الكهف
Al-Kahf
Unless God Wills
بسم ٱلله ٱلرحمن ٱلرحيم
Tanrı'nın adıyla, Tümüyle Esirgeyen, Esirgeyen.
Övgü, buyruğuna uyanın üzerine Yazı'yı indiren ve onda hiçbir eğrilik koymayan Tanrı'ya,
ٱلحمد لله ٱلذي أنزل على عبده ٱلكتب ولم يجعل له عوجا
dosdoğru — O'ndan gelen şiddetli bir sertliği uyarmak için, sağlam işler yapan inananlara, orada ebediyen kalacakları güzel bir ödülleri olacağını müjdelemek için ve “Tanrı bir çocuk edindi” diyenleri uyarmak için.
قيما لينذر بأسا شديدا من لدنه ويبشر ٱلمؤمنين ٱلذين يعملون ٱلصلحت أن لهم أجرا حسنا مكثين فيه أبدا وينذر ٱلذين قالوا ٱتخذ ٱلله ولدا
Bu konuda hiçbir bilgileri yoktur, atalarının da.
ما لهم به من علم ولا لءابآئهم
Ağızlarından çıkan söz ne kadar ağırdır!
كبرت كلمة تخرج من أفوههم
Yalandan başka bir şey demiyorlar.
إن يقولون إلا كذبا
Belki bu söze inanmazlarsa, onların ardından kendini kederden tüketirsin.
فلعلك بخع نفسك على ءاثرهم إن لم يؤمنوا بهذا ٱلحديث أسفا
Yeryüzündekini ona bir süs kıldık, onları sınamak için: hangisi en iyi davranıyor.
إنا جعلنا ما على ٱلأرض زينة لها لنبلوهم أيهم أحسن عملا
Ve Biz, üzerindekini elbette kupkuru bir yüzey kılacağız.
وإنا لجعلون ما عليها صعيدا جرزا
Yoksa Mağara'nın ve Rakim'in arkadaşlarının, işaretlerimiz arasında şaşılacak bir şey olduğunu mu sandın?
أم حسبت أن أصحب ٱلكهف وٱلرقيم كانوا من ءايتنا عجبا
Gençler Mağara'ya sığınıp şöyle dediklerinde: “Vasimiz, bize Senin katından bir esirgeme ver ve işimizde bize bir doğruluk yolu hazırla.”
إذ أوى ٱلفتية إلى ٱلكهف فقالوا ربنآ ءاتنا من لدنك رحمة وهيئ لنا من أمرنا رشدا
Böylece Mağara'da, sayılı seneler boyunca kulaklarını kapattık; sonra iki taraftan hangisinin geçirdikleri süreyi daha iyi saydığını ayırt etmek için onları uyandırdık.
فضربنا على ءاذانهم في ٱلكهف سنين عددا ثم بعثنهم لنعلم أى ٱلحزبين أحصى لما لبثوا أمدا
Biz sana onların aktarımını hak ile anlatıyoruz:
نحن نقص عليك نبأهم بٱلحق
onlar Vasilerine inanan gençlerdi ve Biz onları kılavuzda artırdık.
إنهم فتية ءامنوا بربهم وزدنهم هدى
Ve çekirdeklerini bağladık; ayağa kalkıp şöyle dedikleri zaman: “Vasimiz göklerin ve yerin Vasisidir; O'nun dışında hiçbir tanrıya asla yakarmayacağız — o zaman şüphesiz büyük bir aşırılık söylemiş olurduk.
وربطنا على قلوبهم إذ قاموا فقالوا ربنا رب ٱلسموت وٱلأرض لن ندعوا من دونه إلها لقد قلنآ إذا شططا
İşte halkımız, O'nun dışında tanrılar edindi: bunlar hakkında neden açık bir yetki getirmiyorlar?
هؤلآء قومنا ٱتخذوا من دونه ءالهة لولا يأتون عليهم بسلطن بين
Tanrı'ya karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir?
فمن أظلم ممن ٱفترى على ٱلله كذبا
Ve onlardan ve Tanrı dışında buyruğuna uydukları şeylerden ayrıldığınıza göre, Mağara'ya sığının: Vasiniz üzerinize esirgemesinden yayar ve işinizde size bir dayanak hazırlar.”
وإذ ٱعتزلتموهم وما يعبدون إلا ٱلله فأوا إلى ٱلكهف ينشر لكم ربكم من رحمته ويهيئ لكم من أمركم مرفقا
Ve güneşi görürdün, doğarken mağaralarından sağa doğru kaçınır, batarken onlara sol taraftan değerek geçerdi, onlar ise ondan uzakta bir çukurdaydılar.
وترى ٱلشمس إذا طلعت تزور عن كهفهم ذات ٱليمين وإذا غربت تقرضهم ذات ٱلشمال وهم في فجوة منه
Bu, Tanrı'nın işaretlerindendir.
ذلك من ءايت ٱلله
Tanrı kime yol gösterirse, işte o yol bulur,
من يهد ٱلله فهو ٱلمهتد
ve yolunu şaşırttığı kişiye asla onu sağgörülü kılacak bir koruyucu bulamazsın.
ومن يضلل فلن تجد له وليا مرشدا
Ve onları uyanık sanırdın, oysa uyuyorlardı.
وتحسبهم أيقاظا وهم رقود
Ve Biz onları sağa ve sola çeviriyorduk, köpekleri ise ayaklarını uzatmış olarak eşikte duruyordu.
ونقلبهم ذات ٱليمين وذات ٱلشمال وكلبهم بسط ذراعيه بٱلوصيد
Eğer onlara bakmış olsaydın, elbette kaçarak onlara sırtını dönerdin ve onların karşısında dehşetle dolardın.
لو ٱطلعت عليهم لوليت منهم فرارا ولملئت منهم رعبا
Böylece onları uyandırdık, kendi aralarında soru sorsunlar diye.
وكذلك بعثنهم ليتسآءلوا بينهم
İçlerinden biri dedi ki: “Ne kadar kaldınız?”
قال قآئل منهم كم لبثتم
Dediler ki: “Bir gün ya da bir günün bir kısmı kaldık.”
قالوا لبثنا يوما أو بعض يوم
Dediler ki: “Vasiniz ne kadar kaldığınızı en iyi bilendir; öyleyse içinizden birini şu gümüş paranızla Başkent'e doğru uyandırın, hangisinin yiyeceği daha temiz diye baksın, ondan size bir geçim getirsin ve ince davransın,
قالوا ربكم أعلم بما لبثتم فٱبعثوا أحدكم بورقكم هذه إلى ٱلمدينة فلينظر أيهآ أزكى طعاما فليأتكم برزق منه وليتلطف
ve varlığınızı kimseye hissettirmesin,
ولا يشعرن بكم أحدا
çünkü sizi ele geçirirlerse, sizi sürgün ederler ya da kendi öğretilerine döndürürler, o zaman asla başarıya eremezsiniz.”
إنهم إن يظهروا عليكم يرجموكم أو يعيدوكم في ملتهم ولن تفلحوا إذا أبدا
Böylece insanların onlara rastlamasını sağladık, Tanrı'nın vaadinin hak olduğunu ve Saat'te hiçbir kuşku bulunmadığını bilsinler diye,
وكذلك أعثرنا عليهم ليعلموا أن وعد ٱلله حق وأن ٱلساعة لا ريب فيهآ
aralarında işleri hakkında çatışmaya girdikleri ve “Üzerlerine bir yapı kurun” dedikleri zaman —
إذ يتنزعون بينهم أمرهم فقالوا ٱبنوا عليهم بنينا
Vasileri onları en iyi bilendir.
ربهم أعلم بهم
Bu işte üstün gelenler dedi ki: “Onların üzerine elbette bir yere kapanma yeri edineceğiz.”
قال ٱلذين غلبوا على أمرهم لنتخذن عليهم مسجدا
Diyecekler ki: “Üç, dördüncüleri köpekleri”,
سيقولون ثلثة رابعهم كلبهم
ve diyecekler ki: “Beş, altıncıları köpekleri”, algılardan kaçanı atarak,
ويقولون خمسة سادسهم كلبهم رجما بٱلغيب
ve diyecekler ki: “Yedi”,
ويقولون سبعة
köpekleri sekizincileri olarak.
وثامنهم كلبهم
De ki: “Vasim onların sayısını en iyi bilendir”;
قل ربي أعلم بعدتهم
onları, birkaçı dışında kimse bilmez.
ما يعلمهم إلا قليل
Öyleyse onlar hakkında yalnızca açıkta bir münakaşayla münakaşa et, ve onlar hakkında aralarından hiç kimseye danışma.
فلا تمار فيهم إلا مرآء ظهرا ولا تستفت فيهم منهم أحدا
Ve bir şey hakkında asla “Bunu yarın yapacağım” deme, Tanrı dilemedikçe.
ولا تقولن لشايء إني فاعل ذلك غدا إلآ أن يشآء ٱلله
Ve unuttuğunda Vasini an,
وٱذكر ربك إذا نسيت
ve de ki: “Olabilir ki Vasim bana bundan daha yakın bir doğruluğa yol göstersin.”
وقل عسى أن يهدين ربي لأقرب من هذا رشدا
Ve mağaralarında üç yüz sene kaldılar ve dokuz tane daha eklediler.
ولبثوا في كهفهم ثلث مائة سنين وٱزدادوا تسعا
De ki: “Tanrı ne kadar kaldıklarını en iyi bilendir:
قل ٱلله أعلم بما لبثوا
göklerde ve yerde algılardan kaçan O'nundur.
له غيب ٱلسموت وٱلأرض
O ne kadar iyi görür ve işitir!
أبصر به وأسمع
Onların O'nun dışında hiçbir koruyucusu yoktur,
ما لهم من دونه من ولي
ve O hükmüne kimseyi ortak koşmaz.”
ولا يشرك في حكمه أحدا
Ve Vasinin Yazı'sından sana vahyedileni seslendir: O'nun sözlerini hiç kimse değiştiremez,
وٱتل مآ أوحي إليك من كتاب ربك لا مبدل لكلمته
ve O'nun dışında hiçbir çekilecek yer bulamazsın.
ولن تجد من دونه ملتحدا
Ve sabırla, sabah ve akşam Vasilerine yakaranlarla birlikte kal, onlar O'nun doğrultusunu isterler,
وٱصبر نفسك مع ٱلذين يدعون ربهم بٱلغدوة وٱلعشي يريدون وجهه
ve gözlerin bu dünyadaki yaşamın süsünü isteyerek onların ötesine kaymasın;
ولا تعد عيناك عنهم تريد زينة ٱلحيوة ٱلدنيا
ve çekirdeğini Bizim hatırlatmamıza karşı dikkatsiz kıldığımız, duygusunu izlemiş ve işi aşırılık olan kimseye itaat etme.
ولا تطع من أغفلنا قلبه عن ذكرنا وٱتبع هوىه وكان أمره فرطا
Ve de ki: “Hak Vasinizdendir: dileyen inansın, dileyen yadsısın.”
وقل ٱلحق من ربكم فمن شآء فليؤمن ومن شآء فليكفر
Çünkü Biz zalimler için, çeperi onları kuşatan bir ateş hazırladık.
إنآ أعتدنا للظلمين نارا أحاط بهم سرادقها
Ve imdada çağırırlarsa, imdatlarına, yüzleri kavuran, erimiş maden gibi bir suyla yetişilir.
وإن يستغيثوا يغاثوا بمآء كٱلمهل يشوي ٱلوجوه
Ne berbat bir içecek!
بئس ٱلشراب
Ve ne kötü bir dinlenme yeri!
وسآءت مرتفقا
İnananlar ve sağlam işler yapanlar — Biz güzel iş yapanın ödülünün boşa gitmesine izin vermeyiz.
إن ٱلذين ءامنوا وعملوا ٱلصلحت إنا لا نضيع أجر من أحسن عملا
İşte kalıcılık Bahçeleri onlarındır; altlarından ırmaklar akar; orada altın bileziklerle süslenecekler, ince ipekten ve brokardan yeşil giysiler giyecekler, gösterişli divanlara dirseklerini dayayarak oturacaklar.
أولئك لهم جنت عدن تجري من تحتهم ٱلأنهر يحلون فيها من أساور من ذهب ويلبسون ثيابا خضرا من سندس وإستبرق متكين فيها على ٱلأرآئك
Ne mükemmel bir getiri!
نعم ٱلثواب
Ve ne güzel bir dinlenme yeri!
وحسنت مرتفقا
Ve onlara bir örnek çoğalt: iki adam; Biz onlardan birine iki asma bahçesi yaptık, onları hurma ağaçlarıyla çevirdik ve aralarına ekinler koyduk.
وٱضرب لهم مثلا رجلين جعلنا لأحدهما جنتين من أعنب وحففنهما بنخل وجعلنا بينهما زرعا
İki bahçenin her biri yiyeceğini verdi, hiçbir şeyde zulmetmeden,
كلتا ٱلجنتين ءاتت أكلها ولم تظلم منه شيا
ve aralarından bir ırmak fışkırttık; ve onun meyvelenmiş malları vardı.
وفجرنا خللهما نهرا وكان له ثمر
Arkadaşıyla karşılıklı konuşurken ona dedi: “Benim senden daha çok malım var ve sayıca daha güçlüyüm.”
فقال لصحبه وهو يحاوره أنا أكثر منك مالا وأعز نفرا
Ve kendine zulmederek bahçesine girdi,
ودخل جنته وهو ظالم لنفسه
ve dedi: “Bunun hiç sönüp gideceğini varsaymıyorum, Saat'in kalkacağını da varsaymıyorum; ve Vasime geri getirilsem bile, dönülecek yer olarak elbette bundan daha iyisini bulacağım.”
قال مآ أظن أن تبيد هذه أبدا ومآ أظن ٱلساعة قآئمة ولئن رددت إلى ربي لأجدن خيرا منها منقلبا
Arkadaşı onunla karşılıklı konuşurken ona dedi: “Seni topraktan, sonra bir damladan yaratan, sonra seni tam bir adam olarak biçimlendiren O'nu yadsıyor musun?
قال له صاحبه وهو يحاوره أكفرت بٱلذي خلقك من تراب ثم من نطفة ثم سوىك رجلا
Bana gelince, O Tanrı'dır, Vasimdir ve ben Vasime hiçbir kimseyi ortak koşmam.
لكنا هو ٱلله ربي ولآ أشرك بربي أحدا
Ve bahçene girerken neden demedin: ‘Tanrı'nın dilediği! Tanrı'dan başka hiçbir güç yoktur!’ —
ولولآ إذ دخلت جنتك قلت ما شآء ٱلله لا قوة إلا بٱلله
Beni senden daha az mal ve çocuk sahibi görüyorsan, Vasimin bana senin bahçenden daha iyisini vermesi, ve gökten onun üzerine sayılı bir bela göndermesi mümkündür; öyle ki kaygan bir kayalığa dönüşür, ya da suyu dibe çekilir de onu bir daha asla bulamazsın.”
إن ترن أنا أقل منك مالا وولدا فعسى ربي أن يؤتين خيرا من جنتك ويرسل عليها حسبانا من ٱلسمآء فتصبح صعيدا زلقا أو يصبح مآؤها غورا فلن تستطيع له طلبا
Ve meyvelenmiş malları kuşatıldı; öyle ki orada harcadıkları yüzünden avuçlarını bir o yana bir bu yana çevirmeye başladı, bahçe de yapılarına rağmen bomboştu, ve diyordu: “Keşke Vasime hiçbir kimseyi ortak koşmasaydım!”
وأحيط بثمره فأصبح يقلب كفيه على مآ أنفق فيها وهي خاوية على عروشها ويقول يليتني لم أشرك بربي أحدا
Ve Tanrı'nın dışında ona yardım edecek hiçbir taburu olmadı,
ولم تكن له فئة ينصرونه من دون ٱلله
ve kendine yardım edemedi.
وما كان منتصرا
Orada koruma, Hak olan Tanrı'ya aittir.
هنالك ٱلولية لله ٱلحق
O, getiri bakımından en iyisi ve sonuç bakımından en iyisidir.
هو خير ثوابا وخير عقبا
Ve onlara bu dünyadaki yaşamın örneğini çoğalt: o, Bizim gökten indirdiğimiz bir su gibidir; yerin bitkisi ona karışır, sonra rüzgârların savurduğu kuru bir samana döner —
وٱضرب لهم مثل ٱلحيوة ٱلدنيا كمآء أنزلنه من ٱلسمآء فٱختلط به نبات ٱلأرض فأصبح هشيما تذروه ٱلريح
Tanrı her şeye gücü yetendir.
وكان ٱلله على كل شىء مقتدرا
Mallar ve oğullar bu dünyadaki yaşamın süsüdür;
ٱلمال وٱلبنون زينة ٱلحيوة ٱلدنيا
ve dayanıklı ve sağlam işler, Vasinin katında getiri bakımından daha iyi, umut bakımından daha iyidir.
وٱلبقيت ٱلصلحت خير عند ربك ثوابا وخير أملا
Ve Bizim dağları harekete geçireceğimiz, senin yeri çırılçıplak göreceğin ve onları hiçbirini bırakmadan toplayacağımız gün.
ويوم نسير ٱلجبال وترى ٱلأرض بارزة وحشرنهم فلم نغادر منهم أحدا
Ve Vasinin önüne saf saf sunulacaklar:
وعرضوا على ربك صفا
“Sizi ilk kez nasıl yarattıysak, işte Bize şüphesiz öyle geldiniz;
لقد جئتمونا كما خلقنكم أول مرة
ama siz, Bizim size asla bir randevu belirlemeyeceğimizi iddia ediyordunuz.”
بل زعمتم ألن نجعل لكم موعدا
Ve kayıt konulacak, ve koparılmışların onun içindekinden ürktüğünü göreceksin,
ووضع ٱلكتب فترى ٱلمجرمين مشفقين مما فيه
ve diyecekler: “Vay hâlimize! Bu kayda ne oluyor ki ne küçük ne büyük hiçbir şeyi sayıp dökmeden bırakmıyor!”
ويقولون يويلتنا مال هذا ٱلكتب لا يغادر صغيرة ولا كبيرة إلآ أحصىها
Ve yaptıklarını hazır bulacaklar,
ووجدوا ما عملوا حاضرا
ve Vasin kimseye zulmetmez.
ولا يظلم ربك أحدا
Ve Görevlilere “Âdem'in önünde yere kapanın” dediğimizde, yere kapandılar,
وإذ قلنا للملئكة ٱسجدوا لءادم فسجدوا
İblis hariç: o Gizliler'dendi ve Vasisinin emrinin sınırını aştı.
إلآ إبليس كان من ٱلجن ففسق عن أمر ربه
Öyleyse onu ve soyunu Benim dışımda müttefikler mi ediniyorsunuz, oysa onlar sizin için düşmandır?
أفتتخذونه وذريته أوليآء من دوني وهم لكم عدو
Zalimler için ne berbat bir değişim!
بئس للظلمين بدلا
Onları göklerin ve yerin yaratılışına tanık tutmadım, kendi yaratılışlarına da; ve yolunu şaşırtanları asla kol edinmedim.
مآ أشهدتهم خلق ٱلسموت وٱلأرض ولا خلق أنفسهم وما كنت متخذ ٱلمضلين عضدا
Ve O'nun diyeceği gün: “İddia ettiğiniz ortaklarıma seslenin”, onları çağıracaklar, ama onlar kendilerine karşılık vermeyecek; ve Biz aralarına bir yıkım yeri koyacağız.
ويوم يقول نادوا شركآءي ٱلذين زعمتم فدعوهم فلم يستجيبوا لهم وجعلنا بينهم موبقا
Ve koparılmışlar Ateş'i görecek ve oraya yuvarlanacaklarını varsayacaklar, ondan uzaklaşacak hiçbir yol bulamadan.
ورءا ٱلمجرمون ٱلنار فظنوا أنهم مواقعوها ولم يجدوا عنها مصرفا
Biz bu Okuma'da insanlar için her türlü örneği şüphesiz çeşitlendirdik;
ولقد صرفنا في هذا ٱلقرءان للناس من كل مثل
ama insan, her şeyden çok tartışmaya yatkındır.
وكان ٱلإنسن أكثر شىء جدلا
Ve insanları, kendilerine kılavuz gelmişken inanmaktan ve Vasilerinden bağışlanma dilemekten alıkoyan hiçbir şey yoktur; başlarına öncekilerin normunun gelmesinden ya da cezanın yüz yüze gelmesinden başka.
وما منع ٱلناس أن يؤمنوا إذ جآءهم ٱلهدى ويستغفروا ربهم إلآ أن تأتيهم سنة ٱلأولين أو يأتيهم ٱلعذاب قبلا
Biz elçileri ancak müjdeciler ve uyarıcılar olarak göndeririz;
وما نرسل ٱلمرسلين إلا مبشرين ومنذرين
ve yadsıyanlar, onunla hakkı çürütmek için sahteyle tartışırlar,
ويجدل ٱلذين كفروا بٱلبطل ليدحضوا به ٱلحق
ve Benim işaretlerimi ve uyarıldıkları şeyi alaya aldılar.
وٱتخذوا ءايتي ومآ أنذروا هزوا
Ve Vasisinin işaretleri hatırlatılıp da onlardan sıyrılan ve ellerinin önden gönderdiğini unutan kimseden daha zalim kim vardır?
ومن أظلم ممن ذكر بايت ربه فأعرض عنها ونسي ما قدمت يداه
Biz onların çekirdeklerinin üzerine, onu kavramasınlar diye kılıflar, kulaklarına da bir sağırlık koyduk;
إنا جعلنا على قلوبهم أكنة أن يفقهوه وفي ءاذانهم وقرا
ve onları yol göstermeye çağırsan, asla yol bulmazlar.
وإن تدعهم إلى ٱلهدى فلن يهتدوا إذا أبدا
Vasin Çok Bağışlayandır, esirgeme sahibidir;
وربك ٱلغفور ذو ٱلرحمة
onları kazandıklarından dolayı yakalayacak olsaydı, cezayı onlara çabuklaştırırdı;
لو يؤاخذهم بما كسبوا لعجل لهم ٱلعذاب
ama onlar için bir randevu vardır; O'nun dışında kurtulacak hiçbir yer bulamayacaklar.
بل لهم موعد لن يجدوا من دونه موئلا
Ve şu kentleri, zulmettikleri zaman yok ettik, ve onların yok oluşu için bir randevu belirledik.
وتلك ٱلقرى أهلكنهم لما ظلموا وجعلنا لمهلكهم موعدا
Ve Musa genç arkadaşına dedi: “İki denizin birleştiği yere ulaşıncaya dek vazgeçmeyeceğim, uzun bir dönem gitmem gerekse bile.”
وإذ قال موسى لفتىه لآ أبرح حتى أبلغ مجمع ٱلبحرين أو أمضي حقبا
İki denizin birleştiği yere ulaştıklarında balıklarını unuttular; o da denizde bir yol tutup gitti, silinip giden bir serap gibi.
فلما بلغا مجمع بينهما نسيا حوتهما فٱتخذ سبيله في ٱلبحر سربا
Orayı geçtiklerinde genç arkadaşına dedi: “Bize yemeğimizi getir; biz bu yolculuğumuzda şüphesiz epey yorgunlukla karşılaştık.”
فلما جاوزا قال لفتىه ءاتنا غدآءنا لقد لقينا من سفرنا هذا نصبا
Dedi: “Gördün mü? Kayanın yanına sığındığımızda ben şüphesiz balığı unuttum —
قال أرءيت إذ أوينآ إلى ٱلصخرة فإني نسيت ٱلحوت
ve onu bana ancak Saptırıcı unutturdu, öyle ki onu anmayı düşünmedim —
ومآ أنسىنيه إلا ٱلشيطن أن أذكره
ve o denizde yolunu tuttu,
وٱتخذ سبيله في ٱلبحر
şaşırtıcı bir biçimde!”
عجبا
Dedi: “İşte aradığımız buydu.”
قال ذلك ما كنا نبغ
Bunun üzerine izlerinin üstünden, onları takip ederek geri döndüler ve buyruğa uyanlarımızdan buyruğa uyan birini buldular; ona katımızdan bir esirgeme vermiştik ve ona katımızdan bir bilgi öğretmiştik.
فٱرتدا على ءاثارهما قصصا فوجدا عبدا من عبادنآ ءاتينه رحمة من عندنا وعلمنه من لدنا علما
Musa ona dedi: “Seni izleyebilir miyim, sana öğretilenlerden bana bir doğruluk öğretmen koşuluyla?”
قال له موسى هل أتبعك على أن تعلمن مما علمت رشدا
Dedi: “Benimle asla sabredemezsin.
قال إنك لن تستطيع معي صبرا
Ve deneyimle kuşatmadığın şeye karşı nasıl sabredersin?”
وكيف تصبر على ما لم تحط به خبرا
Dedi: “Beni, Tanrı dilerse, sabırlı bulacaksın,
قال ستجدني إن شآء ٱلله صابرا
ve sana hiçbir emirde karşı gelmeyeceğim.”
ولآ أعصي لك أمرا
Dedi: “Öyleyse beni izlersen, ben sana onu anmadan önce hiçbir şey hakkında bana soru sorma.”
قال فإن ٱتبعتني فلا تسلني عن شىء حتى أحدث لك منه ذكرا
Böylece yola koyuldular, tekneye bindikleri ana dek: o onu deldi.
فٱنطلقا حتى إذا ركبا في ٱلسفينة خرقها
Dedi: “Onu içindekileri boğmak için mi deldin? Çok ağır bir şeye şüphesiz girişmiş oldun!”
قال أخرقتها لتغرق أهلها لقد جئت شيا إمرا
Dedi: “Sana, benimle asla sabredemeyeceğini demedim mi?”
قال ألم أقل إنك لن تستطيع معي صبرا
Dedi: “Unuttuğumdan dolayı beni yakalama ve işimde beni güçlükle ezme.”
قال لا تؤاخذني بما نسيت ولا ترهقني من أمري عسرا
Böylece yola koyuldular, bir oğlanla karşılaştıkları ana dek: o onu öldürdü. Dedi: “Başka bir Öz karşılığı olmaksızın arı bir Özü mü öldürdün? Görülmedik bir şeye şüphesiz girişmiş oldun!”
فٱنطلقا حتى إذا لقيا غلما فقتله قال أقتلت نفسا زكية بغير نفس لقد جئت شيا نكرا
Dedi: “Sana, benimle asla sabredemeyeceğini demedim mi?”
قال ألم أقل لك إنك لن تستطيع معي صبرا
Dedi: “Bundan sonra sana bir şey hakkında yine soru sorarsam, bana eşlik etme; o zaman benim tarafımdan bir özür elde etmiş olursun.”
قال إن سألتك عن شىء بعدها فلا تصحبني قد بلغت من لدني عذرا
Böylece yola koyuldular, bir kentin ehlinin yanına vardıklarında onlardan yiyecek istedikleri ana dek; ama onlar kendilerini ağırlamayı reddettiler. Orada çökmek isteyen bir duvar buldular, o da onu doğrulttu.
فٱنطلقا حتى إذآ أتيآ أهل قرية ٱستطعمآ أهلها فأبوا أن يضيفوهما فوجدا فيها جدارا يريد أن ينقض فأقامه
Dedi: “Dileseydin, bunun için bir ödül edinirdin.”
قال لو شئت لتخذت عليه أجرا
Dedi: “İşte seninle benim aramdaki ayrılık;
قال هذا فراق بيني وبينك
Sana, sabırla katlanmaya gücünün yetmediği şeyin öngörüsünü aktaracağım.
سأنبئك بتأويل ما لم تستطع عليه صبرا
Tekneye gelince, o denizde çalışan muhtaçlarındı; onu kusurlu kılmak istedim, çünkü onların ötesinde her tekneyi zorla alan bir kral vardı.
أما ٱلسفينة فكانت لمسكين يعملون في ٱلبحر فأردت أن أعيبها وكان ورآءهم ملك يأخذ كل سفينة غصبا
Oğlana gelince, babası ve annesi inanan kişilerdi, ve biz onları taşkınlık ve yadsımayla ezmesinden çekindik,
وأما ٱلغلم فكان أبواه مؤمنين فخشينآ أن يرهقهما طغينا وكفرا
ve Vasilerinin onlara, onun yerine, arılık bakımından ondan daha iyisini ve esirgeme bakımından daha yakınını vermesini istedik.
فأردنآ أن يبدلهما ربهما خيرا منه زكوة وأقرب رحما
Duvara gelince, o Başkent'teki iki yetim oğlanındı ve altında onlara ait bir hazine vardı;
وأما ٱلجدار فكان لغلمين يتيمين في ٱلمدينة وكان تحته كنز لهما
babaları sağlamdı, ve Vasin tam erginliklerine erişmelerini ve hazinelerini kendilerinin çıkarmasını istedi, Vasinin esirgemesiyle;
وكان أبوهما صلحا فأراد ربك أن يبلغآ أشدهما ويستخرجا كنزهما رحمة من ربك
ve bunu kendi başıma yapmadım.
وما فعلته عن أمري
İşte sabırla katlanamadığın şeyin öngörüsü bu.”
ذلك تأويل ما لم تسطع عليه صبرا
Ve sana İki Yoldaşın Sahibi'ni soruyorlar.
ويسلونك عن ذي ٱلقرنين
De ki: “Size ondan bir hatırlatma seslendireceğim.”
قل سأتلوا عليكم منه ذكرا
Biz onu yeryüzüne yerleştirdik ve ona her şeyden bir bağ verdik; o da bir bağı izledi, güneşin battığı yere ulaştığında onu çamurlu bir kaynakta batarken buldu ve yanında bir halk buldu.
إنا مكنا له في ٱلأرض وءاتينه من كل شىء سببا فأتبع سببا حتى إذا بلغ مغرب ٱلشمس وجدها تغرب في عين حمئة ووجد عندها قوما
Biz dedik: “Ey İki Yoldaşın Sahibi, ya cezalandırırsın ya da onlara karşı güzel bir davranış benimsersin.”
قلنا يذا ٱلقرنين إمآ أن تعذب وإمآ أن تتخذ فيهم حسنا
Dedi: “Zulmedeni biz cezalandıracağız; sonra o Vasisine döndürülecek, O da onu görülmedik bir cezayla cezalandıracak.
قال أما من ظلم فسوف نعذبه ثم يرد إلى ربه فيعذبه عذابا نكرا
İnanan ve sağlam bir iş yapana gelince, onun karşılığı en güzeldir,
وأما من ءامن وعمل صلحا فله جزآء ٱلحسنى
ve biz ona işimizden kolay bir söz diyeceğiz.”
وسنقول له من أمرنا يسرا
Sonra bir bağı izledi, güneşin doğduğu yere ulaştığında onu, kendisinin berisinde hiçbir korunak yapmadığımız bir halkın üzerine doğarken buldu. İşte böyle oldu.
ثم أتبع سببا حتى إذا بلغ مطلع ٱلشمس وجدها تطلع على قوم لم نجعل لهم من دونها سترا كذلك
Ve Biz onun yanındaki her şeyi haberdarlıkla kuşatmıştık.
وقد أحطنا بما لديه خبرا
Sonra bir bağı izledi, iki setin arasındaki aralığa ulaştığında onların berisinde hemen hiçbir sözü anlamayan bir halk buldu.
ثم أتبع سببا حتى إذا بلغ بين ٱلسدين وجد من دونهما قوما لا يكادون يفقهون قولا
Dediler: “Ey İki Yoldaşın Sahibi, Yecüc ve Mecüc yeryüzünde bozgunculuk yayıyorlar; bizimle onlar arasına bir set koyman koşuluyla sana bir haraç verelim mi?”
قالوا يذا ٱلقرنين إن يأجوج ومأجوج مفسدون في ٱلأرض فهل نجعل لك خرجا على أن تجعل بيننا وبينهم سدا
Dedi: “Vasimin beni yerleştirdiği şey daha iyidir;
قال ما مكني فيه ربي خير
öyleyse bana güçle destek olun, ben sizinle onlar arasına bir sur koyayım.
فأعينوني بقوة أجعل بينكم وبينهم ردما
Bana demir kütleleri getirin.”
ءاتوني زبر ٱلحديد
Sonra iki yamacın arasını eşitleyince dedi: “Üfleyin!”
حتى إذا ساوى بين ٱلصدفين قال ٱنفخوا
Sonra onu ateş haline getirince dedi: “Bana neft getirin, üzerine dökeyim.”
حتى إذا جعله نارا قال ءاتوني أفرغ عليه قطرا
Onu devirebilmeleri mümkün olmadı ve ona bir gedik açmaya güçleri yetmedi.
فما ٱسطعوا أن يظهروه وما ٱستطعوا له نقبا
Dedi: “Bu Vasimden bir esirgemedir;
قال هذا رحمة من ربي
ama Vasimin vaadi geldiğinde, O onu yassılaştıracak — ve Vasimin vaadi haktır.”
فإذا جآء وعد ربي جعله دكآء وكان وعد ربي حقا
Ve Biz o gün, bir kısmını bir kısmının üzerine dalga dalga akmaya bırakacağız,
وتركنا بعضهم يومئذ يموج في بعض
ve Boru'ya üfürülecek, ve Biz onları tek bir bir araya getirişle bir araya getireceğiz.
ونفخ في ٱلصور فجمعنهم جمعا
Ve Biz o gün Cehennem'i yadsıyanlara apaçık sunacağız — gözleri Benim hatırlatmamdan uzakta bir perde altında olanlara ve hiçbir şey işitemeyenlere.
وعرضنا جهنم يومئذ للكفرين عرضا ٱلذين كانت أعينهم في غطآء عن ذكري وكانوا لا يستطيعون سمعا
Yadsıyanlar, buyruğa uyanlarımı Benim dışımda müttefikler edinebileceklerini mi düşündüler?
أفحسب ٱلذين كفروا أن يتخذوا عبادي من دوني أوليآء
Biz şüphesiz Cehennem'i yadsıyanlar için bir ağırlanma yeri olarak hazırladık.
إنآ أعتدنا جهنم للكفرين نزلا
De ki: “Size işler bakımından en büyük kaybedenleri aktarayım mı — bu dünyadaki yaşamda çabası yolunu şaşırmış olanları, oysa iyi iş yaptıklarını düşünüyorlar?”
قل هل ننبئكم بٱلأخسرين أعملا ٱلذين ضل سعيهم في ٱلحيوة ٱلدنيا وهم يحسبون أنهم يحسنون صنعا
İşte onlar Vasilerinin işaretlerini ve O'nunla karşılaşmayı yadsıyanlardır: işleri çöktü, ve Biz Huzura Çıkış Günü onlara hiçbir tartı vermeyeceğiz.
أولئك ٱلذين كفروا بايت ربهم ولقآئه فحبطت أعملهم فلا نقيم لهم يوم ٱلقيمة وزنا
İşte: karşılıkları Cehennem'dir, yadsıdıkları ve Benim işaretlerimi ve elçilerimi alaya aldıkları için.
ذلك جزآؤهم جهنم بما كفروا وٱتخذوا ءايتي ورسلي هزوا
İnananlar ve sağlam işler yapanlar şüphesiz ağırlanma yeri olarak Firdaws Bahçeleri'ne sahip olacaklar; orada sonsuza dek kalacaklar, oradan başka yere nakledilmeyi istemeden.
إن ٱلذين ءامنوا وعملوا ٱلصلحت كانت لهم جنت ٱلفردوس نزلا خلدين فيها لا يبغون عنها حولا
De ki: “Deniz Vasimin sözcükleri için bir mürekkep olsaydı, Vasimin sözcükleri tükenmeden önce deniz tükenirdi, Biz bir benzerini destek olarak getirsek bile.”
قل لو كان ٱلبحر مدادا لكلمت ربي لنفد ٱلبحر قبل أن تنفد كلمت ربي ولو جئنا بمثله مددا
De ki: “Ben yalnızca sizin gibi bir insanım; bana, sizin tanrınızın tek bir tanrı olduğu vahyedilir.
قل إنمآ أنا بشر مثلكم يوحى إلى أنمآ إلهكم إله وحد
Öyleyse kim Vasisiyle karşılaşmayı umuyorsa, sağlam bir iş yapsın ve Vasisine buyruğa uymada hiç kimseyi ortak koşmasın.”
فمن كان يرجوا لقآء ربه فليعمل عملا صلحا ولا يشرك بعبادة ربه أحدا