya çalışan ve son yaşamı yadsıyan zalimlerin üzerindedir.”
فأذن مؤذن بينهم أن لعنة ٱلله على ٱلظلمين ٱلذين يصدون عن سبيل ٱلله ويبغونها عوجا وهم بٱلءاخرة كفرون
Ve ikisinin arasında bir perde.
وبينهما حجاب
Ve Yükseltiler'de, herkesi izlerinden tanıyan adamlar,
وعلى ٱلأعراف رجال يعرفون كلا بسيمىهم
ve Bahçe'nin arkadaşlarına seslenecekler: “Esenlik üzerinize” —
ونادوا أصحب ٱلجنة أن سلم عليكم
onlar oraya girmedi, onu arzulamakla birlikte.
لم يدخلوها وهم يطمعون
Ve görme yetileri Ateş'in arkadaşlarına çevrildiğinde diyecekler: “Vasimiz, bizi zalim halkla birlikte yerleştirme.”
وإذا صرفت أبصرهم تلقآء أصحب ٱلنار قالوا ربنا لا تجعلنا مع ٱلقوم ٱلظلمين
Ve Yükseltiler'in arkadaşları, izlerinden tanıdıkları adamlara seslenecek: “Güruhunuz size hiçbir fayda sağlamadı, kibirle şişmeniz de.”
ونادى أصحب ٱلأعراف رجالا يعرفونهم بسيمىهم قالوا مآ أغنى عنكم جمعكم وما كنتم تستكبرون
“Tanrı'nın kendilerine hiçbir esirgeme erdirmeyeceğine yemin ettiğiniz kimseler bunlar mı?”
أهؤلآء ٱلذين أقسمتم لا ينالهم ٱلله برحمة
“Bahçe'ye girin; size hiçbir korku yoktur ve üzülmeyeceksiniz.”
ٱدخلوا ٱلجنة لا خوف عليكم ولآ أنتم تحزنون
Ve Ateş'in arkadaşları Bahçe'nin arkadaşlarına seslenecek: “Üzerimize su ya da Tanrı'nın size geçim olarak verdiği şeylerden taşırın.”
ونادى أصحب ٱلنار أصحب ٱلجنة أن أفيضوا علينا من ٱلمآء أو مما رزقكم ٱلله
Diyecekler: “Tanrı bu ikisini de yadsıyanlara şüphesiz kapattı; onlar ki Yasalarını eğlence ve oyun edindiler ve bu dünyadaki yaşam onları aldattı.
قالوا إن ٱلله حرمهما على ٱلكفرين ٱلذين ٱتخذوا دينهم لهوا ولعبا وغرتهم ٱلحيوة ٱلدنيا
Bugün öyleyse, onlara ait olan bu günün karşılaşmasını unuttukları gibi ve işaretlerimizi inatla reddettikleri için Biz de onları unutuyoruz.”
فٱليوم ننسىهم كما نسوا لقآء يومهم هذا وما كانوا بايتنا يجحدون
Biz onlara şüphesiz bir Yazı getirdik, tam bir bilgiyle ayrıntılandırdık; inanan bir halk için yol gösterme ve esirgeme.
ولقد جئنهم بكتب فصلنه على علم هدى ورحمة لقوم يؤمنون
Yalnızca onun öngörüsünü mü bekliyorlar?
هل ينظرون إلا تأويله
Onun öngörüsünün geleceği gün, onu daha önce unutmuş olanlar diyecek: “Vasimizin elçileri gerçekten hak ile gelmişlerdi; bizim için aracılık edecek aracılarımız var mı, ya da yaptığımızdan başka türlü davranmak için geri döndürülebilir miyiz?”
يوم يأتي تأويله يقول ٱلذين نسوه من قبل قد جآءت رسل ربنا بٱلحق فهل لنا من شفعآء فيشفعوا لنآ أو نرد فنعمل غير ٱلذي كنا نعمل
Özlerinin kaybına yol açmış olacaklar ve uydurdukları şey onlardan uzağa şaşıp gitmiş olacak.
قد خسروا أنفسهم وضل عنهم ما كانوا يفترون
Vasiniz şüphesiz Tanrı'dır; gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra Bina'ya yerleşti.
إن ربكم ٱلله ٱلذي خلق ٱلسموت وٱلأرض في ستة أيام ثم ٱستوى على ٱلعرش
Gündüzü geceyle örter, o onu durmaksızın kovalar — ve güneşi, ayı ve yıldızları, O'nun emriyle boyun eğdirilmiş olarak.
يغشي ٱليل ٱلنهار يطلبه حثيثا وٱلشمس وٱلقمر وٱلنجوم مسخرت بأمره
Yaratma ve Emir O'nun değil mi?
ألا له ٱلخلق وٱلأمر
Kutlu olsun Tanrı, bütün varlıkların Vasisi.
تبارك ٱلله رب ٱلعلمين
Vasinizi yalvararak ve gizlice çağırın,
ٱدعوا ربكم تضرعا وخفية
çünkü O sınırları çiğneyenleri sevmez.
إنه لا يحب ٱلمعتدين
Ve yeryüzünde sağlamlaştırılmasından sonra bozgunculuk yaymayın,
ولا تفسدوا في ٱلأرض بعد إصلحها
ve O'nu korku ve umutla çağırın,
وٱدعوه خوفا وطمعا
çünkü Tanrı'nın esirgemesi iyilik yapanlara yakındır.
إن رحمت ٱلله قريب من ٱلمحسنين
Rüzgârları esirgemesinin önünde duyurucular olarak gönderen O'dur,
وهو ٱلذي يرسل ٱلريح بشرا بين يدى رحمته
nihayet ağır bulutlarla yüklendiklerinde, onları Biz ölü bir diyara süreriz: orada ondan suyu indiririz ve ondan her türlü meyveyi çıkarırız.
حتى إذآ أقلت سحابا ثقالا سقنه لبلد ميت فأنزلنا به ٱلمآء فأخرجنا به من كل ٱلثمرت
Ölüleri böyle çıkaracağız — belki hatırlarsınız.
كذلك نخرج ٱلموتى لعلكم تذكرون
Ve iyi diyar, bitkisi Vasisinin izniyle çıkar,
وٱلبلد ٱلطيب يخرج نباته بإذن ربه
adi olandan ise ancak kıt kıt çıkar.
وٱلذي خبث لا يخرج إلا نكدا
İşaretleri minnettar bir halk için Biz böyle çeşitlendiririz.
كذلك نصرف ٱلءايت لقوم يشكرون
Biz Nuh'u halkına şüphesiz gönderdik ve dedi ki: “Ey halkım! Tanrı'nın buyruğuna uyun: sizin O'ndan başka tanrınız yoktur;
لقد أرسلنا نوحا إلى قومه فقال يقوم ٱعبدوا ٱلله ما لكم من إله غيره
çünkü ben sizin için muazzam bir günün cezasından korkuyorum.”
إني أخاف عليكم عذاب يوم عظيم
Halkının saray çevresi dedi ki: “Biz seni apaçık bir şaşkınlık içinde elbette görüyoruz.”
قال ٱلملأ من قومه إنا لنرىك في ضلل مبين
Dedi ki: “Ey halkım! Bende hiçbir şaşkınlık yok; ama ben bütün varlıkların Vasisinin bir elçisiyim.
قال يقوم ليس بي ضللة ولكني رسول من رب ٱلعلمين
Size Vasimin iletilerini iletiyorum, size içten öğüt veriyorum ve Tanrı'dan, sizin bilmediğiniz şeyi biliyorum.
أبلغكم رسلت ربي وأنصح لكم وأعلم من ٱلله ما لا تعلمون
Vasinizden bir hatırlatmanın, sizi uyarması, sakınmanız ve belki size esirgeme gösterilmesi için sizden bir adam aracılığıyla size gelmesine hayret mi ediyorsunuz?”
أوعجبتم أن جآءكم ذكر من ربكم على رجل منكم لينذركم ولتتقوا ولعلكم ترحمون
Onu yalanladılar; Biz onu ve onunla birlikte olanları gemide kurtardık,
فكذبوه فأنجينه وٱلذين معه في ٱلفلك
ve işaretlerimizi yalanlayanları boğduk,
وأغرقنا ٱلذين كذبوا بايتنآ
çünkü onlar kör bir halktı.
إنهم كانوا قوما عمين
Ve Ad'a, kardeşleri Hud —
وإلى عاد أخاهم هودا
dedi ki: “Ey halkım! Tanrı'nın buyruğuna uyun: sizin O'ndan başka tanrınız yoktur.
قال يقوم ٱعبدوا ٱلله ما لكم من إله غيره
Sakınmaz mısınız?”
أفلا تتقون
Halkının saray çevresi, yadsımış olanlar, dedi ki: “Biz seni tam bir akılsızlık içinde elbette görüyoruz ve seni elbette yalancılardan varsayıyoruz.”
قال ٱلملأ ٱلذين كفروا من قومه إنا لنرىك في سفاهة وإنا لنظنك من ٱلكذبين
Dedi ki: “Ey halkım! Bende hiçbir akılsızlık yok; ben bütün varlıkların Vasisinin bir elçisiyim.
قال يقوم ليس بي سفاهة ولكني رسول من رب ٱلعلمين
Size Vasimin iletilerini iletiyorum ve sizin için güvenilir bir öğütçüyüm.
أبلغكم رسلت ربي وأنا لكم ناصح أمين
Vasinizden bir hatırlatmanın, sizi uyarması için sizden bir adam aracılığıyla size gelmesine hayret mi ediyorsunuz?
أوعجبتم أن جآءكم ذكر من ربكم على رجل منكم لينذركم
Ve hatırlayın: Nuh'un halkından sonra sizi halefler kıldı ve yaratılışta sizi genişlik bakımından artırdı.
وٱذكروا إذ جعلكم خلفآء من بعد قوم نوح وزادكم في ٱلخلق بصطة
Öyleyse Tanrı'nın lütuflarını hatırlayın, belki başarıya erersiniz.”
فٱذكروا ءالآء ٱلله لعلكم تفلحون
Dediler ki: “Bize, yalnızca Tanrı'nın buyruğuna uymamız ve atalarımızın buyruğuna uyduğu şeyi bırakmamız için mi geldin? Öyleyse bize vaat ettiğini getir, eğer doğru sözlülerdensen.”
قالوا أجئتنا لنعبد ٱلله وحده ونذر ما كان يعبد ءابآؤنا فأتنا بما تعدنآ إن كنت من ٱلصدقين
Dedi ki: “Vasinizden bir pislik ve bir öfke size şimdiden isabet etti.
قال قد وقع عليكم من ربكم رجس وغضب
Siz ve atalarınızın adlandırdığı, Tanrı'nın hakkında hiçbir yetki indirmediği nitelikler hakkında benimle tartışıyor musunuz?
أتجدلونني في أسمآء سميتموهآ أنتم وءابآؤكم ما نزل ٱلله بها من سلطن
Öyleyse bekleyin, çünkü ben sizinle birlikte bekleyenlerdenim.”
فٱنتظروا إني معكم من ٱلمنتظرين
Biz de onu ve onunla birlikte olanları Bizim tarafımızdan bir esirgemeyle kurtardık ve işaretlerimizi yalanlayanların son kalıntısına kadar kestik: onlar inananlar değildi.
فأنجينه وٱلذين معه برحمة منا وقطعنا دابر ٱلذين كذبوا بايتنا وما كانوا مؤمنين
Ve Semud'a, kardeşleri Salih —
وإلى ثمود أخاهم صلحا
dedi ki: “Ey halkım! Tanrı'nın buyruğuna uyun: sizin O'ndan başka tanrınız yoktur.
قال يقوم ٱعبدوا ٱلله ما لكم من إله غيره
Vasinizden size apaçık bir kanıt geldi:
قد جآءتكم بينة من ربكم
işte Tanrı'nın dişi devesi, sizin için bir işaret.
هذه ناقة ٱلله لكم ءاية
Öyleyse onu bırakın: Tanrı'nın yeryüzünde yesin,
فذروها تأكل في أرض ٱلله
ve ona hiçbir kötülükle dokunmayın, yoksa acı verici bir ceza sizi yakalardı.”
ولا تمسوها بسوء فيأخذكم عذاب أليم
Ve hatırlayın: Ad'dan sonra sizi halefler kıldı ve sizi yeryüzüne yerleştirdi: ovalarında saraylar edinirsiniz ve dağları evler olarak oyarsınız.
وٱذكروا إذ جعلكم خلفآء من بعد عاد وبوأكم في ٱلأرض تتخذون من سهولها قصورا وتنحتون ٱلجبال بيوتا
Öyleyse Tanrı'nın lütuflarını hatırlayın,
فٱذكروا ءالآء ٱلله
ve bozguncular olarak yeryüzünde karışıklık çıkarmayın.
ولا تعثوا في ٱلأرض مفسدين
Halkının saray çevresi, kibirle şişmiş olanlar, zayıflığa indirgenmiş olanlara, onlardan inananlara dedi ki: “Salih'in Vasisi tarafından gönderilmiş olduğunu biliyor musunuz?”
قال ٱلملأ ٱلذين ٱستكبروا من قومه للذين ٱستضعفوا لمن ءامن منهم أتعلمون أن صلحا مرسل من ربه
Dediler ki: “Biz onun gönderildiği şeye şüphesiz inanıyoruz.”
قالوا إنا بمآ أرسل به مؤمنون
Büyüklenmiş olanlar dediler ki: “Biz ise sizin inandığınız şeyi şüphesiz yadsıyoruz.”
قال ٱلذين ٱستكبروا إنا بٱلذي ءامنتم به كفرون
Böylece dişi deveyi sakatladılar, Vasilerinin emrine küstahça karşı geldiler,
فعقروا ٱلناقة وعتوا عن أمر ربهم
ve dediler ki: “Ey Salih! Bize vaat ettiğini getir, eğer gönderilmişlerdensen.”
وقالوا يصلح ٱئتنا بما تعدنآ إن كنت من ٱلمرسلين
Bunun üzerine sarsıntı onları yakaladı ve kendilerini yurtlarında yere serilmiş, cansız buldular.
فأخذتهم ٱلرجفة فأصبحوا في دارهم جثمين
Onlara sırtını döndü ve dedi ki: “Ey halkım! Ben size Vasimin iletisini şüphesiz ilettim ve size öğüt verdim,
فتولى عنهم وقال يقوم لقد أبلغتكم رسالة ربي ونصحت لكم
ama siz içten öğütçüleri sevmezsiniz.”
ولكن لا تحبون ٱلنصحين
Ve Lut, halkına dediği zaman: “Sizden önce bütün varlıklar içinde hiç kimsenin sizi geçmediği iğrençliği mi işliyorsunuz?
ولوطا إذ قال لقومه أتأتون ٱلفحشة ما سبقكم بها من أحد من ٱلعلمين
Siz kadınların dışında, arzuyla erkeklere elbette geliyorsunuz.
إنكم لتأتون ٱلرجال شهوة من دون ٱلنسآء
Siz daha çok aşırıya kaçanlardan oluşan bir halksınız.”
بل أنتم قوم مسرفون
Ve halkının tek cevabı şunu demek oldu: “Onları kentinizden kovun;
وما كان جواب قومه إلآ أن قالوا أخرجوهم من قريتكم
onlar arınmak isteyen adamlardır.”
إنهم أناس يتطهرون
Biz de onu ve ailesini kurtardık, karısı hariç, o oyalananlardandı.
فأنجينه وأهله إلا ٱمرأته كانت من ٱلغبرين
Ve üzerlerine bir yağmur yağdırdık.
وأمطرنا عليهم مطرا
Bak öyleyse, koparılmışların sonu nasıl oldu.
فٱنظر كيف كان عقبة ٱلمجرمين
Ve Medyen'e, kardeşleri Şuayb —
وإلى مدين أخاهم شعيبا
dedi ki: “Ey halkım! Tanrı'nın buyruğuna uyun: sizin O'ndan başka tanrınız yoktur.
قال يقوم ٱعبدوا ٱلله ما لكم من إله غيره
Vasinizden size apaçık bir kanıt geldi.
قد جآءتكم بينة من ربكم
Öyleyse ölçeği ve teraziyi sadakatle verin,
فأوفوا ٱلكيل وٱلميزان
ve insanlara kendi şeylerinde zarar vermeyin,
ولا تبخسوا ٱلناس أشيآءهم
ve yeryüzünde sağlamlaştırılmasından sonra bozgunculuk yaymayın.
ولا تفسدوا في ٱلأرض بعد إصلحها
İnananlarsanız bu sizin için daha iyidir.
ذلكم خير لكم إن كنتم مؤمنين
Ve her güzergâhta pusu kurmayın: tehdit ederek, O'na inanan kimseye Tanrı'nın yolunu tıkayarak ve onu eğri kılmaya çalışarak.
ولا تقعدوا بكل صرط توعدون وتصدون عن سبيل ٱلله من ءامن به وتبغونها عوجا
Ve hatırlayın: az sayıdaydınız ve sizi çoğalttı.
وٱذكروا إذ كنتم قليلا فكثركم
Ve bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bakın.
وٱنظروا كيف كان عقبة ٱلمفسدين
Ve eğer içinizden bir grup benim gönderildiğim şeye inandıysa ve bir başka grup inanmadıysa, öyleyse Tanrı aramızda hükmedene dek sabredin:
وإن كان طآئفة منكم ءامنوا بٱلذي أرسلت به وطآئفة لم يؤمنوا فٱصبروا حتى يحكم ٱلله بيننا
O hükmedenlerin en iyisidir.”
وهو خير ٱلحكمين
Halkının saray çevresi, kibirle şişmiş olanlar, dedi ki: “Biz seni kentimizden elbette kovacağız, ey Şuayb, seni ve seninle birlikte inananları, öğretimize yeniden katılmadığınız sürece.”
قال ٱلملأ ٱلذين ٱستكبروا من قومه لنخرجنك يشعيب وٱلذين ءامنوا معك من قريتنآ أو لتعودن في ملتنا
Dedi ki: “Ya ondan tiksinsek bile?
قال أولو كنا كرهين
Tanrı bizi ondan kurtardıktan sonra sizin öğretinize yeniden katılsak, Tanrı'ya karşı bir yalan uydurmuş olurduk.
قد ٱفترينا على ٱلله كذبا إن عدنا في ملتكم بعد إذ نجىنا ٱلله منها
Tanrı, Vasimiz dilemedikçe ona yeniden katılmak bize düşmez.
وما يكون لنآ أن نعود فيهآ إلآ أن يشآء ٱلله ربنا
Vasimiz her şeyi bilgisiyle kuşatır.
وسع ربنا كل شىء علما
Biz Tanrı'ya vekâlet veririz.
على ٱلله توكلنا
Vasimiz, bizimle halkımız arasında hak ile aç:
ربنا ٱفتح بيننا وبين قومنا بٱلحق
Sen açanların en iyisisin.”
وأنت خير ٱلفتحين
Ve halkının saray çevresi, yadsıyanlar, dedi ki: “Eğer Şuayb'ı izlerseniz, o zaman elbette kaybedenler olursunuz.”
وقال ٱلملأ ٱلذين كفروا من قومه لئن ٱتبعتم شعيبا إنكم إذا لخسرون
Bunun üzerine sarsıntı onları yakaladı ve kendilerini yurtlarında yere serilmiş, cansız buldular.
فأخذتهم ٱلرجفة فأصبحوا في دارهم جثمين
Şuayb'ı yalanlayanlar, sanki orada hiç yaşamamış gibiydiler.
ٱلذين كذبوا شعيبا كأن لم يغنوا فيها
Şuayb'ı yalanlayanlar, kaybedenler onlar oldu.
ٱلذين كذبوا شعيبا كانوا هم ٱلخسرين
Onlara sırtını döndü ve dedi ki: “Ey halkım! Ben size Vasimin iletilerini şüphesiz ilettim ve size öğüt verdim.
فتولى عنهم وقال يقوم لقد أبلغتكم رسلت ربي ونصحت لكم
Öyleyse yadsıyan bir halk için nasıl kederleneyim?”
فكيف ءاسى على قوم كفرين
Biz hiçbir kente, kent ehlini sıkıntı ve zararla yakalamadan bir aktarıcı göndermedik, belki yalvarırlardı.
ومآ أرسلنا في قرية من نبي إلآ أخذنآ أهلها بٱلبأسآء وٱلضرآء لعلهم يضرعون
Sonra kötüyü iyiyle değiştirdik; sonunda onlar gelişti
ثم بدلنا مكان ٱلسيئة ٱلحسنة حتى عفوا
ve dediler ki: “Zarar ve bolluk atalarımıza da dokunmuştu”; Biz de onları, onlar sezmeden, ansızın yakaladık.
وقالوا قد مس ءابآءنا ٱلضرآء وٱلسرآء فأخذنهم بغتة وهم لا يشعرون
Ve kentlerin ehli inansalardı ve sakınsalardı, üzerlerine gökten ve yerden bereketler şüphesiz açardık;
ولو أن أهل ٱلقرى ءامنوا وٱتقوا لفتحنا عليهم بركت من ٱلسمآء وٱلأرض
ama yalanladılar ve Biz de onları kazandıkları şey yüzünden yakaladık.
ولكن كذبوا فأخذنهم بما كانوا يكسبون
Kentlerin ehli sertliğimizin gece, uyurlarken kendilerine gelmeyeceğinden mi emin? Ya da kentlerin ehli sertliğimizin sabahın ortasında, oynarlarken kendilerine gelmeyeceğinden mi emin?
أفأمن أهل ٱلقرى أن يأتيهم بأسنا بيتا وهم نآئمون أوأمن أهل ٱلقرى أن يأتيهم بأسنا ضحى وهم يلعبون
Tanrı'nın komplosundan emin mi hissediyorlar?
أفأمنوا مكر ٱلله
Kaybedenler halkından başkası Tanrı'nın komplosundan kendini emin hissetmez.
فلا يأمن مكر ٱلله إلا ٱلقوم ٱلخسرون
Yeryüzüne, ehlinden sonra mirasçı olanlar şuna yol gösterilmiyor mu: dileseydik, üzerlerine yanlışlarının bedelini getirirdik,
أولم يهد للذين يرثون ٱلأرض من بعد أهلهآ أن لو نشآء أصبنهم بذنوبهم
ve çekirdeklerinin üzerine bir damga basarız, öyle ki işitmezler?
ونطبع على قلوبهم فهم لا يسمعون
İşte kentler; onlardan bazı aktarımları sana anlatıyoruz.
تلك ٱلقرى نقص عليك من أنبآئها
Elçileri onlara apaçık kanıtlarla şüphesiz gelmişti, ama önceden yalanladıklarına inanmaya hazır değillerdi.
ولقد جآءتهم رسلهم بٱلبينت فما كانوا ليؤمنوا بما كذبوا من قبل
Tanrı yadsıyanların çekirdeklerine böyle damga basar.
كذلك يطبع ٱلله على قلوب ٱلكفرين
Ve Biz çoğunda tutulmuş hiçbir ahit bulmadık;
وما وجدنا لأكثرهم من عهد
ve çoğunun sınırı aşanlar olduğunu elbette bulduk.
وإن وجدنآ أكثرهم لفسقين
Sonra onlardan sonra Musa'yı işaretlerimizle Firavun'a ve saray çevresine uyandırdık, ama onlar işaretlere zulmettiler.
ثم بعثنا من بعدهم موسى بايتنآ إلى فرعون وملإيه فظلموا بها
Bak öyleyse bozguncuların sonu nasıl oldu.
فٱنظر كيف كان عقبة ٱلمفسدين
Ve Musa dedi ki: “Ey Firavun! Ben şüphesiz bütün varlıkların Vasisinin hak ile bir elçisiyim,
وقال موسى يفرعون إني رسول من رب ٱلعلمين حقيق
Tanrı hakkında yalnızca hakkı söylemekle yükümlü olarak.
على أن لآ أقول على ٱلله إلا ٱلحق
Ben size Vasinizden apaçık bir kanıtla geldim;
قد جئتكم ببينة من ربكم
öyleyse İsrailoğulları'nı benimle birlikte bırak gitsin.”
فأرسل معي بني إسرءيل
Dedi ki: “Eğer bir işaretle geldiysen, öyleyse getir onu, eğer doğru sözlülerdensen.”
قال إن كنت جئت باية فأت بهآ إن كنت من ٱلصدقين
Bunun üzerine asasını attı ve işte o apaçık bir yılan oldu; ve elini çekti ve işte o bakanlar için bembeyazdı.
فألقى عصاه فإذا هي ثعبان مبين ونزع يده فإذا هي بيضآء للنظرين
Firavun halkının saray çevresi dedi ki: “Bu elbette bilgin bir yanılsama ustası, sizi topraklarınızdan çıkarmak istiyor.”
قال ٱلملأ من قوم فرعون إن هذا لسحر عليم يريد أن يخرجكم من أرضكم
“Öyleyse ne öğütlersiniz?”
فماذا تأمرون
Dediler ki: “Onu ve kardeşini askıda tut ve başkentlere toplayıcılar gönder, sana her bilgin yanılsama ustasını getirsinler.”
قالوا أرجه وأخاه وأرسل في ٱلمدآئن حشرين يأتوك بكل سحر عليم
Ve yanılsama ustaları Firavun'a geldiler; dediler ki: “Eğer biz galip gelenler olursak elbette bir ödülümüz olacak mı?”
وجآء ٱلسحرة فرعون قالوا إن لنا لأجرا إن كنا نحن ٱلغلبين
Dedi ki: “Evet ve siz elbette yakınlaştırılanlardan olacaksınız.”
قال نعم وإنكم لمن ٱلمقربين
Dediler ki: “Ey Musa! Ya sen atarsın, ya da atanlar biz oluruz.”
قالوا يموسى إمآ أن تلقي وإمآ أن نكون نحن ٱلملقين
Dedi ki: “Atın.”
قال ألقوا
Attıklarında insanların gözlerini yanılsamayla yanılttılar ve onları saygıyla doldurdular,
فلمآ ألقوا سحروا أعين ٱلناس وٱسترهبوهم
ve muazzam bir yanılsama getirdiler.
وجآءو بسحر عظيم
Ve Biz Musa'ya vahyettik: “Asanı at”;
وأوحينآ إلى موسى أن ألق عصاك
ve işte o, kılık değiştirdikleri şeyi yutuyordu.
فإذا هي تلقف ما يأفكون
Bunun üzerine hak gerçekleşti ve yaptıkları boşa çıktı.
فوقع ٱلحق وبطل ما كانوا يعملون
Orada yenildiler ve alçaltılmış olarak döndüler.
فغلبوا هنالك وٱنقلبوا صغرين
Ve yanılsama ustaları yere kapanmış olarak atıldılar.
وألقي ٱلسحرة سجدين
Dediler ki: “Biz bütün varlıkların Vasisine, Musa'nın ve Harun'un Vasisine inandık.”
قالوا ءامنا برب ٱلعلمين رب موسى وهرون
Firavun dedi ki: “Ben size izin vermeden ona inandınız! İşte bu elbette, ehlini oradan çıkarmak için Başkent'te kurduğunuz bir komplodur; yakında bileceksiniz.
قال فرعون ءامنتم به قبل أن ءاذن لكم إن هذا لمكر مكرتموه في ٱلمدينة لتخرجوا منهآ أهلها فسوف تعلمون
Ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama elbette keseceğim, sonra hepinizi elbette çarmıha gereceğim.”
لأقطعن أيديكم وأرجلكم من خلف ثم لأصلبنكم أجمعين
Dediler ki: “Dönüşümüz Vasimizedir.
قالوا إنآ إلى ربنا منقلبون
Ve sen, Vasimizin işaretleri bize geldiğinde onlara inandığımızdan başka bir şey için bize kızmıyorsun.
وما تنقم منآ إلآ أن ءامنا بايت ربنا لما جآءتنا
Vasimiz, bizi sabırla doldur ve bizi Tanrı'ya karşı dürüst olanlar olarak sadakatle koru.”
ربنآ أفرغ علينا صبرا وتوفنا مسلمين
Ve Firavun halkının saray çevresi dedi ki: “Musa'yı ve halkını bırakacak mısın, yeryüzünde bozgunculuk yaysınlar ve seni ve sana borçlu oldukları buyruğa uyuşu bıraksınlar diye?”
وقال ٱلملأ من قوم فرعون أتذر موسى وقومه ليفسدوا في ٱلأرض ويذرك وءالهتك
Dedi ki: “Oğullarını katledeceğiz ve kadınlarının utanmasına el süreceğiz; biz şüphesiz onların üstündeyiz, güçlü bir konumdayız.”
قال سنقتل أبنآءهم ونستحي نسآءهم وإنا فوقهم قهرون
Musa halkına dedi ki: “Tanrı'dan yardım isteyin ve sabırlı olun;
قال موسى لقومه ٱستعينوا بٱلله وٱصبروا
çünkü yer Tanrı'ya aittir; onu, buyruğuna uyanlar arasından dilediğine miras bırakır,
إن ٱلأرض لله يورثها من يشآء من عباده
ve sonuç sakınanlarındır.”
وٱلعقبة للمتقين
Dediler ki: “Sen bize gelmeden önce ve sen bize geldikten sonra rahatsız edildik.”
قالوا أوذينا من قبل أن تأتينا ومن بعد ما جئتنا
Dedi ki: “Vasinizin düşmanınızı yok etmesi ve sizi yeryüzünde halef kılması olabilir, nasıl davranacağınıza bakmak için.”
قال عسى ربكم أن يهلك عدوكم ويستخلفكم في ٱلأرض فينظر كيف تعملون
Ve Biz Firavun'un klanını yıllarla ve meyvelerin eksilmesiyle şüphesiz yakaladık, belki hatırlarlardı.
ولقد أخذنآ ءال فرعون بٱلسنين ونقص من ٱلثمرت لعلهم يذكرون
İyilik onlara geldiğinde derler ki: “Bu bize aittir”;
فإذا جآءتهم ٱلحسنة قالوا لنا هذه
ve onlara bir kötülük gelirse, onu Musa'dan ve onunla birlikte olanlardan gelen kötü bir fala atfederler.
وإن تصبهم سيئة يطيروا بموسى ومن معه
Öyle değil mi ki falları aslında Tanrı'nın katındadır?
ألآ إنما طئرهم عند ٱلله
Ama onların çoğu bilmez.
ولكن أكثرهم لا يعلمون
Ve dediler ki: “Bize getirdiğin işaret ne olursa olsun, bizi onunla yanılsamaya düşürmek için, sana itibar etmeyeceğiz.”
وقالوا مهما تأتنا به من ءاية لتسحرنا بها فما نحن لك بمؤمنين
Biz de üzerlerine seli, çekirgeleri, bitleri, kurbağaları ve kanı gönderdik, ayrıntılandırılmış işaretler; ama kibirle şiştiler ve koparılmış bir halk oldular.
فأرسلنا عليهم ٱلطوفان وٱلجراد وٱلقمل وٱلضفادع وٱلدم ءايت مفصلت فٱستكبروا وكانوا قوما مجرمين
Ve leke onlara isabet ettiğinde dediler ki: “Ey Musa! Bizim için Vasini çağır, seninle yaptığı ahde göre; eğer bizi lekeden rahatlatırsan, sana elbette itibar edeceğiz ve İsrailoğulları'nı seninle birlikte elbette bırakıp göndereceğiz.”
ولما وقع عليهم ٱلرجز قالوا يموسى ٱدع لنا ربك بما عهد عندك لئن كشفت عنا ٱلرجز لنؤمنن لك ولنرسلن معك بني إسرءيل
Ama onları ulaşmaları gereken bir süreye kadar lekeden rahatlattığımızda, işte caydılar.
فلما كشفنا عنهم ٱلرجز إلى أجل هم بلغوه إذا هم ينكثون
Biz de onlardan öç aldık ve işaretlerimizi yalanladıkları ve onlara karşı umursamaz oldukları için onları dalgada boğduk.
فٱنتقمنا منهم فأغرقنهم في ٱليم بأنهم كذبوا بايتنا وكانوا عنها غفلين
Ve zayıflığa indirgenmiş halkı, bereketli kıldığımız yeryüzünün doğularına ve batılarına miras bıraktık.
وأورثنا ٱلقوم ٱلذين كانوا يستضعفون مشرق ٱلأرض ومغربها ٱلتي بركنا فيها
Ve Vasinin güzel sözü İsrailoğulları üzerinde, sabırlı oldukları için tamamlandı;
وتمت كلمت ربك ٱلحسنى على بني إسرءيل بما صبروا
ve Firavun'un ve halkının yaptıklarını ve inşa ettiklerini yıktık.
ودمرنا ما كان يصنع فرعون وقومه وما كانوا يعرشون
Ve İsrailoğulları'na denizi geçirttik; putlarının önünde konuşlanmış bir halkın yanına vardılar.
وجوزنا ببني إسرءيل ٱلبحر فأتوا على قوم يعكفون على أصنام لهم
Dediler ki: “Ey Musa! Onların tanrıları olduğu gibi bize de bir tanrı yap.”
قالوا يموسى ٱجعل لنآ إلها كما لهم ءالهة
Dedi ki: “Siz şüphesiz cahil bir halksınız.
قال إنكم قوم تجهلون
Şunların uyguladığı şey yıkıma adanmıştır,
إن هؤلآء متبر ما هم فيه
ve yaptıkları şey boştur.”
وبطل ما كانوا يعملون
Dedi ki: “Size Tanrı'dan başka bir tanrı mı arayayım, oysa O sizi bütün varlıkların üzerinde üstün kıldı?”
قال أغير ٱلله أبغيكم إلها وهو فضلكم على ٱلعلمين
Ve sizi Firavun'un klanından kurtardığımızda — size kötü cezayı veren, oğullarınızı katleden ve kadınlarınızın utanmasına el süren —
وإذ أنجينكم من ءال فرعون يسومونكم سوء ٱلعذاب يقتلون أبنآءكم ويستحيون نسآءكم
ve orada Vasinizden gelen muazzam bir sınav vardı.
وفي ذلكم بلآء من ربكم عظيم
Ve Musa'ya otuz gecelik bir randevu belirledik, onu on geceyle tamamladık: böylece Vasisinin belirlediği randevu kırk gecede tamamlandı.
ووعدنا موسى ثلثين ليلة وأتممنها بعشر فتم ميقت ربه أربعين ليلة
Ve Musa kardeşi Harun'a dedi ki: “Halkım arasında yerimi al, sağlamlaştır ve bozguncuların yolunu izleme.”
وقال موسى لأخيه هرون ٱخلفني في قومي وأصلح ولا تتبع سبيل ٱلمفسدين
Ve Musa randevumuza geldiğinde ve Vasisi onunla konuştuğunda dedi ki: “Vasim, Kendini bana göster, Sana bakayım.”
ولما جآء موسى لميقتنا وكلمه ربه قال رب أرني أنظر إليك
O dedi ki: “Beni görmeyeceksin, ama dağa bak: eğer yerinde durursa, o zaman Beni göreceksin.”
قال لن ترىني ولكن ٱنظر إلى ٱلجبل فإن ٱستقر مكانه فسوف ترىني
Vasisi dağa göründüğünde, onu baskı altında yere yığılır kıldı ve Musa yıldırım çarpmış gibi düştü.
فلما تجلى ربه للجبل جعله دكا وخر موسى صعقا
Kendine geldiğinde dedi ki: “Sana şan olsun! Sana dönerim ve ben inananların ilkiyim.”
فلمآ أفاق قال سبحنك تبت إليك وأنا أول ٱلمؤمنين
O dedi ki: “Ey Musa! Seni insanlar arasından iletilerim ve sözüm için seçtim; öyleyse sana verdiğimi al ve minnettarlardan ol.”
قال يموسى إني ٱصطفيتك على ٱلناس برسلتي وبكلمي فخذ مآ ءاتيتك وكن من ٱلشكرين
Ve onun için Levhalar üzerine, her şeye dair bir telkin ve her şeyin bir ayrıntısını yazdık.
وكتبنا له في ٱلألواح من كل شىء موعظة وتفصيلا لكل شىء
Öyleyse onları güçle al ve halkına onlardan en güzelini almasını emret.
فخذها بقوة وأمر قومك يأخذوا بأحسنها
Size sınırı aşanların yurdunu göstereceğim.
سأوريكم دار ٱلفسقين
İşaretlerimden, yeryüzünde hak olmaksızın büyüklenenleri uzaklaştıracağım; her işareti görseler bile ona inanmazlar ve doğruluk yolunu görseler, onu yol edinmezler, başıboşluk yolunu görseler ise onu yol edinirler.
سأصرف عن ءايتي ٱلذين يتكبرون في ٱلأرض بغير ٱلحق وإن يروا كل ءاية لا يؤمنوا بها وإن يروا سبيل ٱلرشد لا يتخذوه سبيلا وإن يروا سبيل ٱلغى يتخذوه سبيلا
Çünkü onlar işaretlerimizi yalanladılar ve onlara karşı umursamaz kaldılar.
ذلك بأنهم كذبوا بايتنا وكانوا عنها غفلين
Ve işaretlerimizi ve son yaşamın karşılaşmasını yalanlayanların işleri çöktü; yaptıklarından başka bir şeye göre mi karşılık göreceklerdir?
وٱلذين كذبوا بايتنا ولقآء ٱلءاخرة حبطت أعملهم هل يجزون إلا ما كانوا يعملون
Ve Musa'nın halkı onun ardından, süslerinden, bir buzağı, böğüren bir gövde edindi.
وٱتخذ قوم موسى من بعده من حليهم عجلا جسدا له خوار
Onun kendileriyle konuşmadığını ve onlara hiçbir yola yol göstermediğini görmüyorlar mıydı?
ألم يروا أنه لا يكلمهم ولا يهديهم سبيلا
Onu edindiler ve zulmettiler.
ٱتخذوه وكانوا ظلمين
Ve pişmanlığa kapıldıklarında, şaşırdıklarını görerek, dediler ki: “Eğer Vasimiz bize esirgeme göstermez ve bizi bağışlamazsa, elbette kaybedenlerden oluruz.”
ولما سقط في أيديهم ورأوا أنهم قد ضلوا قالوا لئن لم يرحمنا ربنا ويغفر لنا لنكونن من ٱلخسرين
Musa kızgın ve buruk olarak halkının yanına döndüğünde dedi ki: “Benim yerime, benden sonra yaptığınız şey ne kadar berbat!
ولما رجع موسى إلى قومه غضبن أسفا قال بئسما خلفتموني من بعدي
Vasinizin emrini acele mi ettirmek istediniz?”
أعجلتم أمر ربكم
Ve Levhaları attı ve kardeşini başından yakalayıp kendine çekti.
وألقى ٱلألواح وأخذ برأس أخيه يجره إليه
Dedi ki: “Anamın oğlu! Halk beni şüphesiz zayıflığa indirgedi ve neredeyse beni öldürdü; öyleyse düşmanları benim halime sevindirme ve beni zalim halkla birlikte yerleştirme.”
قال ٱبن أم إن ٱلقوم ٱستضعفوني وكادوا يقتلونني فلا تشمت بي ٱلأعدآء ولا تجعلني مع ٱلقوم ٱلظلمين
Dedi ki: “Vasim, beni ve kardeşimi bağışla ve bizi Senin esirgemene sok;
قال رب ٱغفر لي ولأخي وأدخلنا في رحمتك
Sen esirgeyenlerin en esirgeyenisin.”
وأنت أرحم ٱلرحمين
Buzağıyı edinenlere Vasilerinden bir öfke şüphesiz isabet edecek, bu dünyadaki yaşamda bir aşağılanma da.
إن ٱلذين ٱتخذوا ٱلعجل سينالهم غضب من ربهم وذلة في ٱلحيوة ٱلدنيا
Biz yalan uyduranlara böyle karşılık veririz.
وكذلك نجزي ٱلمفترين
Ve kötü eylemleri yapıp sonra bunun ardından pişman olan ve inananlar — senin Vasin bunun ardından elbette Çok Bağışlayandır, Esirgeyendir.
وٱلذين عملوا ٱلسيات ثم تابوا من بعدها وءامنوا إن ربك من بعدها لغفور رحيم
Ve Musa'nın öfkesi dindiğinde Levhaları aldı; onların yazıtında Vasilerine saygı duyanlar için yol gösterme ve esirgeme vardı.
ولما سكت عن موسى ٱلغضب أخذ ٱلألواح وفي نسختها هدى ورحمة للذين هم لربهم يرهبون
Ve Musa halkından yetmiş adamı, randevumuz için tercih etti.
وٱختار موسى قومه سبعين رجلا لميقتنا
Sarsıntı onları yakaladığında dedi ki: “Vasim, Sen dileseydin onları ve beni daha önce yok ederdin.
فلمآ أخذتهم ٱلرجفة قال رب لو شئت أهلكتهم من قبل وإيي
Bizden olan akılsızların yaptığı şey için bizi yok eder misin?
أتهلكنا بما فعل ٱلسفهآء منآ
Bu yalnızca Senin sınavındır; onunla dilediğini şaşırtırsın ve dilediğine yol gösterirsin.
إن هي إلا فتنتك تضل بها من تشآء وتهدي من تشآء
Sen bizim Koruyucumuzsun; öyleyse bizi bağışla ve bize esirgeme göster; Sen bağışlayanların en iyisisin.
أنت ولينا فٱغفر لنا وٱرحمنا وأنت خير ٱلغفرين
Ve bizim için bu dünyadaki yaşamda bir lütuf yaz, son yaşamda da;
وٱكتب لنا في هذه ٱلدنيا حسنة وفي ٱلءاخرة
çünkü biz Sana döneriz.”
إنا هدنآ إليك
O dedi ki: “Cezamı dilediğim kişiye getiririm,
قال عذابي أصيب به من أشآء
ve Benim esirgemem her şeyi kuşatır.
ورحمتي وسعت كل شىء
Onu öyleyse sakınanlara, katışıksız cömertliği verenlere ve işaretlerimize inananlara yazacağım; elçiyi, önceden Yazı'sı olmayan Aktarıcı'yı izleyenlere ki onu yanlarında Tevrat'ta ve İncil'de yazılı bulurlar, o onlara töreyle tanınanı emreder ve onaylanmayanı yasaklar, onlara güzel şeyleri serbest kılar ve çürük şeyleri kapatır, ve onlardan boyunduruklarını ve üzerlerine ağırlık veren prangaları kaldırır.
فسأكتبها للذين يتقون ويؤتون ٱلزكوة وٱلذين هم بايتنا يؤمنون ٱلذين يتبعون ٱلرسول ٱلنبي ٱلأمي ٱلذي يجدونه مكتوبا عندهم في ٱلتورىة وٱلإنجيل يأمرهم بٱلمعروف وينهىهم عن ٱلمنكر ويحل لهم ٱلطيبت ويحرم عليهم ٱلخبئث ويضع عنهم إصرهم وٱلأغلل ٱلتي كانت عليهم
Ona inananlar, onu destekleyenler, ona yardım edenler ve onunla birlikte indirilen ışığı izleyenler — işte başarıya erenler onlardır.”
فٱلذين ءامنوا به وعزروه ونصروه وٱتبعوا ٱلنور ٱلذي أنزل معه أولئك هم ٱلمفلحون
De ki: “Ey insanlar! Ben şüphesiz, göklerin ve yerin krallığı kendisine ait olan Tanrı'nın hepinize elçisiyim.
قل يأيها ٱلناس إني رسول ٱلله إليكم جميعا ٱلذي له ملك ٱلسموت وٱلأرض
O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur.
لآ إله إلا هو
O yaşatır ve öldürür.
يحي ويميت
Öyleyse Tanrı'ya ve O'nun elçisine, önceden Yazı'sı olmayan Aktarıcı'ya inanın; o ki Tanrı'ya ve O'nun sözlerine inanır,
فامنوا بٱلله ورسوله ٱلنبي ٱلأمي ٱلذي يؤمن بٱلله وكلمته
ve onu izleyin, belki yol bulursunuz.”
وٱتبعوه لعلكم تهتدون
Ve Musa'nın halkı arasında, hakka göre yol gösteren ve onunla adaletle davranan bir topluluk vardır.
ومن قوم موسى أمة يهدون بٱلحق وبه يعدلون
Ve onları on iki soya, topluluklara böldük;
وقطعنهم ٱثنتى عشرة أسباطا أمما
ve halkı ondan içecek su istediğinde Musa'ya vahyettik: “Asanla kayaya vur”;
وأوحينآ إلى موسى إذ ٱستسقىه قومه أن ٱضرب بعصاك ٱلحجر
ve işte ondan on iki kaynak fışkırdı:
فٱنبجست منه ٱثنتا عشرة عينا
her insan grubu kendi içme yerini tanıdı.
قد علم كل أناس مشربهم
Ve üzerlerine bulutun gölgesini yaydık, onlara kudret helvasını ve bıldırcınları indirdik:
وظللنا عليهم ٱلغمم وأنزلنا عليهم ٱلمن وٱلسلوى
“Size geçim olarak verdiğimiz güzel şeylerden yiyin.”
كلوا من طيبت ما رزقنكم
Onlar Bize karşı zalim olmadılar,
وما ظلمونا
ama onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.
ولكن كانوا أنفسهم يظلمون
Ve onlara şöyle denildiğinde: “Şu kentte oturun, dilediğiniz yerden yiyin, Bizi yükümüzden kurtar, deyin ve kapıdan yere kapanarak girin: Hatalarınızı bağışlayacağız.
وإذ قيل لهم ٱسكنوا هذه ٱلقرية وكلوا منها حيث شئتم وقولوا حطة وٱدخلوا ٱلباب سجدا نغفر لكم خطيتكم
İyilik yapanlara daha fazlasını vereceğiz.”
سنزيد ٱلمحسنين
Ama onlardan zalim olanlar, kendilerine söylenen sözün yerine başka bir söz koydular; Biz de zalim oldukları için üzerlerine gökten bir leke gönderdik.
فبدل ٱلذين ظلموا منهم قولا غير ٱلذي قيل لهم فأرسلنا عليهم رجزا من ٱلسمآء بما كانوا يظلمون
Ve onlara denizin yakınındaki kentin durumunu sor: Soluklanma konusunda sınırları çiğnedikleri zaman, Soluklanma günlerinde balıkları su yüzüne çıkarak onlara geliyordu; Soluklanmayı gözetmedikleri gün ise gelmiyordu.
وسلهم عن ٱلقرية ٱلتي كانت حاضرة ٱلبحر إذ يعدون في ٱلسبت إذ تأتيهم حيتانهم يوم سبتهم شرعا ويوم لا يسبتون لا تأتيهم
Böylece onları sınırı aştıkları için sınıyorduk.
كذلك نبلوهم بما كانوا يفسقون
Ve içlerinden bir topluluk şöyle dedi: “Tanrı'nın yok edeceği ya da şiddetli bir cezayla cezalandıracağı bir halka neden öğüt veriyorsunuz?”
وإذ قالت أمة منهم لم تعظون قوما ٱلله مهلكهم أو معذبهم عذابا شديدا
Dediler ki: “Vasinizin katında bir özür olsun diye; belki sakınırlar.”
قالوا معذرة إلى ربكم ولعلهم يتقون
Kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında, kötülüğü yasaklayanları kurtardık; zalimleri ise sınırı aştıkları için sert bir cezayla yakaladık.
فلما نسوا ما ذكروا به أنجينا ٱلذين ينهون عن ٱلسوء وأخذنا ٱلذين ظلموا بعذاب بيس بما كانوا يفسقون
Sonra kendilerine yasaklanana küstahça meydan okuyunca onlara dedik ki: “Kovulmuş maymunlar olun.”
فلما عتوا عن ما نهوا عنه قلنا لهم كونوا قردة خسين
Ve Vasin kamuya ilan ettiği zaman: Huzura Çıkış Günü'ne kadar, onlara kötü cezayı verecek olanları onların üzerine elbette uyandıracaktır.
وإذ تأذن ربك ليبعثن عليهم إلى يوم ٱلقيمة من يسومهم سوء ٱلعذاب
Vasin müeyyidede elbette çabuktur,
إن ربك لسريع ٱلعقاب
ve O elbette Çok Bağışlayandır, Esirgeyendir.
وإنه لغفور رحيم
Ve onları yeryüzünde topluluklara böldük:
وقطعنهم في ٱلأرض أمما
içlerinde sağlam olanlar var, ve içlerinde bunun altında kalanlar var.
منهم ٱلصلحون ومنهم دون ذلك
Ve onları iyilikler ve kötülüklerle sınadık, belki dönerler.
وبلونهم بٱلحسنت وٱلسيات لعلهم يرجعون
Sonra onların ardından, Yazı'yı miras alan bir kuşak geldi; bu aşağı dünyanın geçici varlıklarını alıyor ve “Bağışlanacağız” diyorlar; ve kendilerine buna benzer bir varlık yine gelirse, onu alıyorlar.
فخلف من بعدهم خلف ورثوا ٱلكتب يأخذون عرض هذا ٱلأدنى ويقولون سيغفر لنا وإن يأتهم عرض مثله يأخذوه
Yazı'nın kesin taahhüdü onlardan alınmadı mı: Tanrı hakkında haktan başka bir şey söylemeyeceklerine dair?
ألم يؤخذ عليهم ميثق ٱلكتب أن لا يقولوا على ٱلله إلا ٱلحق
Ve onun içindekini incelediler.
ودرسوا ما فيه
Oysa son yurt sakınanlar için daha iyidir.
وٱلدار ٱلءاخرة خير للذين يتقون
Akıl yürütmüyor musunuz?
أفلا تعقلون
Ve Yazı'ya sıkıca sarılanlar ve Temas'ı sürdürenler — Biz sağlamlaştıranların ödülünü şüphesiz yitip gitmeye bırakmayız.
وٱلذين يمسكون بٱلكتب وأقاموا ٱلصلوة إنا لا نضيع أجر ٱلمصلحين
Ve dağı, sanki bir gölgelikmiş gibi, onların üstünde koparıp kaldırdığımızda ve onlar üzerlerine çökeceğini varsaydıklarında:
وإذ نتقنا ٱلجبل فوقهم كأنه ظلة وظنوا أنه واقع بهم
“Size verdiğimizi güçle tutun ve içindekini hatırlayın, belki sakınırsınız.”
خذوا مآ ءاتينكم بقوة وٱذكروا ما فيه لعلكم تتقون
Ve Vasin, Âdem'in oğullarından, sırtlarından, onların soyunu aldığında ve onları kendilerine karşı tanık tuttuğunda: “Ben sizin Vasiniz değil miyim?” Dediler ki: “Bilakis, buna tanığız!”
وإذ أخذ ربك من بني ءادم من ظهورهم ذريتهم وأشهدهم على أنفسهم ألست بربكم قالوا بلى
Huzura Çıkış Günü'nde: “Biz şüphesiz bunu umursamazdık” demesinler diye, ya da: “Daha önce ortak koşanlar bizim atalarımızdı ve biz onlardan sonra yalnızca bir soyduk.
شهدنآ أن تقولوا يوم ٱلقيمة إنا كنا عن هذا غفلين أو تقولوا إنمآ أشرك ءابآؤنا من قبل وكنا ذرية من بعدهم
Sahtenin ustalarının yaptığı yüzünden bizi yok eder misin?”
أفتهلكنا بما فعل ٱلمبطلون
Böylece işaretleri ayrıntılandırırız, belki dönerler.
وكذلك نفصل ٱلءايت ولعلهم يرجعون
Ve onlara, kendisine işaretlerimizi verdiğimiz, ama onlardan sıyrılan kişinin aktarımını seslendir; bunun üzerine Saptırıcı onu izledi ve o başıboş dolaşanlardan oldu.
وٱتل عليهم نبأ ٱلذي ءاتينه ءايتنا فٱنسلخ منها فأتبعه ٱلشيطن فكان من ٱلغاوين
Ve dileseydik, onu bunlarla yükseltirdik; ama o yere yapıştı ve duygusunu izledi.
ولو شئنا لرفعنه بها ولكنه أخلد إلى ٱلأرض وٱتبع هوىه
Onun örneği köpeğin örneğidir: üzerine yüklenirsen soluyor, bırakırsan yine soluyor.
فمثله كمثل ٱلكلب إن تحمل عليه يلهث أو تتركه يلهث
İşte işaretlerimizi yalanlayan halkın örneği budur.
ذلك مثل ٱلقوم ٱلذين كذبوا بايتنا
Öyleyse anlatıyı anlat, belki düşünürler.
فٱقصص ٱلقصص لعلهم يتفكرون
İşaretlerimizi yalanlayan ve kendilerine karşı zalim olan halkın örneği ne kötüdür.
سآء مثلا ٱلقوم ٱلذين كذبوا بايتنا وأنفسهم كانوا يظلمون
Tanrı kime yol gösterirse, yol bulan odur;
من يهد ٱلله فهو ٱلمهتدي
ve kimin yolunu şaşırtırsa, kaybedenler onlardır.
ومن يضلل فأولئك هم ٱلخسرون
Ve Cehennem için, çok sayıda Gizli ve insan şüphesiz serpiştirdik;
ولقد ذرأنا لجهنم كثيرا من ٱلجن وٱلإنس
onların çekirdekleri var, ama onlarla kavramazlar,
لهم قلوب لا يفقهون بها
onların gözleri var, ama onlarla net görmezler,
ولهم أعين لا يبصرون بها
ve onların kulakları var, ama onlarla işitmezler.
ولهم ءاذان لا يسمعون بهآ
İşte davar gibi olanlar bunlardır — hayır, onlar daha da şaşkındır.
أولئك كٱلأنعم بل هم أضل
İşte umursamazlar bunlardır.
أولئك هم ٱلغفلون
Ve en güzel nitelikler Tanrı'ya aittir; Öyleyse O'nu onlarla çağırın,
ولله ٱلأسمآء ٱلحسنى فٱدعوه بها
ve O'nun niteliklerini çarpıtanları bırakın.
وذروا ٱلذين يلحدون في أسمئه
Yaptıklarının karşılığı onlara verilecek.
سيجزون ما كانوا يعملون
Ve yarattıklarımız arasında, hakka göre yol gösteren ve onunla adaletle davranan bir topluluk vardır.
وممن خلقنآ أمة يهدون بٱلحق وبه يعدلون
Ve işaretlerimizi yalanlayanları, bilmedikleri yerden yavaş yavaş sürükleyeceğiz ve Ben onlara müddet tanırım,
وٱلذين كذبوا بايتنا سنستدرجهم من حيث لا يعلمون وأملي لهم
çünkü Benim hilem sağlamdır.
إن كيدي متين
Hâlâ düşünmüyorlar mı?
أولم يتفكروا
Onların arkadaşında hiçbir zihin bulanıklığı yoktur.
ما بصاحبهم من جنة
O yalnızca açık bir uyarıcıdır.
إن هو إلا نذير مبين
Göklerin ve yerin egemen krallığına, Tanrı'nın yarattığı her şeye bakmadılar mı; ve belki de sürelerinin çoktan yaklaşmış olabileceğine?
أولم ينظروا في ملكوت ٱلسموت وٱلأرض وما خلق ٱلله من شىء وأن عسى أن يكون قد ٱقترب أجلهم
Bundan sonra hangi söze inanacaklar?
فبأى حديث بعده يؤمنون
Tanrı kimin yolunu şaşırtırsa, ona yol gösterecek kimse yoktur,
من يضلل ٱلله فلا هادي له
ve O onları, el yordamıyla ilerledikleri ölçüsüzlükleri içinde bırakır.
ويذرهم في طغينهم يعمهون
Sana Saat'i soruyorlar: ne zaman demir atacak?
يسلونك عن ٱلساعة أيان مرسىها
De ki: “Onun bilgisi yalnızca Vasimin katındadır;
قل إنما علمها عند ربي
O'ndan başka hiç kimse onu vaktinde açığa çıkaramaz.
لا يجليها لوقتهآ إلا هو
Göklerde ve yerde ağır basar;
ثقلت في ٱلسموت وٱلأرض
size ansızın gelmekten başka bir şekilde gelmeyecektir.”
لا تأتيكم إلا بغتة
Sanki onu sonuna kadar yoklamışsın gibi sana soruyorlar.
يسلونك كأنك حفي عنها
De ki: “Onun bilgisi yalnızca Tanrı'nın katındadır,
قل إنما علمها عند ٱلله
ama insanların çoğu bilmez.”
ولكن أكثر ٱلناس لا يعلمون
De ki: “Kendim için ne yarar ne de zarar sahibiyim, Tanrı'nın dilediği hariç.
قل لآ أملك لنفسي نفعا ولا ضرا إلا ما شآء ٱلله
Ve algılardan kaçanı bilseydim, şüphesiz bolca varlık biriktirirdim,
ولو كنت أعلم ٱلغيب لٱستكثرت من ٱلخير
ve kötülük bana dokunmazdı.
وما مسني ٱلسوء
Ben yalnızca bir uyarıcıyım,
إن أنا إلا نذير
ve inanan bir halk için bir müjdeciyim.”
وبشير لقوم يؤمنون
Sizi tek bir Özden yaratan, ve ondan eşini çıkaran O'dur; ki onun yanında dinginlik bulsun.
هو ٱلذي خلقكم من نفس وحدة وجعل منها زوجها ليسكن إليها
Ve onu örttüğünde, o hafif bir yük taşıdı ve onunla yoluna devam etti;
فلما تغشىها حملت حملا خفيفا فمرت به
ve yük ağırlaştığında, ikisi birlikte Vasileri olan Tanrı'yı çağırdılar: “Eğer bize sağlam bir çocuk verirsen, biz elbette minnettarlardan oluruz.”
فلمآ أثقلت دعوا ٱلله ربهما لئن ءاتيتنا صلحا لنكونن من ٱلشكرين
Ama O onlara sağlam bir çocuk verince, kendilerine verdiği şeyde O'na ortaklar kıldılar.
فلمآ ءاتىهما صلحا جعلا له شركآء فيمآ ءاتىهما
Oysa Tanrı, O'na ortak koştukları şeylerden çok üstündedir.
فتعلى ٱلله عما يشركون
Hiçbir şey yaratmayan, ve kendileri yaratılmış olanı mı O'na ortak koşuyorlar,
أيشركون ما لا يخلق شيا وهم يخلقون
ve onlara yardım edemeyen, kendi kendine de yardım edemeyeni?
ولا يستطيعون لهم نصرا ولآ أنفسهم ينصرون
Ve onları yol göstermeye çağırırsanız, sizi izlemezler.
وإن تدعوهم إلى ٱلهدى لا يتبعوكم
Sizin için fark etmez: onları çağırın ya da susmuş kalın.
سوآء عليكم أدعوتموهم أم أنتم صمتون
Tanrı'nın dışında çağırdıklarınız şüphesiz sizin gibi buyruğa uyanlardır;
إن ٱلذين تدعون من دون ٱلله عباد أمثالكم
öyleyse onları çağırın da size karşılık versinler, eğer doğru sözlüyseniz.
فٱدعوهم فليستجيبوا لكم إن كنتم صدقين
Onların yürüdükleri ayakları mı var?
ألهم أرجل يمشون بهآ
Ya da kavradıkları elleri mi var?
أم لهم أيد يبطشون بهآ
Ya da net gördükleri gözleri mi var?
أم لهم أعين يبصرون بهآ
Ya da işittikleri kulakları mı var?
أم لهم ءاذان يسمعون بها
De ki: “Ortaklarınızı çağırın, sonra bana karşı hile tezgâhlayın ve bana hiç mühlet vermeyin,
قل ٱدعوا شركآءكم ثم كيدون فلا تنظرون
çünkü benim Koruyucum Yazı'yı indiren Tanrı'dır,
إن ولي ٱلله ٱلذي نزل ٱلكتب
ve sağlam olanları koruyan O'dur.
وهو يتولى ٱلصلحين
Ve O'nun dışında çağırdıklarınız size yardım edemez, kendilerine de yardım edemezler.”
وٱلذين تدعون من دونه لا يستطيعون نصركم ولآ أنفسهم ينصرون
Ve onları yol göstermeye çağırırsanız, işitmezler;
وإن تدعوهم إلى ٱلهدى لا يسمعوا
ve onların sana baktığını görürsün, ama net görmezler.
وترىهم ينظرون إليك وهم لا يبصرون
Fazlalığı al,
خذ ٱلعفو
töreyle tanınanı emret,
وأمر بٱلعرف
ve cahillerden sıyrıl.
وأعرض عن ٱلجهلين
Ve Saptırıcı'dan bir dürtü seni dürterse, Tanrı'nın himayesine gir,
وإما ينزغنك من ٱلشيطن نزغ فٱستعذ بٱلله
çünkü O Her Şeyi İşitendir, Her Şeyi Bilendir.
إنه سميع عليم
Şüphesiz sakınanlar, Saptırıcı'dan bir devriye onlara dokunduğunda, hatırlarlar ve işte o zaman gözleri açılmıştır;
إن ٱلذين ٱتقوا إذا مسهم طئف من ٱلشيطن تذكروا فإذا هم مبصرون
oysa kardeşleri onları başıboşluğa her zaman daha da sürükler,
وإخونهم يمدونهم في ٱلغى
sonra durmazlar.
ثم لا يقصرون
Ve onlara bir işaret getirmediğinde, derler ki: “Onu kendin seçseydin ya!”
وإذا لم تأتهم باية قالوا لولا ٱجتبيتها
De ki: “Ben yalnızca Vasimden bana vahyedileni izlerim;
قل إنمآ أتبع ما يوحى إلى من ربي
bunlar Vasinizden gelen berrak görüşlerdir, inanan bir halk için yol göstermedir ve esirgemedir.”
هذا بصآئر من ربكم وهدى ورحمة لقوم يؤمنون
Ve bu Okuma okunduğunda, onu dinleyin ve susun, belki esirgenirsiniz.
وإذا قرئ ٱلقرءان فٱستمعوا له وأنصتوا لعلكم ترحمون
Ve Vasini içinden an, yalvararak ve korkuyla, sözü yüksek sesle söylemeden, sabah akşam, ve umursamazlardan olma.
وٱذكر ربك في نفسك تضرعا وخيفة ودون ٱلجهر من ٱلقول بٱلغدو وٱلءاصال ولا تكن من ٱلغفلين
Vasinin katındakiler, O'nun buyruğuna uymaya karşı kibirle şişmezler, O'nun şanını anarlar ve O'nun önünde yere kapanırlar.
إن ٱلذين عند ربك لا يستكبرون عن عبادته ويسبحونه وله يسجدون